51. Bölüm Evet
Yazar: SilentFlower1

51. BÖLÜM 1 gün sonra Yazardan ... Sorgun köyündeki lojman evinde tatlı bir telaş hakimdi. Burada büyük bir düğün kurulmayacaktı; köylünün ağzına laf vermemek ve aile arasında dini nikahı taçlandırmak için samimi, küçük bir yemek ve eğlence düzenlenmişti. Asıl davullu zurnalı, krallara layık o devasa düğün sonra İstanbul'da yapılacaktı. Lara bütün gece heyecandan gözünü bile kırpamamıştı. Kalbi sanki göğsünden fırlayacak gibi deli gibi çarpıyordu. Dün gece yaşanan o sürpriz ve tutkulu dini nikah anı hâlâ zihninde alev alev yanıyordu. Dün Gece... Akşama doğru kapı çalınmış, Mirza yanında bir imamla içeri girmişti. Lara şaşkın gözlerle kapıda duran adama baktı. "Mirza... Bu kim?" "İmam," diye cevap verdi Mirza, son derece kendinden emin ve pişkin bir edayla. "Onu anladım da... Nedir bu acele Mirza? Hani yarın sabah için anlaşmıştık seninle? Ne bu hal?" dedi Lara sitemli bir sesle. Mirza adımlarını Lara'ya doğru attı. Aralarındaki mesafeyi sıfırlayıp eğildi, pürüzlü ve arzu dolu fısıltısıyla kadının kulağına doğru konuştu: "Daha fazla sabredemiyorum hatunum..." Lara'nın gözleri yuvalarından fırladı. "E oha ama Mirza! Yarın zaten nikahtan sonra imam nikahımız da olacaktı, ne bu acelen? Hem ben babamın yüzüne nasıl bakacağım? Adam yarın sabahı bekliyor, sen tutmuşsun adamı akşam akşam buraya getirmişsin! Hiçbir şey hazır değil ki!" Mirza daha fazla dayanamadı. Kadının bu tatlı sitemlerini ve durmaksızın kıpırdayan dudaklarını susturmak -ve aylardır deli gibi özlediği o kokuyu içine çekmek- için eğilip Lara'yı dudaklarından tutkuyla öptü. Lara hızla geri çekilip göğsünden itti onu. "Bana bak Mirza! Sabret demiyor muyum ben sana?" "Sabır falan kalmadı benden yeşil gözlüm..." dedi Mirza. Lara'nın elini tutup kendi geniş göğsüne, tam kalbinin üzerine koydu. "Bak... Dinle şunun ritmini. Bu kalp günlerdir seni bir saniye görebilmek, helalim diyebilmek için çırpınıyor. Şurada iki laf edip helalim olacaksın, çok mu görüyorsun bunu bana?" Lara'nın elinin altında Mirza'nın kalbi adeta bir davul gibi güm güm vuruyordu. O an kadının içindeki tüm direnç eridi gitti. Yeşillerini Mirza'nın kapkaranlık gözlerine dikip başını hafifçe salladı. Az sonra imamın karşısına geçtiler. "Sen Maraz oğlu Mirza Karanoğlu, Emir Ali kızı Lara'yı eşliğinde kabul ettin mi?" "Ettim!" dedi Mirza hiç duraksamadan. İmam soruyu üç kez tekrarladı, Mirza her defasında aynı kararlılıkla "Ettim!" yanıtını verdi. Aynı sorular Lara'ya yöneltildiğinde, Lara utangaç ama güçlü bir sesle "Kabul ettim," dedi. İmam gülümseyerek Lara'ya döndü: "Kızım, mehir olarak ne istersin damattan?" Lara ne diyeceğini bilemedi, şaşkınca bocaladı. "Ben... Ben hiçbir şey istemiyorum ki." "Olmaz öyle şey kızım," dedi İmam amca. "Hakkındır, en azından bir 20 gram altın iste." Lara, "Peki o zaman, 20 gram altın olsun," diyecekken Mirza anında söze girdi. "Yaz oraya imam efendi!" dedi Mirza gururla. "Son model 3 tane araba... Lara'nın ve oğlum Çınar'ın ağırlığınca altın... Buradaki şantiyenin ve İstanbul'daki şirketimin yüzde seksen hissesi! Yazdın mı?" İmam şaşkınlıkla gözlerini açtı. "Yazdım oğlum, maşallah... Oldu." Lara donakalmış bir şekilde Mirza'ya bakıyordu. Adam bütün varlığını gözünü bile kırpamadan ayaklarının altına sermişti. İki şahidin huzurunda imzalar atıldı, dualar edildi ve imam gitti. Salonda uyuyan küçük Çınar'ın üzerini örten Emir Ali Bey, içeri girip gençlere baktı. Mirza fırsattan istifade Lara'yı belinden tutup kendine çekti ve alnına derin, hürmet dolu bir öpücük kondurdu. "Artık helalimsin..." diye fısıldadı Mirza. "Kalbime de, ömrüme de hoş geldin kadınım." Ardından eğilip Lara'yı incitmekten korkar gibi, narin ve sarsıcı bir tutkuyla öpmeye başladı. Lara ne kadar öpüşürse öpüşsün, Mirza'nın bu ateşli ve baskın tecrübesine yetişemiyor, onun yanında hep acemi kalıyordu. Bu durum Lara için tatlı ama sinir bozucu bir şeydi. O sırada Emir Ali Bey öksürerek odaya girdi. "Eee, Mirza oğlum... Hadi git sen de artık kendi evine." Mirza huysuz bir çocuk gibi kafasını salladı. "Baba…