29. Bölüm MASKELERİN DÜŞÜŞÜ
Yazar: SilentFlower1

29. BÖLÜM Nermin Hanım, holdingin ve yalının geniş salonunda büyük bir kibirle volta atıyordu. Topuklu ayakkabılarının parkede bıraktığı o keskin ses, içindeki sinsi zafer çığlıklarının ritmi gibiydi. Lara, cuma akşamı sessiz sedasız İstanbul'a, baba ocağına ayak basmıştı. Nermin'in zihni büyük bir yanılgıyla çalkalanıyordu; o sanıyordu ki Lara'yı o dağ başına sürmek, onu yalnızlığa mahkum etmek işe yaramıştı. Genç kadının bu ani dönüşünü, dağ hayatının zorluğuna dayanamayıp pes etmesi ve Nermin'in onun için seçtiği o yaşlı, zengin holding sahibinin teklifini çaresizlikle kabul etmesi olarak yorumluyordu. "Sonunda diz çöktün küçük orospu," diye mırıldandı Nermin, bardağından buz gibi bir yudum viski alırken. Gözlerinde hastalıklı bir parıltı vardı. "Gittin, o sefaleti gördün ve kürkçü dükkanına geri döndün. Şimdi o yaşlı adamla evlenecek, bu evden de hayatımızdan da tamamen defolup gideceksin." Oysa Nermin'in bilmediği, tamamen gözden kaçırdığı devasa bir gerçek vardı: Emir Ali Bey, arkasından çevrilen o kirli para transferlerini, sızdırılan holding hisselerini çoktan belgelemişti. Nermin'i köşeye büyük bir ustalıkla sıkıştırmıştı ve bu tehlikeli kadının oyununun bozulmasına sadece birkaç gün kalmıştı. Üstelik Nermin, Sorkun Dağları'nı Lara için cehenneme çeviren değil, ona o toprakların yiğit ve sarsılmaz adamı olan Mirza Karanoğlu'nu kazandıran bir tesadüfün mimarı olduğundan tamamen habersizdi. Mirza'nın adını bile duymamıştı. Kafasındaki tek plan, bu hafta sonu Lara'yı o yaşlı adama zorbalıkla yamamaktı. Cumartesi günü öğleden sonra, yalıda gerilim iyice tırmanmıştı. Lara, odasında en asil, en sade kıyafetlerinden birini seçmişti: Sorkun Dağları'nın o muazzam doğasını, gözlerinin o derin harelerini andıran zümrüt yeşili, ipek bir elbise... Saçlarını omuzlarına serbestçe bırakmış, yüzünde korkudan eser olmayan, son derece mağrur bir tebessümle aşağıya inmişti. Onun bu dik, huzurlu ve büyüleyici duruşu Nermin'in sinir uçlarına dokunuyordu. "Bakıyorum da neşelisin Lara," dedi Nermin, salondaki koltuğa yayılırken. "Akşama o yaşlı beyefendi ve ailesi seni istemeye gelecek. Umarım bir pürüz çıkarıp da babanın yüzünü kara çıkarmazsın. Gerçi, o dağ başından sonra bu zenginlik sana büyük bir lütuf gelmiştir ya, neyse..." Lara, Nermin'in bu iğrenç imasını sadece hafif bir baş hareketiyle geçiştirdi. Gözü saatteydi. Kalbi, İstanbul'un bu kasvetli havasında bile derin bir aşkla, Mirza'nın o tütün ve çam kokan heybetini sayıklayarak atıyordu. Emir Ali Bey ise gazetesinin arkasından Nermin'e derin bir acımayla bakıyordu. Birkaç saat sonra bu kadının dünyasının nasıl başına yıkılacağını çok iyi biliyordu. Tam o sırada, yalının devasa demir kapısının önünde bir motor sesi sustu. Ne lüks araç orduları vardı ne de gösterişli bir kalabalık... Mirza Karanoğlu, arkasında yapay bir güç gösterisi getirmemişti. O, bu koca şehre ve o kibirli yalıya sadece kendi yüreğinin adaletiyle, tek bir aslan parçasıyla, canından çok sevdiği oğlu Çınar ile gelmişti. Yalının hizmetlisi kapıyı açtığında, içeriye sızan o hafif deniz esintisiyle birlikte salona büyük bir ağırlık çöktü. Kapı eşiğinde, siyah, kusursuz kesim ceketinin içinde bir anıt gibi dikilen Mirza duruyordu. O kömür karası gözleri, o sert ve jilet gibi keskin çehresi, o koca göğsüyle yalı dairesinin o süslü, yapay ihtişamını tek bir saniyede ezip geçmişti. Mirza, merdivenlerin başında duran kadına, yeşil elbisesinin içinde tıpkı Sorkun'un baharı gibi parıldayan Lara'sına baktığı an duraksadı. O sert adamın kömür karası gözlerinde adeta bir gök gürültüsü koptu. Yeşil, hatununa öyle bir yakışmıştı ki, Mirza onun o asil zarafeti karşısında nefesini tazelemek zorunda kaldı. Hemen yanında ise babasının elini sımsıkı tutmuş, üzerinde küçücük bir takım elbise olan dünya tatlısı Çınar vardı. Mirza, gücünü kalabalıklar arkasına saklayan korkaklar gibi değil; sadece aşka ve sevdiği kadına hürmet eden, kollarının arasında dünyaları taşıyan asil bir baba, sarsılmaz bir lider olarak adım attı içeriye. Ner…