50 . Bölüm Evin Sıcaklığı
Yazar: SilentFlower1

50 . Bölüm Yazardan ... Zaman durmuştu sanki... Gece, çam ormanının bağrına çöken barut kokusuyla buz kesti. Hiç kimse yerinden kımıldayamadı, nefesler tutuldu. Karan bir saniye kadar ayakta çakılı kaldı. Yüzündeki şok ifadesi yerini acı bir feryada bırakırken, elindeki silah pat diye ahşap zemine düştü. Hemen ardından bedeni dizlerinin üstüne, oradan da yere yığıldı. Onu vuran Mirza ya da Ömer Bey değildi... Karanlıkların içinden yükselen heybetli gölgesiyle Hazer Ağa -namıdiğer Şahmar- tam zamanında tetiğe basmış, Karan'ın silah tutan elini tam bileğinden vurmuştu. Silah düşmüş, Lara kurtulmuştu. Lara arkasını döndüğü anda, Mirza bir fırtına gibi öne atıldı. Tek bir saniye bile kaybetmeden kadını kolları arasına çekip göğsüne bastırdı. Titreyen dudaklarını Lara'nın saçlarına, şakaklarına, yeşil gözlerinin kenarına bastırdı. Peş peşe öpücükler kondururken fısıldadı: "Hatunum... Yeşil gözlüm... Geçti bitti. Bana bak, sakın oraya bakma, sadece bana bak güzelim..." Lara, Mirza'nın ceketinin yakalarına sımsıkı tutunmuştu. Kalbi göğüs kafesini yırtacak gibi çarpıyordu. Mirza'nın kulağına doğru titrek bir sesle fısıldadı: "O... O öldü mü?" Mirza, yerde kanlar içinde kıvranan Karan'a nefretle baktı. Sonra Lara'nın kulağına eğilip sitemkar bir fısıltıyla cevap verdi: "Hayır... Maalesef ölmedi. Ama inan bana, keşke ölseydi." Karan yerde acıyla inleyip küfürler savururken Hazer Ağa adımlarını Ömer Bey'e doğru attı. Bakışlarını yaşlı adama çevirerek sordu: "Ömer amca, ne yapayım bu iti? Senin depoya mı götürsün bizim çocuklar?" Ömer Bey ise adeta hipnoz olmuş gibiydi. Etrafındaki sesleri, Karan'ın inlemelerini, patlayan silahları duymuyordu bile. Yaşlı gözleri sadece Lara'daydı... Yıllar önce silip attığı, kırgın gittiği için kalbine gömdüğü öz kızı Leyla'sı duruyordu karşısında. Tıpkı annesinin gençliği... Annesinin bakışları... "Evet aslanım..." diye mırıldandı Ömer Bey, gözlerini Lara'dan ayırmadan. "Götürün... Hesabımız henüz bitmedi." Hazer Ağa tek bir işaretiyle adamlarına emir verdi. Karan'ı yaka paça kaldırıp sürükleyerek araçlara bindirdiler. Hazer Ağa üzerindeki deri ceketi düzeltti, Mirza ile Lara'ya doğru gevşek ama karizmatik bir gülümsemeyle yaklaştı. "Eee, aile saadetinizi bozmak istemem ama benim artık kaçmam lazım. Ceylanım, yani Güz'üm evde beni bekler," dedi. Sonra Lara'ya elini uzattı: "Bu arada resmi olarak tanışmadık yenge. Ben Barlas Hazer Karadağ... Sevgilimin, biricik sevdiceğimin kahramanı diyebiliriz ve senin de." Lara, yaşadığı şokun arasından tebessüm etmeye çalıştı. "Memnun oldum Barlas Bey... Hayatımı kurtardınız." "Aman gözünü seveyim öyle deme yenge!" dedi Hazer gülerek. "Barlas Bey falan duyarsa Güzüm beni mahveder, kıskançlıktan canıma okur. En iyisi sen bana Hazer de." Mirza ise daha fazla dayanamayarak kolunu Lara'nın beline sahiplenici bir tavırla doladı. Lara'yı biraz daha kendine çekip Hazer'a dik dik baktı. "Tamam Hazer, uzatma istersen. Yengendir sonuçta, resmiyeti koruyalım. Hem sen madem Güz'ü bu kadar düşünüyorsun, tutmayalım seni. Hadi bir an önce git de fırça yeme." Hazer Ağa, Mirza'nın bu halini görünce gür bir kahkaha patlattı. "Bak sen Karanoğlu'na! Kıskançlık krizlerin tuttu yine. Neyse, ben kaçar. Kendinize dikkat edin." Hazer Ağa arkasını dönüp gecenin karanlığında kayboldu. Hazer Ağa'nın gitmesiyle ahşap evin önündeki bahçede derin bir sessizlik oldu. Mirza, Lara'yı bir an olsun bırakmıyordu ama Lara'nın bakışları birkaç adım ötede, bastonuna dayanmış titreyen elleriyle kendisine bakan yaşlı adama kaydı. Lara, adamın gözlerindeki o derin, kederli ve gururlu ifadeden bir şeylerin kokusunu almıştı. Dudakları titredi. Sesi rüzgarda bir fısıltı gibi dağıldı: "Siz... Siz benim dedem misiniz?" Ömer Bey'in gözlerinden bir damla yaş süzüldü. Yıllardır sertliğiyle, tavizsizliğiyle yeraltı dünyasına diz çöktüren bu dev adam, torununun tek bir cümlesiyle ufalandı. Bastonunu yere bırakıp titreyen kollarını iki yana açtı. "Leyla'mın kızı..." dedi Ömer Bey, sesi pürüzlü ve ağlamaklı çıkarak. "Kız…