7. Bölüm Veli Toplantısı
Yazar: SilentFlower1

7. BÖLÜM (Mirza'nın Ağzından) Gece, uzun ve yorucu bir iş gününün ardından eve ancak dönebilmiştim. Üzerimde bozkırın tozu, sırtımda ise yılların bitmek bilmeyen yorgunluğu vardı. Arabayı avluya çekip içeri adım attığımda, oğlum Çınar'ın çoktan okuldan dönmüş olduğunu gördüm. Küçük bedeniyle pencerenin kenarına sinmiş, dışarıdaki karanlığı izliyordu. Beni görünce gözlerindeki o hüzünlü bulutlar dağılır gibi oldu. "Oğlum, ben geldim," diye seslendim. Sadece ona karşı bu kadar yumuşak, bu kadar şefkatli davranıyordum. Dışarıdaki insanlar bana "kabadayı", "sert adam", "yanına yaklaşılmaz Mirza" derlerdi. Haklıydılar da. Bu dağ başında, bu kurtlar sofrasında sert durmazsan seni de evladını da diri diri yutarlardı. Tüm köy benim neden bu kadar gaddar, neden dilsiz bir duvara dönüştüğümü çok iyi bilirdi: Eski karım yüzünden. Onun yaptıkları, o ihaneti aklıma her gelişinde hala deliye dönecek gibi oluyordum. Ben onu her haliyle kabul etmiş, bu topraklara baş tacı diye getirmiştim. Ama o ne yapmıştı? Beni aldatmış, üstelik daha süte, bir annenin sıcaklığına en çok ihtiyaç duyduğu o minicik yaşta öz oğlunu, Çınar'ımı arkasına bile bakmadan bırakıp gitmişti. Ona hiçbir zaman körkütük aşık olmamıştım belki ama alışmıştım, saygı duymuştum; ne de olsa canımdan bir parçanın, oğlumun annesiydi. Şimdi ise içimde ona karşı nefret bile kalmamıştı, sadece koskoca bir hiçlik vardı. O günden sonra kalbimin kapılarını herkese, tüm dünyaya kapatmıştım. Çınar yanıma doğru adımladı, yüzünde garip bir heyecan vardı. "Baba," dedi çekingen bir sesle. "Yarın öğretmenimiz tüm velileri okulda görmek istediğini söyledi. Bir toplantı yapacakmış." Yanına oturdum, o minik omuzlarını kollarımla sarıp saçlarının arasından derin bir nefes alarak öptüm. "Peki babacığım, madem öyle istiyor, giderim," dedim. Derin bir nefes aldım ama içimdeki o şüpheci adam çoktan uyanmıştı. Çınar'ın yüzündeki o düşünceli hali süzdüm. "Ne oldu babacığım? Neden böyle düşüncelisin? Yoksa o yeni öğretmen sana bir şey mi dedi? Seni üzecek bir laf mı etti?" Sorularımın sonuna doğru sesim istemsizce sert, tehditkar bir tona bürünmüştü. Çünkü şimdiye kadar bu köye gelen her öğretmen, buraların çocuklarını hep hor görür, onları aşağılar ve ilk fırsatta kaçıp gitmenin yollarını arardı. Eğer o narin görünümlü kız da oğlumu incittiyse, bu köyü ona dar ederdim. "Hayır baba, aksine... O çok iyi birisi sanırım," dedi Çınar. Sonra gözleri daha önce hiç görmediğim bir hayranlıkla, ışıl ışıl parlayarak devam etti: "Biliyor musun baba, o bugün Nazlı ile işaret diliyle konuştu! Nazlı'nın ellerini tuttu, ona bir şeyler anlattı. Nazlı o kadar çok sevindi ki, uzun zamandır onu hiç böyle gülerken görmemiştim." Çınar'ın heyecanlı halini izlerken dudaklarım hafifçe kıvrıldı. Ah benim güzel oğlum... Nazlı'yı o kadar çok sever, o kadar çok korurdu ki; daha bu küçük yaşına bakmadan büyüyünce onu kendisi için gelin olarak isteyeceğimizi söyler dururdu. Onun bu saf sevgisi içimi ısıttı ama zihnim o şehirli öğretmene takılıp kalmıştı. İşaret dili mi biliyor musun? Bir devlet okulunda, bozkırın ücra bir köşesinde karşıma çıkan o süslü kadın, dilsiz bir çocuğun ruhuna dokunmayı nasıl başarmıştı ? "Hım, anladım..." dedim, sesimi normal tutmaya çalışarak. "Peki ya sen eve tek başına mı döndün oğlum? Ben gelemedim yanına." "Aslında hayır baba. Öğretmen yolları tam bilmediğini, bu yüzden çok korktuğunu söyledi. Benimle birlikte yürümek istedi, ben de onu bizim eve kadar getirdim. Kapıya kadar bana eşlik etti." Duyduklarımla kaşlarım yavaşça çatıldı. Korkmuş mu? Dün gece o altı ağır poşeti tek başına o dik yokuştan yukarı taşımaya kalkan, bana dik dik bakıp ismimi soracak kadar cesur olan o kadın, güpegündüz köy yolunda yürümekten mi korkmuştu? Yalan söylüyordu, bunu çok iyi anlamıştım. Çınar tek başına eve yürürken başına bir şey gelmesin, yolda yalnız kalmasın diye böyle bir bahane uydurmuştu. Gururlu oğlumun damarına basmadan, onu incitmeden korumanın bir yolunu bulmuştu zekice. İlk gördüğüm andan itibaren o asil, in…