İki Ses, Tek Gölge
Yazar: Young Ladyyy

Lily’nin fısıltısı odanın içindeki havayı değiştirmişti. “Kapının önünde yalnızca bir kişinin gölgesi var…” Emma yavaşça doğruldu. Kalbi yeniden hızlanmıştı. Az önce duyduğu iki ses birbirinden tamamen farklıydı. Biri sakindi… Diğeri daha sertti. Üstelik konuşmalar sırasında sesler aynı yerden gelmiyordu. Bunu o da fark etmişti. Başta heyecandan yanıldığını düşünmüştü. Şimdi Lily de aynı şeyi söylüyordu. Elias yavaşça kapıya yaklaştı. Kimseye ses etmemesi için eliyle işaret etti. Sonra diz çöküp kapının altındaki dar boşluktan dışarı baktı. Uzun süre hiç kıpırdamadı. Emma nefesini tuttu. Yaşlı adam yavaşça ayağa kalktı. Yüzü bembeyaz olmuştu. “Doğru söylüyor…” diye fısıldadı. “Orada yalnız.” Emma dayanamadı. “Peki ikinci ses?” Elias’ın gözleri karanlık koridora çevrildi. “O…insan sesi değildi.” Kapının ardından yine Başkomutan konuştu. “Emma…Kararını verdin mi?” Bu kez sesi daha yakındı. Sanki tam kapıya yaslanmıştı. Emma cevap vermedi. Sessizlik uzayınca adam tekrar konuştu. “Biliyorum… Elias sana benden korkmanı söyledi ama sana tek bir soru soracağım. Armand sana hiç neden bahçedeki bazı çiçeklere dokunmaman gerektiğini anlattı mı?” Emma irkildi. Hayır. Dedesi gerçekten de bahçenin bazı bölümlerine yaklaşmasına izin vermezdi. Özellikle kuzey taraftaki siyah güller… ve eski servi ağaçlarının bulunduğu alan… Çocukken defalarca nedenini sormuştu. Armand ise hep aynı cevabı vermişti. “Her çiçeğin zamanı vardır.” O zaman bu sözün gerçek anlamını hiç düşünmemişti. Başkomutan konuşmaya devam etti. “Çünkü Armand bile her sırrı bilmiyordu.” Elias öfkeyle bağırdı. “Yeter! Onun adını ağzına alma!” Kapının diğer tarafında hafif bir iç çekiş duyuldu.“Elias…Hâlâ aynı öfke…Otuz yıl geçmiş. Hiç değişmemişsin.” Emma şaşkınlıkla yaşlı adama baktı. “Onu gerçekten tanıyorsun.” Elias cevap vermedi. Çenesini sıktı. Ellerindeki damarlar belirginleşmişti. Sonunda sessizce konuştu. “Bir zamanlar…kardeşim gibiydi.” Emma’nın gözleri büyüdü. “Ne? Lütfen bana her şeyi anlat.” Elias derin bir nefes aldı. Şöminenin önündeki sandalyeye oturdu. Yıllardır içinde tuttuğu bir yükü sırtından indirecekmiş gibi görünüyordu. “Otuz iki yıl önce…Sarayın muhafız birliğinde üç kişi ayrılmazdı. Ben…Armand… ve Adrian.” Emma ilk kez bu ismi duyuyordu. “Adrian?” Elias başını salladı. “Evet. Bugünkü başkomutan.” Emma’nın zihninde parçalar birleşmeye başlamıştı. “Yani…Dedemle arkadaştılar.” “Arkadaş mı?” Elias acı acı güldü. “Hayır. Kardeşten öteydik. Birlikte büyüdük. Birlikte eğitim aldık. Birlikte yemin ettik.” Emma dikkatle dinliyordu. “Sonra ne oldu?” Yaşlı adam uzun süre sustu. Şöminedeki ateşe baktı. Alevlerin arasında yıllar öncesini görüyormuş gibiydi. “Bir gece…kraliyet arşivine girdik.” Emma’nın kalbi hızlandı. “Orada ne vardı?” “Eğer o gece o kapıyı açmasaydık… bugün bunların hiçbiri yaşanmayacaktı.” Tam o sırada… Başkomutanın sesi yeniden duyuldu. “Elias… Yalan söylemeye başladın.” Yaşlı adam ayağa fırladı. “Sus!” Kapıya doğru yürüdü. “Konuşma hakkını yıllar önce kaybettin.” Başkomutanın sesi bu kez sertti. “Hayır. Konuşma hakkımı elimden alamazsın.” Emma iki adamın da aynı geçmişi anlattığını ama birbirlerini suçladıklarını fark ediyordu. Birisi yalan söylüyordu ama hangisi? Aniden yer sarsıldı. Önce hafif… Sonra daha güçlü. Tavandan ince kum taneleri dökülmeye başladı. Lily korkuyla Emma’nın elini tuttu. “Dede…Deprem mi oluyor?” Elias başını iki yana salladı. “Hayır.” Yüzündeki ifade bir anda değişti. “Bu…patlayıcı.” Emma’nın gözleri büyüdü. “Ne?” Bir saniye sonra…GÜÜÜÜM! Koridorun çok uzağından şiddetli bir patlama sesi yükseldi. Yeraltındaki bütün odalar sarsıldı. Raflardaki cam şişeler yere düşerek parçalandı. Şöminenin üzerindeki taşlardan biri kopup yere yuvarlandı. Emma dengesini kaybederek yere düştü. Kulakları uğulduyordu. Patlamanın ardından birkaç saniyelik ölüm sessizliği oldu. Sonra… Çığlıklar… Çok uzaktan gelen insanların bağırışları… Ve koşan onlarca kişinin ayak sesleri… Emma korkuyla Elias’a baktı. “Neler oluyor?” Yaşlı adam cevap vermeden t…