34. Bölüm
Yazar: SilentFlower1

34. Bölüm Yazardan... İstanbul'daki o fırtınalı ve heyecan dolu nişan gecesinin üzerinden birkaç gün geçmiş, geleceğe dair planlar netleşmişti. Büyüklerin de araya girmesiyle tam iki ay sonrasına düğün tarihi alınmıştı. Ancak aileler arasında tatlı bir pazarlık dönmüştü. Emir Ali Bey, biricik kızının İstanbul'un o soylu cemiyetine yakışır, dillerden düşmeyecek görkemli bir düğünüyle gelin baba evinden gitmesini istiyordu. Sultan Nine ve Mirza'nın akrabaları ise şanına yaraşır, davullarla dağları değetecek hakiki bir köy düğünü kurulmasında ısrarcıydı. Mirza, konu açılır açılmaz hiç ikiletmeden iki düğün fikrine de anında atlamış ve büyük bir memnuniyetle kabul etmişti. Çünkü içindeki o dindiremez tutku ve zapt edilmez sabırsızlıkla, Lara'dan artık bir gün, hatta bir saat bile uzak kalmaya dayanamıyordu. Bu iki aylık resmi süreç bile onun gibi bir dağ adamı için yeterince büyük bir sınavken, her iki tarafa da "evet" diyerek vuslatı garantilemişti. Yalıda ise Nermin'in o kirli gölgesi tamamen temizlendiği, parmaklıklar ardına gönderildiği için Emir Ali Bey artık büyük bir rahatlıkla kızını görebiliyor, onunla vakit geçirebiliyordu. Aslında Emir Ali Bey, kızını bu süreçte İstanbul'da kalması, artık dağ köyüne dönmemesi için çok ikna etmeye çalışmıştı. Ancak Lara, o zümrüt gözlerindeki kararlılıkla babasının ellerini tutup, "Oradaki çocukların bana ihtiyacı var baba. Onları yarı yolda bırakamam, iki ay sonraki o büyük güne kadar görevimin başında olmalıyım" demiş ve babasını o asil fedakarlığıyla bir kez daha kendine hayran bırakmıştı. Uzun ve yorucu bir yolculuğun ardından Sorkun Dağları'nın o keskin, ayaz kokan topraklarına gece yarısı ayak basmışlardı. Arabanın arkasında, yol yorgunluğuna yenik düşen minik Çınar çoktan derin bir uykuya dalmıştı. Mirza, lojmanın önüne yanaşıp kontağı kapattığında, içindeki o günlerdir bastırmaya çalıştığı hasret ateşi bir anda hırsla şahlandı. Direksiyonu tutan iri ellerini çekip, hızla Lara'ya doğru döndü. Kömür karası gözleri karanlıkta bile açlıkla parıldıyordu. "Hatunum..." dedi Mirza, sesi o kadar boğuk, derinden ve yakıcı çıkmıştı ki arabanın içini ısıtacak güçteydi. "Bu gece kuralları yıksak... Bizde kalsan, dizimin dibinde uyusan yine olmaz mı? Bu hasret beni yiyip bitiriyor." Lara, adamın bu dizginlenemez sabırsızlığı karşısında tatlı bir mahcubiyetle gülümsedi. "Olmaz Mirza... Hem yol yorgunuyum, çok kirlendim, eve girip güzelce bir yıkanmam, duş almam lazım," dedi naif bir sesle. Lara'nın dudaklarından dökülen o "yıkanmam lazım" kelimesi, Mirza'nın zihninde adeta baruta çalınan bir kibrit gibi patladı. Genç adamın kömür karası gözleri delice bir arzuyla parıldadı. Lara'sının o bembeyaz teninden süzülecek su damlalarını, o ıslak ve darmadağınık saçlarının kokusunu hayal etmek bile kanını deli gibi kaynatmıştı. Tek bir hamlede uzanıp Lara'yı belinden kavradı ve kendine doğru sertçe çekti. "Demek duş alacaksın hatun..." diye fısıldadı Mirza, dudaklarını Lara'nın boynuna gömüp o sıcak tene nefesini üfleyerek. "Sen o suyun altına girdiğinde, teninden süzülen her damlada benim adımı sayıklayacaksın, biliyorsun değil mi? Şimdi git, o mis kokulu tenini benim için temizle... Ama unutma, bu dağ kabadayısının sabrını o sıcak sularla bile söndüremezsin. İki ay sonra seni o banyodan bizzat kendi ellerimle alıp koynuma saracağım günlerin hesabı burama kadar geldi." Lara, boynunda hissettiği bu yakıcı, tutkulu ve dizginlenemez itirafla adeta baştan aşağı titredi. Mirza'nın bu sert görünen, ilk başlarda kaba bulduğu o dağlı kabuğunun altında, sadece ona karşı böylesine vahşi ama bir o kadar da tapan bir aşığın yatması yüreğini eritiyordu. Genç adamın jilet gibi keskin dudaklarına küçük, tutkulu bir öpücük kondurdu ve arabadan adeta bir kuğu gibi süzülerek hızla evine doğru kaçtı Lara, lojmanın güvenli duvarları arkasına sığınıp kapıyı kilitlediğinde kalbi hâlâ göğüs kafesini deli gibi dövüyordu. Çantalarını bir kenara bırakıp salonun ortasında durdu. İçinde öyle büyük, öyle taşan bir neşe vardı ki..…