53. BÖLÜM: İlk Sabah +18
Yazar: SilentFlower1

53. Bölüm (Lara'dan) Sabah, kasıklarımdaki tatlı ama belirgin sızı ve içimde hâlâ düne ait hissettiğim dolulukla gözlerimi açtım. Bedenimdeki o tatlı yorgunluk, dün gecenin vuslatını fısıldıyordu. Hayatımda ilk kez bir erkeğe ait olmuş, bakireliğimi ve tüm bedenimi sevdiğim adama teslim etmiştim. Bakışlarım yatağın ortasına kaydığında, beyaz çarşafın üzerindeki o hafif pembe-kırmızı lekeyi gördüm. Dün gece o ilk anın, bekaretimin ve adamıma ait oluşumun somut iziydi bu. Yanağım alev alev yanarken çarşafı göğsüme doğru çekip yatakta doğruldum. Mahmur gözlerle odayı tararken onu gördüm. Mirza, bana arkası dönük bir şekilde seccadenin üzerinde namaz kılıyordu. O heybetli, dağ gibi adam, Yaratıcı’nın huzurunda öyle bükülmüş, öyle masum duruyordu ki içim titredi. Selam verip ellerini semaya açtı. "Allah’ım..." dedi, sesi oda içinde alçak ama derin bir yankı bıraktı. "Sana ne kadar şükretsem az kalır. Yıllardır karanlıkta kalan kalbime, ömrüme böyle bir güzelliği, Lara’mı nasip ettiğin için sana minnettarım. Onu korumama, ona layık bir eş olmama yardım et..." O içten duasını duyunca gözlerim doldu. "Allah kabul etsin Mirza’m..." dedim fısıltı gibi bir sesle. Sesimi duyar duymaz hızla arkasını döndü. Beni çarşafa sarılı, dumanlı gözlerle onu izlerken görünce yüzüne muazzam bir tebessüm yayıldı. Bakışları bir an çarşaftaki lekeye kaydı, gözlerinde tarif edemeyeceğim bir gurur ve şefkat parıldadı. Hızla toparlandı, seccadesini hürmetle katlayıp gardıroba koydu. Ardından adeta koşar adımlarla yanıma geldi. "Lara’m... Kurban olduğum, günaydın," diyerek beni kucağına çekti, sıkıca sarıldı. Teninin sıcaklığı anında içimi ısıttı. "Günaydın kocacığım," dedim, yüzümün alev alev yandığını hissederek. Utangaçlığım hâlâ üzerimdeydi. Mirza yüzümü ellerinin arasına aldı, gözlerinin içine kaygıyla ve derin bir arzuyla baktı. "İyi misin güzelim? Nasıl hissettiriyor? Dün gece ilk kez benim oldun... Çok mu zorladım seni? İlk geceden o küçük, dar amını çok mu zorladım kadınım?" Duyduğum açık sözlerle yanaklarım daha da kızardı ama gözlerindeki o şefkatli ifade içimi eritti. "İyiyim Mirza... Çok iyiyim hem de. Senin olduğum, seninle tamamlandığım için o kadar mutlu ki bedenim... Acısa bile seninle acısın." "Aklımı başımdan alıyorsun," diye mırıldandı. Uzandım ve dudaklarına tutkulu bir öpücük kondurdum. O da bu fırsatı kaçırmadı; belimden tutup beni kendine biraz daha çekti ve öpücüğü derinleştirdi. Nefes nefese ayrıldığımızda göğsü hızla inip kalkıyordu. Gözleri odanın içinde gezindi. "Lara’m, bu evi beğendin mi?" diye sordu. "Evet, bayıldım... Çok sıcak bir dokusu var ama nedense sordun ki?" "Ben bu evde dünyaya geldim Lara. Çocukluğumun ilk yılları bu çatının altında geçti." Şaşkınlıkla kaşlarımı kaldırdım. "Aklım karıştı... Ama nasıl? Sen bana çocukluğun için Sorgun köyü demiştin?" "Evet meleğim," dedi, sesi bir anda geçmişin burukluğuyla derinleşti. "Sonradan taşındık oraya. Annem ve babam... Öz babam denilen o adam beni istememiş. Annemi hamileyken terk etmeye kalkmış ama annem zengin bir aileden geliyordu, babasından kalan imkânları vardı. O adam bizi tamamen terk ettikten sonra annem beni bu evde büyütmeye çalıştı. Ama adamın gözü doymuyordu; bir yolunu bulup bu evi kendi üzerine geçirdi. Ben henüz 4-5 yaşlarındaydım... Yeni karısıyla yaşamak için öz evladını ve karısını sokağa attı." "Mirza..." dedim, duyduklarım karşısında boğazım düğümlenerek. "Sultan ninenin ailesi sahip çıktı bize o zaman," diye devam etti, elimi sıkıca tutarak. "Dedem ben doğmadan rahmete kavuştuğu için bizi koruyacak kimse yoktu. Annem elimden tuttu, Sorgun köyüne geldik. Orada küçük bir ev tuttu, benim için, okumam için gece gündüz çabaladı. Ama ömrü yetmedi... Çok erken gitti bu dünyadan. Ben 16 yaşındaydım, okulu bırakmak zorunda kaldım. Oto tamircisinde çalışmaya başladım. Sonrasını biliyorsun zaten..." Gözlerimden akan yaşlara engel olamıyordum. Adamım ne çok acı çekmiş, ne büyük yükleri tek başına sırtlamıştı... "Sevgilim..." dedim yaşları silmeye çalışarak. "Peki…