48. Bölüm Kınanın Rengi, Gecenin Karanlığ
Yazar: SilentFlower1

L 48. Bölüm Lara'dan ... İki hafta sonra "Hayır Melda Abla, istemiyorum. Israr etme lütfen," dedim telefondaki Melda Abla'ya. Çocukların öğle arasıydı. Miniklerim masalarında şen şakrak yemeklerini yerken ben de onlara eşlik ediyordum ama çalan telefonum yüzünden masadan kalkıp pencere kenarına çekilmek zorunda kalmıştım. Arayan Melda Abla'ydı ve dakikalardır düğünden önce kına gecesi yapmamız için baskı yapıyordu. Ama ben gerçekten istemiyordum. "Hadi ama kuzum, neden bu kadar inatçısın anlamıyorum ki!" dedi Melda Abla sitemkar bir sesle. "Kime çektin sen böyle? Hoş, biliyorum aslında... Yüzün gibi huyun da aynı anan! Tıpkı rahmetli Leyla gibisin." Telefonda kısa bir sessizlik oldu. Ardından Melda Abla'nın sesi birden yumuşadı, kafasındaki taşlar yerine oturmuş gibi konuştu: "Hii... Dur bakalım sen! Yoksa anan yok diye mi istemiyorsun kınayı?" Sıkıntılı bir nefes verdim. "Evet... Birazcık o yüzden Melda Abla," dedim dürüstçe. "Annesiz kına yakılır mı hiç? Kim yakacak o kınayı elime, kim ağıt yakıp ağlayacak başımda? Bir de... Bir de Mirza'nın durumu var. Onun da ne anası var başında ne babası. O yalnızken ben burada vur patlasın çal oynasın kına mı yapayım?" Mirza'nın babası, o henüz doğmadan annesini terk edip gitmişti. Öz öz evladını istememişti adam. Annesi ise yıllar önce rahmetli olmuştu. Mirza tüm bu yaralarını, biz Çınar'ın acısıyla kıvranırken bir gece vakti bana açmıştı... ( Flashback ) Çınar'ın henüz bizden uzakta olduğu, geceleri kâbuslarla boğuştuğumuz o karanlık günlerden biriydi... Mirza yine oğlumuzun boş yatağında, onun kokusu sinmiş yastığına sarılmış bir şekilde kıvrılmış yatıyordu. Gözlerindeki acı o kadar büyüktü ki içim parçalanıyordu. Sessizce yanına yanaşıp başını kucağıma aldım. Saçlarını okşayarak mırıldandım: "Sevgilim... Oğlumuz bize gelecek, biliyorsun değil mi? Elimizde çok güçlü deliller var. Çınar senin oğlun Mirza, adalet onu bize geri verecek." Mirza gözlerini kapatıp derin bir nefes çekti. Sesi pürüzlü ve kederliydi: "Lara'm... Biliyor musun, neden her şey belirsizken bile o çocuktan bir an olsun vazgeçmedim? Neden Gülnaz'ın o şüphe dolu sözlerine rağmen hemen bir DNA testi yaptırıp kestirip atmadım?" Bakışlarımı onun hüzünlü gözlerine diktim. "Neden sevgilim?" "Çünkü ben babasız büyüdüm Lara..." dedi Mirza, boğazındaki düğümü yutkunmaya çalışarak. "O adam beni istememiş, ben daha anamın karnındayken bizi terk edip gitmiş. Çocukluğum boyunca 'Ben neden istenmedim, benim suçum neydi?' sorularıyla boğuştum. Anam benim yüzümden tek başına ne çileler çekti... Bu yüzden Gülnaz 'Çocuk senden değil' dediği gün, zihnimde o küçük, kimsesiz Mirza belirdi. Yüzde bir ihtimal bile olsa, kendi yaşadığım o 'istenmeyen çocuk' cehennemini bir masuma yaşatamazdım. Bir çocuğu babasızlığın, terkedilmişliğin o soğuk koynuna atamazdım Lara'm. Oğlum olsun olmasın, sırf bir çocuk daha benim gibi yetim hissetmesin diye korudum onu..." Gözyaşlarım pıpır pıpır Mirza'nın şakaklarına damladı. Eğilip alnını, gözlerini öptüm. "Sen bu dünyadaki en güzel, en merhametli babasın Mirza... Ve o çocuk senin öz evladın. Adalet de hüsnüniyetin de yerini bulacak." ( Flashback Son) Gözümden süzülen bir damla yaşı çaktırmadan sildim. Telefonda Melda Abla'nın beni dinlediğini hatırlayınca yutkundum. "Yani öyle işte Melda Abla... İkimizin de bir yanı yarım, bir yanı eksik. Şaşalı bir şey istemiyorum." Melda Abla telefonda derin bir iç çekti. "Ah be kızım... Annen senin bu mutlu gününü gökyüzünden izliyor, bunu sakın unutma. Hem Mirza da yalnız değil, sen varsın, Çınar var. Tamam, senin dediğin gibi olsun. Şaşalı eğlence yapmayız. Sadece bizim kızlar, Şimal, ben ve yakınlarımız olsun. Evin bahçesinde, sessiz sedasız, duayla, türküyle yakalım kınanı. Ananın ruhuna da değsin... Olmaz mı?" Melda Abla'nın bu anaç ve samimi teklifi karşısında daha fazla direnemedim. Bir yanım eksikti ama yaşayanlara ve bizi birleştiren bu aşka da saygısızlık etmek istemiyordum. "Peki..." dedim, sesimdeki buruk tebessümle. "Peki madem, senin dediğin gibi olsu…