Kraliçenin Bahçesi

Emanetin Uyanışı

Yazar:

Kraliçenin Bahçesi - Young Ladyyy kitap kapağı
Kraliçenin Bahçesi kitap kapağı

Yeraltındaki odada çıt çıkmıyordu Emma’nın eli, siyah sandığın üzerinde birkaç santimetre havada durmuştu. Parmaklarının ucunda hafif bir sıcaklık hissetmeye başladı. Önce bunun heyecandan olduğunu sandı ama sıcaklık giderek arttı. Sanki sandığın içinden görünmez bir güç avucuna doğru uzanıyordu. “Emma…”Kraliçe Isolde’nin sesi sakindi. “Sakın acele etme.” Thomas ise bir adım öne çıktı. “Majesteleri, buna izin veremezsiniz.” Elias hemen onun önüne geçti. “Bir adım daha atarsan seni durdururum.” Thomas acı bir tebessümle başını salladı. “Hâlâ aynı hatayı yapıyorsunuz.” Başkomutan Adrian da ilk kez bulunduğu yerden içeri girdi. Artık herkes aynı odadaydı. Yıllardır birbirinden saklanan insanlar… İlk kez aynı çatının altında buluşmuştu. Emma ise hâlâ sandığa bakıyordu. Birden dedesinin sesi kulaklarında yankılandı. Çocukken bir akşamüstü… Henüz on yaşındaydı. Armand ona küçük bir tohum uzatmıştı. “Emma…Bir tohumu açmaya çalışırsan onu öldürürsün ama zamanı geldiğinde…Hiç dokunmadan bile filizlenir.” Emma o gün bunun yalnızca bahçıvanlıkla ilgili bir öğüt olduğunu sanmıştı. Şimdi ise anlıyordu. Dedesi yalnızca çiçeklerden bahsetmiyordu. Derin bir nefes aldı ve elini geri çekti. Odanın içinde bekleyen herkes şaşkınlıkla ona baktı. Thomas kaşlarını çattı. “Açmayacak mısın?” Emma başını kaldırdı. “Hayır.” “Neden?” “Çünkü…Dedem bana hiçbir zaman acele karar vermemeyi öğretti.” Kraliçe Isolde’nin dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme belirdi. Elias’ın gözleri doldu. Sanki Armand’ı yeniden görmüş gibiydi. Tam o anda… Siyah sandığın üzerindeki altın yazılar parlamaya başladı. Kimse dokunmamıştı. Buna rağmen sandığın çevresinde ince, yeşilimsi bir ışık dolaşıyordu. Emma şaşkınlıkla geri çekildi. “Bu…” Kraliçe fısıldadı. “Başladı.” Taş odanın duvarlarına oyulmuş bütün çiçek motifleri birer birer ışıldamaya başladı. Güller… Zambaklar… Laleler… Menekşeler… Hepsi aynı anda yeşil bir ışıkla parlıyordu. Yer hafifçe sarsıldı. Sandığın kapağından ince bir çizgi hâlinde ışık yükseldi. Sonra… Kapağı kendi kendine açıldı. İçinden ne altın çıktı… Ne mücevher… Ne de eski bir silah… Yalnızca küçük, kristal bir tohum… Emma şaşkınlıkla eğildi. Tohum, avuç içine sığacak kadar küçüktü ama içinde sanki bir yıldız parlıyordu. Işığı sürekli değişiyordu. Bazen yeşil… Bazen altın… Bazen de mavi… Odanın içindeki herkes sessizce ona bakıyordu. Thomas’ın yüzündeki bütün ifade kaybolmuştu. “Efsane…” diye fısıldadı. “Demek gerçekmiş.” Kraliçe diz çöktü. Hayatında ilk kez bir kraliçe, bir bahçıvanın torununun önünde diz çöküyordu “Emma…O tohumun adı…Yaşam Tohumu.” Emma yavaşça başını kaldırdı. “Ne işe yarıyor?” Kraliçe cevap vermeden önce derin bir nefes aldı. “Bu krallık…yalnızca taş duvarlar üzerine kurulmadı. İlk kraliçe…sarayı bu tohumun yetiştiği bahçenin üzerine inşa etti.” Emma’nın kalbi hızlandı. Yani…”Kraliçenin Bahçesi…gerçekten sıradan bir bahçe değil.” Kraliçe başını salladı. “Hayır. Bu bahçe…krallığın kalbi.” Elias yavaşça söze girdi. “Yüzyıllardır bu tohum filizlenmedi. Çünkü…onu uyandıracak kişi doğmamıştı.” Emma istemsizce tohuma baktı. “Ben mi?” Başkomutan Adrian sessizce konuştu. “Biz öyle sanıyorduk.” Thomas ise ilk kez Emma’ya korkuyla baktı. “Eğer o tohum filizlenirse…her şey değişecek.” Emma kaşlarını çattı. “Ne değişecek?” Thomas cevap verdi. “Yalanlar sona erecek.” Bu söz odada yankılandı. Kimse konuşmadı. Çünkü herkes aynı şeyi düşünüyordu. Yalanlar… Hangi yalanlar? Kraliçe mi? Armand mı? Elias mı? Yoksa Thomas mı? Tam o sırada Emma’nın avucundaki kristal tohum aniden daha güçlü parladı. Öyle güçlü ki herkes gözlerini kapatmak zorunda kaldı. Ardından odanın içinde tatlı bir çiçek kokusu yayıldı. Hiç kimsenin daha önce duymadığı bir kuş sesi yankılandı ve…yeraltındaki taş duvarlardan ince yeşil filizler çıkmaya başladı. Filizler saniyeler içinde büyüyerek bütün duvarları sardı. Emma hayranlıkla onları izliyordu. Sonra filizlerden biri yavaşça uzandı ve Emma’nın bileğine dolandı. Hiç acıtmıyordu. Aksine… Sıcacıktı. Sanki onu tanıyordu. Bir…

Bölümün tamamını WritePad'de oku