Tanıtım
Yazar: wattyhazan

İstanbul’un en köklü ve prestijli özel okullarından biri olan Karahan Koleji’nin bahçesi, her eğitim yılının ilk gününde olduğu gibi yine lüks arabalar, kahkahalar ve şatafatla çalkalanıyordu. Ancak burası sadece zengin çocuklarının okuduğu bir yer değil, aynı zamanda görünmez sınırların ve katı kuralların olduğu bir krallıktı. Ve bu krallığın tek bir hükümdarı vardı. Bahçeye giriş yapan simsiyah, camları filmli lüks jip, okul kapısının tam önünde durduğunda bahçedeki tüm gürültü bıçak gibi kesildi. Kapı açıldı. Aras Karahan, 1.91’lik boyu, omuzlarına hafifçe dökülen dağınık koyu renk saçları ve üzerinde hafifçe gevşetilmiş okul kravatıyla arabadan indi. Gözlerindeki soğukkanlı ve mesafeli ifade, etrafındaki hiç kimseyi umursamadığını açıkça belli ediyordu. Arkasından hemen sağ kolu Doruk indi, yüzünde her zamanki alaycı gülümsemesi vardı. "Yine tüm gözler üzerinde, ortak," diye fısıldadı Doruk, ceketini düzelterek. "Yeni yıl, aynı hikaye." Aras cevap vermedi. Cebinden çıkardığı sigarayı yakmak üzereyken okul müdürünün odasının penceresinden onlara baktığını gördü. Müdür, Aras’ın gözlerindeki o karanlık ve tehditkar ifadeyi fark ettiği an hızla perdeyi kapattı. Çünkü herkes bilirdi ki, Aras Karahan sadece okulun 'bad boy' çete lideri değildi; o, İstanbul’un yeraltı dünyasına hükmeden Karahan ailesinin tek veliahtıydı. Geceleri babası Kemal Karahan’ın yanında acımasız infazlara, sevkiyatlara şahit olan bir gencin, lise kurallarını takmasını kimse bekleyemezdi. Aynı dakikalarda, okulun ana giriş kapısından içeri ürkek adımlarla giren biri vardı. Sevda Yılmaz. Üzerindeki temiz ama hafifçe eskimiş okul üniformasını düzeltti. Bu okula tam burslu olarak, gece gündüz çalışarak kabul edilmişti. Tek bir hedefi vardı: Tıp fakültesini kazanmak, doktor olmak ve annesi Zeynep’e hak ettiği rahat hayatı sunabilmek. Mafya, çeteler, zengin şımarıklıkları onun dünyasına tamamen uzaktı. Hatta nefret ettiği şeylerdi. "Kızım, burası resmen saray gibi!" diyerek koluna girdi çocukluk arkadaşı Elif. "Şunlara bak, okul bahçesi değil, galeri mübarek." "Abartma Elif," dedi Sevda hafifçe gülümseyerek. "Biz buraya sadece ders çalışmaya geldik. Kimseyle işimiz olmaz, kendi halimizde okuyup mezun olacağız." Ancak hayatın onlar için başka planları vardı. Sevda ve Elif, kalabalık koridorda ilerlerken karşı taraftan gelen Kaan Erdem ve çetesi koridoru kapatmış, yeni gelen alt sınıf öğrencileriyle dalga geçiyordu. Kaan, Karahan Koleji'nin ezeli rakibi olan okulun çete lideriydi ama bu sene bir şekilde bu okula geçiş yapmıştı. Aras’la aralarındaki eski husumet, bu dar koridorlarda patlamaya hazır bir bomba gibiydi. Kaan, elindeki kahve bardağıyla yürürken bilerek Sevda’ya çarptı. Kahve, Sevda’nın beyaz gömleğinin üzerine döküldü. "Önüne baksana be!" dedi Kaan, ukala bir tavırla. Ama Sevda’nın yüzünü, o duru güzelliğini ve dik duruşunu görünce duraksadı. Gözlerinde ani bir ilgi belirdi. "Pardon güzellik, seni fark etmedim. Yeni misin buralarda?" Sevda, gömleğindeki lekeye bakıp derin bir nefes aldı. Korkup geri çekilmek yerine, kahverengi gözlerini doğrudan Kaan’ın gözlerine dikti. Cesurdu, haksızlığa gelemezdi. "Çarpan sensin, önüne bakması gereken de sensin," dedi net ve sert bir sesle. "Ayrıca bana 'güzellik' demeyi kes." Koridordaki herkes nefesini tuttu. Kaan Erdem’e okulun ilk gününde kimse böyle çıkışamazdı. Kaan, hafifçe sırıttı, Sevda’ya doğru bir adım attı. "Hırçın kızları severim..." "Uzak dur ondan." Koridorun sonundan gelen o buz gibi, derinden gelen ses, ortamdaki tüm havayı saniyeler içinde değiştirdi. Kalabalık ikiye ayrıldı. Gelen Aras Karahan’dı. Arkasında Doruk ve çetenin diğer üyeleri vardı. Aras’ın gözleri önce Kaan’a, ardından Sevda’nın üzerindeki kahve lekesine kaydı. En son ise Sevda’nın yüzünde takılı kaldı. O an, zaman Aras için durdu. Hayatında ilk kez bir kızın gözlerinde korku yerine, saf bir inat ve asalet görüyordu. Kalbinin ritminin değiştiğini hissetti; bu, yeraltının soğuk dünyasında büyümüş bir çocuk için imkansız bir duyguydu.…