Sisin İçindeki Adam
Yazar: Young Ladyyy

“Bana… baba de.” Emma’nın bütün bedeni buz kesti. Kalbi öyle sert çarpıyordu ki göğsünü parçalayacakmış gibi hissediyordu. Sis, bahçenin tamamını yutmuştu. Kraliçe yoktu. Elias yoktu. Thomas… Başkomutan Adrian… Hiçbiri görünmüyordu. Sadece o ses vardı ve Emma’nın çocukluğundan beri özlediği o sıcak ton “Emma…buraya gel.” Emma’nın gözlerinden yaşlar süzüldü. “Sen… öldün.” Sessizlik oldu. Sonra aynı ses, buruk bir gülümsemeyle konuştu. “Öldüğümü sana kim söyledi?” Emma’nın boğazı düğümlendi. “Cenazeni kaldırdık…Mezarını ziyaret ettim.” “O mezarda ben yoktum.” Emma olduğu yerde dondu. Hayatı boyunca inandığı her şey, saniyeler içinde parçalanıyordu. Sis hafifçe hareket etti. Önünde bulanık bir siluet belirdi. Uzun boylu… Omuzları hafifçe öne eğilmiş… Saçlarına aklar düşmüş… Emma onu daha yüzünü görmeden tanımıştı. Çünkü yürüyüşü aynıydı. Her sabah bahçeye giderken ağır ama kararlı adımlarla yürürdü. Sol ayağını hafifçe dışarı basardı. Çocukken onu taklit eder, Armand da gülerek, “Benim gibi yürürsen bütün gün belin ağrır.” derdi. Emma’nın dizleri titremeye başladı. “Hayır…” Siluet birkaç adım daha yaklaştı. Sis yavaş yavaş dağıldı ve… Emma’nın nefesi kesildi. Karşısında gerçekten Armand duruyordu. Aynı yüz… Aynı kırışıklıklar… Aynı sıcak bakışlar… Ama…bir fark vardı. Yıllardır bastonla yürüyen yaşlı adam gitmişti. Dimdik ayakta duruyordu. Yüzündeki yorgunluk kaybolmuştu. Sanki yirmi yıl gençleşmişti. Emma’nın dudakları titredi. “Dede…” Armand gözlerini kapattı. Acıyla gülümsedi. “Yine dede…demek bunu değiştirmek gerçekten zor olacak.” Emma bir anda koştu. Hiç düşünmeden… Yıllardır özlediği adama sarıldı. Kollarını onun boynuna doladı. Hıçkırıkları bahçede yankılandı. “Öldüğünü söylediler…Neden? Neden beni yalnız bıraktın?” Armand’ın elleri titreyerek kızın sırtına dokundu. “Affet beni. Başka çarem yoktu. Bir gün beni anlayacağını umdum.” Emma geri çekildi. Gözyaşlarının arasından ona baktı. “Anlamıyorum! Hiçbir şey anlamıyorum! Beni neden kandırdın? Neden öldün sandım? Neden?” Armand cevap vermeden önce gözlerini kapattı. Sanki bu anı yıllardır beklemiş ama gelmesini hiç istememişti. “Çünkü…yaşadığımı bilen herkes ölüyordu.” Emma’nın nefesi kesildi. Armand cebinden eski, deri bir kese çıkardı. Emma onu hemen tanıdı. Dedesi… bu keseyi yanından hiç ayırmazdı. İçinden küçük bir tahta düdük çıkardı. Çocukken Emma ne zaman bahçede kaybolsa, Armand bu düdüğü çalar, sesini takip ederek onu bulurdu. Adam düdüğü Emma’nın avucuna bıraktı. “Hatırlıyor musun?” Emma başını salladı. “Evet…” “Bir gün sana ne demiştim?” Emma gözlerini kapattı. Anılar peş peşe gelmeye başladı. Yedi yaşındaydı. Bahçede ağlamıştı. Armand onu bulduğunda diz çökmüş ve şöyle demişti: “Bir gün herkes sana yalan söyleyebilir ama çocukluğundan kalan hatıralar asla yalan söylemez.” Emma’nın gözleri açıldı. Bir anda bir ayrıntı zihnine çarptı. “Hayır…Bu…” Armand sessizce başını salladı.“Evet. O günü hatırla.” Emma hafızasını zorladı. O gün…yağmur yağıyordu. Bir kadın kulübenin önüne gelmişti. Yüzünü görememişti. Çünkü siyah bir tül örtüyordu. Kadın eğilmiş… Emma’nın saçlarını okşamıştı ve giderken ağlamıştı. Emma o zaman bunun dedesinin eski bir tanıdığı olduğunu sanmıştı. “Onu hatırladın mı?” Emma’nın sesi titriyordu. “Evet. O kimdi?” Armand’ın gözleri doldu. “Annen.” Emma’nın dizleri çözüldü. “Annem…ama…bana annemle babamın öldüğünü söylemiştin.” Armand derin bir nefes aldı. “Hayır.Ben…anneni öldü sanıyordum.” Emma’nın yüzündeki ifade değişti. “Ne?” “O gece saray yandığında herkes aynı şeyi sandı. Tabi ben de ama yıllar sonra…yaşadığını öğrendim.” Emma’nın gözleri büyüdü. “Yaşıyor mu?” Armand cevap verecekti ki… Bir anda yüzündeki ifade değişti. Gözleri Emma’nın arkasına kilitlendi. Mutlu bakışları yerini dehşete bıraktı. “Emma…” Sesi bu kez fısıltıdan ibaretti. “Yavaşça…arkana bak.” Emma’nın kalbi yeniden hızlandı. Arkasını dönmek istemiyordu ama Armand’ın yüzündeki korkuyu hayatında hiç görmemişti.Yavaşça döndü. Sis dağılmaya başlamıştı. Taş kapı tamamen açılmıştı. Ka…