28. Bölüm MASKELERİN ARDINDAKİ YILAN
Yazar: SilentFlower1

28. BÖLÜM : Mert, lojmandaki odasında bir o duvara bir bu duvara büyük bir öfkeyle dönüp duruyordu. Dişlerini birbirine öyle bir bastırıyordu ki, çene kemiklerinin çatırtısı odanın sessizliğinde yankılanıyordu. Elleri titriyor, gözleri yuvalarından fırlayacak gibi kararıyordu. "Nasıl olur lan? Nasıl?!" diye kükredi sessizce. "Koca Emir Ali Bey, o İstanbul'un tanınan o iş adamı, o kibirli herif nasıl olur da öz kızını o dağ ayısına, o kaba kabadayıya yakıştırır?! Üstelik adamın peşinde gezen bir veledi var, geçmişi var! Nasıl rıza gösterir?!" Mert, çalışma masasının üzerindeki kitapları büyük bir hırsla yere fırlattı. Lara'yı düşünüyordu. Onun o yeşil gözlerini, o dik duruşunu... Lara okulda hep mesafeliydi. Mert ne zaman onun gözünün içine baksa, Lara hep "Ders, müfredat, çocuklar" diyerek onu geçiştirmiş, yüzüne bile bakmamıştı. Mert'i zerre umursamamıştı. Oysa Lara'yı ilk gören, onun o asaletine ilk vurulan kendisiydi! Sırf onun o narin gövdesini daha fazla görebilmek, ona yakın olabilmek için nefret ettiği bu aptal mesleği, öğretmenliği seçmişti. Çocuklardan inanılmaz bir şekilde nefret ediyordu; o gürültüleri, o pis burunları midesini bulandırıyordu. Bu ücra dağ köyüne de sırf Lara için gelmişti. Aslında burası arkadaşı Yusuf'un hakkıydı. Ama Mert, sırf Lara'nın peşinden gelebilmek için onun hakkını elinden almış, arkasından dolaplar çevirerek Sorkun'a tayinini çıkartmıştı. "Yine fark etmedi beni... Yine o kör gözlerini bana çevirmedi!" diye fısıldadı Mert, gözlerinde hastalıklı bir parıltıyla. Gitmiş, o çocuklu kaba adamın koynuna girmişti. Acaba birlikte olmuşlar mıydı? Acaba o kaba eller Lara'nın narin gibi tenine dokunmuş muydu? Bu düşünce Mert'in pis, sapkın zihnini ele geçiren bir zehir gibi yakıp kavuruyordu. Ne olursa olsun Lara onun olmalıydı. Tıpkı geçmiştekiler gibi... Sadece bir kez onunla yatsa, o narin bedenine sahip olsa, dünyadaki tüm hazları almış gibi mutlu olacaktı. Zihni yıllar öncesine, o ilk avına gitti. Mert 17-18 yaşlarında, babasının zoruyla okula giden serserinin tekiydi. Kendine kalsa çalışmaz, babasının parasını çatır çatır yerdi. O zamanlar Melek adında bir kıza takılmıştı; adı gibi melek, ürkek bir ceylan gibiydi. Mert'in o hastalıklı takıntısı ilk kez o kızla başlamıştı. Avının önce kendisine acımasını isterdi Mert; bu yüzden Melek'in karşısında hep masum, boynu bükük, mazlum bir rol oynamıştı. Melek de onun bu sahte zavallılığına acımış, bunu aşk sanıp onunla birlikte olmuştu. Ama ertesi sabah uyandığında, Mert'in komodinin üzerine bıraktığı o fahişe parasını görünce dünyası yıkılmıştı. Kızcağız, anne ve babasının yüzünü kara çıkarmamak için o gün intihar etmişti. Mert'in zengin babası ise parayla, rüşvetle olayın üstünü feci bir ustalıkla kapatmıştı. Mert o günden sonra nerede ürkek bir ceylan, sığınacak liman arayan temiz bir kadın görse hep aynı numarayı yapmıştı: Önce mazlum görün, avını yatağa at, sonra parasını verip ruhunu paramparça et... Ama bu kirli numara Lara'da sökmemişti. Lara onun sahte maskesinin arkasındaki o yılanı fark etmemişti belki ama ona asla geçit de vermemişti. "Güle oynaya nişanlanın bakalım..." dedi Mert, pencereden dışarıya, Karanoğlu evin ışıklarına bakarak. "O yüzük o parmağa takılacak ama o gelinliği senin üzerinden yırtıp alacak olan benim, Lara..." Aynı saatlerde, lojmanın o sıcak, huzurlu odasında ise gitme vakti gelip çatmıştı. Emir Ali Bey'in İstanbul'a dönmesi gerekiyordu; çünkü Nermin Hanım'ın arkasından çevirdiği o kirli, sinsi işleri, şirketten sızdırılan paraları ortaya çıkaracak o büyük intikam planını devreye sokma zamanı gelmişti. (Lara'nin ağzından) Babam bavulunu kapatırken, içimdeki o endişeli kız çocuğu bir kez daha başını kaldırdı. Gidip kollarına sarıldım. "Babacığım... Yine geleceksin değil mi?" dedim, sesimdeki o titremeyi gizleyemeyerek. "Ya da... Ya da Çınar'ın kahvaltıda istediği gibi biz gelelim İstanbul'a. Ama... Ama ya o Nermin yine bir şey yaparsa? Yine bana yada Çınara zarar vermeye kalkarsa?" Babam bavulun sapını sıkıca kavradı,…