Kraliçenin Bahçesi

Karanlıktaki Yabancı

Yazar:

Kraliçenin Bahçesi - Young Ladyyy kitap kapağı
Kraliçenin Bahçesi kitap kapağı

Emma nefes almayı bile bıraktı. Elindeki yağ lambasının titrek alevi, avucuyla örttüğü için neredeyse tamamen sönmek üzereydi. Yeraltı odası karanlığa gömülmüş, yalnızca merdivenlerden süzülen ince ışık çizgisi kalmıştı. Siyah çizmeler ilk basamağa bastı. “Tak…” İkinci basamak… “Tak…” Emma’nın kalbi göğsüne vuruyordu. Kaçmalı mıydı? Hayır. Merdivenlerin tek çıkışı onun bulunduğu yerdi. Saklanmalıydı. Hızla gözlerini odanın içinde gezdirdi. Sağ tarafta tavana kadar uzanan eski rafların arasında dar bir boşluk vardı. Sessizce geri çekildi, kendini rafların arasına sıkıştırdı. Nefesini tutarak merdivenlere baktı. Ayak sesleri yaklaşmaya devam ediyordu. “Tak…” “Tak…” “Tak…” Son basamak… Ve ardından uzun siyah bir pelerin karanlığın içinden süzüldü. Yabancı elindeki feneri kaldırdı. Sarı ışık odanın içinde dolaşmaya başladı.Emma gözlerini sıkıca kapattı. Işık birkaç santimetre ötesinden geçti. Onu görmemişti… en azından henüz. Yabancı ağır adımlarla odanın ortasına geldi. Boyu oldukça uzundu. Yüzü, geniş şapkasının gölgesinde seçilmiyordu. Eldivenli elleriyle rafları tek tek inceliyordu. Sanki aradığı şeyi biliyordu. Emma korkuyla onu izliyordu. “Ne arıyor?” Yabancı sonunda dedesinin defterini fark etti. Az önce Emma’nın elinde olan defteri aldı. Sayfalarını hızla çevirdi. Bir an durdu. Sonra boğuk ama öfkeli bir ses duyuldu. “Geç kalmışım…”Emma’nın tüyleri diken diken oldu. Demek gerçekten defteri almaya gelmişti. Adam birden başını kaldırdı. Kaşları çatıldı. Yere baktı. Emma’nın ayak izleri… Yeraltı odasının ince toz tabakasında hâlâ duruyordu. Yabancı diz çöktü. Parmağını izin üzerinde gezdirdi. Sonra yavaşça gülümsedi. “Soğumamış…” Emma’nın içi buz kesti. Adam fısıldadı.“Demek hâlâ buradasın.” Emma’nın nefesi kesildi. Artık saklandığını biliyordu. Yabancı yavaşça ayağa kalktı. Hiç acele etmiyordu. Sanki avını korkutmak istiyordu. Fenerini kaldırıp rafların arasına doğru çevirdi. Işık yavaş yavaş Emma’nın bulunduğu yere yaklaşıyordu. Önce eski saksılar… Sonra boş raflar… Sonra… Emma’nın saklandığı dar boşluk… Emma gözlerini kapattı. “Lütfen…” Işık tam yüzüne ulaşacakken… Yukarıdan güçlü bir ses yankılandı. “Orada kim var?” Bu, nöbetçi muhafızlardan biriydi. Yabancı bir an durdu. Başını yukarı çevirdi. Muhafız tekrar seslendi. “Kim var aşağıda?” Adam sessizce küfretti. Bir anlık kararsızlığın ardından fenerini söndürdü. Yeraltı odası zifiri karanlığa büründü. Emma hiçbir şey göremiyordu. Sadece hareket eden kumaşın sesini duyuyordu. Sonra… Bir rüzgâr gibi yanından geçti. O kadar yakındı ki pelerininin eteği Emma’nın koluna değdi. Genç kadın irkilmemek için bütün gücüyle kendini tuttu. Bir saniye bile hareket etse yakalanacaktı. Adam hızla merdivenlere yöneldi. Basamakları ikişer ikişer çıktı. Kapak gürültüyle kapandı. Yeraltı odası yeniden sessizliğe gömüldü. Emma olduğu yerde birkaç dakika kıpırdayamadı. Bacakları titriyordu. Nihayet cesaretini toplayıp lambayı yeniden yaktı. Odanın ortasına geldiğinde nefesi yeniden kesildi. Adam gitmeden önce bir şey bırakmıştı. Yerde, tam Emma’nın biraz önce durduğu yerde… Tek bir siyah gül vardı. Üzerine kırmızı bir ip bağlanmıştı. İpin altında ise küçücük bir not duruyordu. Emma titreyen elleriyle notu açtı. Üzerinde yalnızca tek cümle yazıyordu. “Seni buldum, Emma.” Emma’nın yüzündeki bütün renk çekildi. Bu kişi yalnızca yeraltı odasını bilmiyordu… Onun adını da biliyordu. Ve bu, Emma’nın düşündüğünden çok daha büyük bir oyunun içine çekildiği anlamına geliyordu.

Bölümün tamamını WritePad'de oku