Köyün Işığı

45. Bölüm Sahilde Bir Masal

Yazar:

Köyün Işığı – SilentFlower1 kitap kapağı
Köyün Işığı – SilentFlower1 kitap kapağı

45. Bölüm Yazardan ... Ömer Bey, geniş ve karanlık çalışma odasının deri koltuğuna yaslanmış, pencereden İstanbul'un gece ışıklarına ve Boğaz'ın o büyüleyici manzarasına bakıyordu. Karan'ı polise aslında kendisi ihbar etmişti; fakat emniyetteki bürokratik işlerin ve sevkiyat ağının derinlemesine araştırılması gerektiği için polisler ancak bu gece düğmeye basıp onu paketleyebileceklerdi. Her şey planladığı gibi tıkır tıkır işliyordu. Tam o sırada bakışları, otelin ışıklandırılmış bahçesinden salona doğru süzülen siyah takım elbiseli kadına takıldı. Cam kenarına doğru yaklaşıp aşağıya daha dikkatli baktığında gözleri doldu, nefesi boğazına tıkandı. "Leyla..." diye fısıldadı yaşlı adam, sesi titreyerek. Torunu Lara, annesi Leyla'nın küçültülmüş bir kopyası gibiydi. Onu en son gördüğünde henüz on yaşında minicik bir kız çocuğu idi. Yıllardır onu sadece karısı Leyan'ın gizli gizli anlattıklarından, uzaktan çekilmiş birkaç bulanık fotoğraftan biliyordu. Lara'nın yanında duran o heybetli adam ise onu sıkıca kendine çekmiş, adeta dünyadan sakınıyordu. Biraz ileride ise minik bir çocuk vardı; bu kesinlikle Çınar olmalıydı. Karısı Leyan'ın o çocuk için döktüğü gözyaşları, duyduğu vicdan azabı şimdi zihninde bir film şeridi gibi geçiyordu. Ömer Bey, ellerini kırışmış yüzüne kapattı. İçindeki o büyük sızıyla derin bir iç çekti: "Keşke... Keşke zamanı geri alabilseydim. Kendi ellerimle kararttığım o hayatlar için benden geriye sadece bu enkaz kaldı. Keşke kızımla, Leyla'mla inatlaşmasaydım da onunla bol bol vakit geçirseydim, sarılsaydım kokusunu içime çekseydim... Şimdi bu acı, bu yalnızlık dinmiyor. Ama yemin ederim ki kızımın emanetine, torunuma ve bu masum çocuğa uzatılan her eli kıracağım. Onların yaralarını sarana kadar bu savaştan vazgeçmeyeceğim..." Lara'dan... Davetin o boğucu ve yapmacık kalabalığından uzaklaşıp arabanın yanına gittiğimizde, içimdeki o anne korkusu bir an olsun dinmemişti. Kalbim hala göğsümü dövüyordu. Hızla Mirza'ya döndüm. Gözlerimden yaşlar süzülürken elini tuttum... sesim titriyordu: "Mirza... Bak bana, lütfen söyle. Şimdi Çınar o kadınla, Gülnaz'la evde tek başına kalacak ya... Ya kadının ruhundaki o karanlık, o pislik çocuğa yansırsa? Ya ona bir şey yaparsa, canını yakarsa?" Mirza derin bir nefes aldı. Gözlerindeki acıyı ve öfkeyi gizlemeye çalışarak beni kendine çekti, saçlarımdan öptü. "Bilmiyorum Lara'm... Ama ben o kadına da, Karan'ın o eve koyduğu adamlara da güvenmiyorum. Güvenemem." "Acaba..." dedim, kafamda deli sorularla ona bakarak. "Sabaha kadar İstanbul havası mı alsak, ne dersin? Hmmm? Hem Çınar'ı hemen eve götürüp o kadının ellerine bırakamayız ya... Hiç olmazsa biraz baş başa kalırız, şehirde şöyle sessiz sakin gezeriz, olur mu?" Mirza'nın dudaklarında yorgun ama sevgi dolu bir tebessüm belirdi. Kollarını belime doladı, beni göğsüne bastırırken "Olur hatunum, olur..." dedi. "En azından bu gece kafamızı dağıtırız, biraz nefes alırız." Bir sahil yoluna gittik. Boğazın serin esintisi yüzümüze vururken, mucizevi bir şekilde o an gerçek bir aile gibiydik. Mirza bir elimden, Çınar ise diğer elimden tutuyordu. Beni resmen iki taraftan da kuşatmışlardı; baba oğul ikisi de o kadar kıskançtı ki, yoldan geçenlerin bakışlarından bile rahatsız oluyorlardı. Eğilip Çınar'ın yüzüne baktım, içim sızladı: "Eee oğlum, başka neler yaptın bakalım? Hem sen sanki biraz zayıflamışsın..." dedim endişeyle. "Bak göbuşin de yok olmuş oğlum, o kadın seni aç mı bırakıyor yoksa ha, annem?" Çınar masum bir şekilde aşağıya, kendi minik karnına baktı. O an içimdeki öfke dalga dalga kabardı; bu çocuğu sevmeyen kalpsizleri vurabilirim. Çınar, hüzünlü ve çocuk sesiyle, "Aslında ben kendim yemiyorum çünkü..." dedi. Mirza kaşlarını çatıp sert bir sesle sordu: "Neden oğlum?" Çınar başını öne eğdi. "Şey... O kadın bana 'Sen çok şişman bir çocuk olmuşsun, hareket edemiyorsun' dedi ve 'Sana yemek yok' dedi. Hem zaten o adam da benimle hiç ilgilenmiyor, hep odasında..." O kelimeleri duyduğum an içimdeki prenses ruhu paramparça oldu,…

Bölümün tamamını WritePad'de oku