Köyün Işığı

26. Bölüm KALEMİN KANI, DAĞIN YEMİNİ

Yazar:

Köyün Işığı – SilentFlower1 kitap kapağı
Köyün Işığı – SilentFlower1 kitap kapağı

26. BÖLÜM (Yazardan ) Sorkun Dağları'nın zirvelerinden aşağıya doğru süzülen dumanlı, kurşuni sis tabakası, köyün eski taş evlerinin çatılarında asılı kalırken, rüzgar pencerelerin kırık tahta pervazlarını feci bir hırsla sarsıyordu. Sabahın ilk ışıkları, o bildik ayazı lojmanın odalarına taşırken, Lara gözlerini derin ve ciğerlerini üşüten bir nefesle açtı. Birkaç gündür Mirza'nın o heybetli kollarından, o buram buram erkeksi kokan güvenli yuvasından ayrılmış, bu soğuk öğretmen lojmanına geri dönmüştü. Ayrılık feci şekilde zor gelmişti; kalbi, o koca dağ kabadayısının göğsünde un ufak olmuş bir parça gibi kalmıştı sanki. Ancak içindeki o asil mahcubiyet, babasının görüntülü aramadaki o vakur, o sorgulayan bakışlarını her hatırladığında yanaklarını alev alev yakan o utanma duygusu, ona doğru olanın bu olduğunu fısıldamıştı. Kendini burada, her ne kadar üşüse de, o kutsal öğretmenlik makamında daha lekesiz, daha dik hissediyordu. Yataktan kalktı, üzerindeki ince hırkayı omuzlarına sımsıkı dolarken pencereden dışarıya, köyün ışıklarına, çamurlu sokaklarına baktı. Sorkun, dışarıdan sakin görünen ama bağrında feci fırtınalar koparan vahşi bir coğrafyaydı. Lara'nın içindeki o tuhaf, adını koyamadığı feci huzursuzluk, kalbinin ritmini sebepsizce hızlandıran o sızı, bu sabah her zamankinden daha ağırdı. Sanki dağın kayaları üzerine yıkılacakmış gibi, sanki gökyüzü kan ağlayacakmış gibi bir his yerleşmişti göğsünün tam ortasına. "Hayırdır inşallah," diye mırıldandı, ellerini sıcak çay bardağına sararken. Bugün okul vardı, çocukları vardı ve bu köye karşı vereceği o kutsal savaşın yeni bir günü başlıyordu. Öte yandan, Sorkun Dağları'nın en ücra, o güneş girmeyen sinsi değirmeninin gölgesinde Ferhat için zaman tamamen durmuştu. Adam artık duramıyordu, beyninin içindeki o karanlık labirentlerde feci fırtınalar dönüyordu. Mirza'nın o sert, nasırlı elleriyle Ali'yi nasıl korkuttuğunu, o kabadayı tehditleriyle adamı nasıl sindirdiğini düşündükçe dişlerini hırsla sıkıyor, duvara yumruklar indiriyordu. Ali, Mirza Karanoğlu adını duyduğundan beri korkudan tir tir titremiş, Ferhat'a verdiği o uğursuz, o karanlık sözden vazgeçmişti. "Zelal'i unut, Mirza bizi diri diri dağa gömer, o kabadayıyı karşımıza alamayız," demişti Ali korkudan titreyerek. Ama Ferhat kararlıydı. O hastalıklı, o kirli ve karanlık zihnine kazımıştı o küçücük kızı. Zelal onun olacaktı! Başka yolu yoktu. O pis, o iğrenç sapık zihniyet, daha sekiz yaşında olan daha çocuk olan sabiyi, o minicik Zelal'i kendi karanlığına çekmek istiyordu. Mert'in o aristokrat, korkak ve planlı sözlerini dinleyecek vakti de sabrı da kalmamıştı. Mert ona her defasında "Zamanı var, plan yapmalıyız, kendimizi yakmayalım" dedikçe Ferhat'ın gözü kanlanıyordu. "Planınız batsın lan!" diye kükredi Ferhat değirmenin nemli duvarlarına karşı. "O dağ kabadayısı da, o İstanbul'dan gelen süslü öğretmen parçası da beni durduramaz! O kız benim helalim olacak, o kadar!" Sinsi kafasındaki o pis arzular, onu tamamen deliliğin ve vahşetin eşiğine sürüklemişti. Artık dayanacak gücü kalmamıştı; içindeki o hayvani, o hastalıklı dürtü, onu Sorkun'un en büyük kanlı pusuya doğru bir hızla itiyordu. Masanın üzerindeki eski, paslı uzun namlulu silahı eline aldı, mermileri tek tek yuvaya sürerken gözlerindeki o delilik pırıltısı feci şekilde büyüyordu. Sabahın erken saatlerinde, Sorkun Dağları'nın tozlu, virajlı ve taşlı yollarında siyah, lüks bir arazi aracı ağır ağır ilerliyordu. İstanbul'un köklü iş adamlarından Emir Ali Bey, kızı Lara'nın izini sürerek, feci bir endişe ve merakla nihayet bu ücra topraklara ayak basmıştı. Tek kızı, gözünün nuru Leyla'sının emaneti bu dağ başında, her türlü tehlikeye açık bir şekilde öğretmenlik yapıyordu. Emir Ali Bey, kızının telefonda bahsettiği, o hayatını kurtaran ve feci şekilde kalbini kaptırdığı adamı, Mirza Karanoğlu'nu İstanbul'dan yola çıkmadan önce en ince ayrıntısına kadar araştırıp öğrenmişti. Kızı şu an okulda, dersinin başında olduğu için, önce o adamla yüzleşmek, o kabaday…

Bölümün tamamını WritePad'de oku