Başkomutanın Teklifi
Yazar: Young Ladyyy

Yeraltı odasının kapısının önündeki sessizlik, insanın nefesini kesecek kadar ağırdı. Emma, Elias’ın yüzüne baktı. Yaşlı adamın gözleri bir anda sertleşmişti. Yılların yorgunluğunu taşıyan o sakin ifade gitmiş, yerini tetikte bekleyen bir savaşçının bakışları almıştı. Kapıya doğru bir adım attı ama açmadı. Dışarıdaki ses yeniden konuştu. “Kapıyı kırmak istemiyorum. Kırarsam içeridekiler zarar görebilir.” Emma kaşlarını çattı. Bu ses… Gerçekten de sarayın başkomutanına aitti. Onu yıllardır uzaktan görüyordu. Kraliçe Isolde’nin en güvendiği askerlerden biriydi. Dedesi de ondan her zaman saygıyla söz etmişti. Peki… Buradaki gizli geçidi nereden biliyordu? Elias alçak sesle fısıldadı. “Tek kelime etme. Lily’yi arkana al.” Emma küçük kızı usulca arkasına çekti. Lily’nin elleri buz gibiydi. Korkudan titriyordu. Kapının ardından üçüncü kez ses geldi. “Emma…” Bu kez genç kız irkildi. Adam onun adını biliyordu. “Biliyorum içeridesin. Armand öldüğünden beri seni izliyorum.” Emma’nın kalbi sıkıştı. “İzliyorum…” Bu kelimeyi duymak bile içini ürpertiyordu. Başkomutan derin bir nefes aldı. “Ben düşman değilim. Eğer öyle olsaydım…şu anda bu kapıyı çoktan açmış olurdum.” Elias öfkeyle bağırdı. “Yalan söylüyorsun!” Kapının diğer tarafında kısa bir sessizlik oldu. Sonra adam sakin bir sesle konuştu. “Elias…Yirmi yedi yıl önce de aynı inatçılığa sahiptin.” Emma şaşkınlıkla Elias’a döndü. “Onu tanıyor musun?” Elias dişlerini sıktı. “Ne yazık ki…” Başkomutan konuşmaya devam etti. “Emma. Deden sana benden bahsetmedi mi?” Emma cevap vermedi. “Aslında tahmin etmeliydim. Armand sırlarını mezarına götürmeyi severdi.” Kapının önünde birkaç saniyelik sessizlik oluştu. Sonra… Adamın sesi ilk kez yumuşadı. “Onun öldüğüne gerçekten inanıyor musun?” Emma’nın bütün bedeni buz kesti. Ne demek istiyordu bu? Elias ise bir anda öne atıldı. “Kes sesini! Onun aklını karıştırmayacaksın!” Başkomutan hiç yükselmedi. “Emma. Cenazede dedenin yüzünü gördün mü?” Emma’nın nefesi kesildi. Hayır… Görememişti. Armand öldüğünde saray hekimi, yüzünün örtülmesini istemişti. “Son anları ağır geçti.” demişlerdi. Emma acısından hiçbir şeyi sorgulamamıştı. Başkomutan devam etti. “Hiç düşündün mü? Neden seni son kez görmene izin vermediler?” Emma’nın zihni karmakarışık olmuştu. Anılar birbiri ardına canlanmaya başladı. Gerçekten de… Tabut hiç açılmamıştı. Cenaze çok aceleyle yapılmıştı ve o gün Kraliçe Isolde bile beklenmedik şekilde uzun süre Armand’ın odasında kalmıştı. “Elias!” Başkomutan bu kez sert bir ses tonuyla konuştu. “Daha ne kadar saklayacaksın? Eğer Emma gerçeği şimdi öğrenmezse…çok geç olacak.” Elias’ın elleri yumruk olmuştu. Emma ilk kez yaşlı adamın bu kadar öfkelendiğini görüyordu. “Senin gerçeğin…insanları öldürüyor.” Başkomutan acı acı güldü. “Benim gerçeğim mi? Yoksa sizin sakladıklarınız mı?” Emma artık dayanamadı. “Yeter!” İki adam da sustu. Emma’nın sesi yeraltı odasında yankılandı. “İkiniz de sürekli gerçeği bildiğinizi söylüyorsunuz ama bana hiçbir şey anlatmıyorsunuz. Ben çocuk değilim. Artık benden sır saklamayın.” Odanın içine uzun bir sessizlik çöktü. Sonunda Elias başını eğdi. Başkomutan ise kapının ardından yavaşça konuştu. “O hâlde seçim senin olsun.” Emma dikkat kesildi. “Kapıyı aç. Yalnız konuşalım.Eğer beş dakika sonra bana hâlâ güvenmezsen… buradan çıkıp giderim. Elias’a da dokunmam.” Elias hemen itiraz etti. “Hayır! Açmayacaksın!” Emma iki adam arasında kaldı. Bir tarafta dedesinin kardeşi olduğunu söyleyen Elias… Diğer tarafta yıllardır kraliçeye hizmet eden başkomutan… Hangisi doğruyu söylüyordu? Tam karar vermeye çalışırken… Lily usulca Emma’nın kolunu çekti. Emma eğildi. “Korktun mu?” diye fısıldadı. Lily başını iki yana salladı. Sonra Emma’nın kulağına tek bir cümle söyledi. “Kapının altından gölgesine baktım…” Emma şaşkınlıkla ona döndü. “Ne olmuş?” Lily’nin yüzü bembeyazdı. Titreyen sesi neredeyse duyulmuyordu. “Kapının önünde…yalnızca bir kişinin gölgesi var.” Emma’nın kaşları çatıldı. “Evet?” Lily yutkundu. “Ama…az önce konuşan sesler ik…