Köyün Işığı

22. Bölüm KALBİMİN YENİ MEVSİMİ

Yazar:

Köyün Işığı – SilentFlower1 kitap kapağı
Köyün Işığı – SilentFlower1 kitap kapağı

22. BÖLÜM: KALBİMİN YENİ MEVSİMİ (Yazardan) Sorkun dağlarının üzerinde doğan güneş, bu sabah her zamankinden daha parlak, daha sıcak ve sanki tüm o geçmişin buzlarını eritmek ister gibi umut dolu yükseliyordu. Ahşap dağ evinin pencerelerinden sızan o ilk loş ışıklar, şömineden geriye kalan küllerin hafif sıcaklığıyla birleşip odanın içini aydınlatıyordu.. Mirza Karanoğlu, hayatında ilk defa huzurla, zihninde tek bir fırtına bile kopmadan gözlerini açmıştı. Sol kolu, üzerinde kalın halının serili olduğu o sıcak zeminde, hayatının en kıymetli emanetini sarıp sarmalamıştı. Başını hafifçe yan tarafa çevirdiğinde, kollarının arasında derin ve huzurlu bir uykuda olan Lara'sını seyretmeye başladı. Lara, o kadar güzel, o kadar masum ve narindi ki... Siyah, ipek gibi saçları halının üzerine bir çarşaf gibi yayılmış, beyaz teni sabahın o duru ışığında adeta bir kuğu gibi parlıyordu. Üzerinde sadece o ince, beyaz askılı bluzu vardı ama Mirza onun o el değmemiş masumiyetine duyduğu saygıyla, gece yarısı kendi ceketini ve kalın bir battaniyeyi onun o ince belinin üzerine narince örtmüştü. Genç kadının kesik kesik, ritmik nefes alışları Mirza'nın çıplak göğsüne çarpıyor, her nefeste o buram buram kokladığı İstanbul kır çiçeklerinin kokusu o ahşap odayı yeniden ele geçiriyordu. Mirza, sekiz yıldır kalbini mühürlediği o karanlık zindandan bu kadının tek bir "varım" deyişiyle çıkmıştı. Şimdi onu böyle kolları arasında izlerken, içinden yükselen o devasa koruma arzusu ve aşk duygusu canını acıtacak kadar yoğundu. Onu hiç bırakmak istemiyordu. Zamanı buracıkta durdurmak, ömrünün geri kalanını sadece bu kadının uykusunu seyrederek geçirmek istiyordu. Ama heyhat, hayatın gerçekleri ve Sorkun'un kuralları vardı; en önemlisi de Lara'nın bugün okulu, geleceğini aydınlatmak zorunda olduğu minik talebeleri vardı. Mirza, kalbinden taşan o yoğun sevgiyle hafifçe öne doğru eğildi. Dudaklarını Lara'nın o narin kulağına, saçlarının birleştiği o pürüzsüz tene yaklaştırdı. "Lara'm... Güzelim... Hatunum uyan," dedi, sesi o dağları titreten kabadayı sesinden uzak, bir kadının ruhunu eritecek kadar yumuşak, kadife gibi ve aşık bir fısıltıyla döküldü dudaklarından. "Uyan kadınınım benim, sabah oldu." Lara, kulağına çarpan o sıcak nefesle ve duyduğu o erkeksi, derin fısıltıyla birlikte hafifçe kıpırdandı. Uzun kirpikleri yavaşça aralandı ve o denizleri, ormanları andıran yemyeşil gözleri doğrudan Mirza'nın kömür karası gözleriyle mühürlendi. Genç kadın, nerede olduğunu ve dün gece yaşanan o tutkulu anları hatırlar hatırlamaz saniyeler içinde yanaklarının alev alev yandığını hissetti. İçini kaplayan o feci utangaçlıkla birlikte ne yapacağını bilemeyerek bakışlarını kaçırmaya çalıştı, battaniyeyi çenesine kadar çekip yüzünü saklamak istedi. Mirza onun bu saf, bu tatlı acemiliğine ve utangaçlığına karşı derin bir kahkaha attı. Elini uzatıp o battaniyenin kenarını hafifçe indirdi, nasırlı parmak uçlarıyla Lara'nın o utançtan kızarmış narin yanağını okşadı. "Benden kaçırma o yeşil gözlerini," dedi Mirza, sesindeki o sahiplenici tonla. "Dün gece bu dağ evinde bana dünyaları verdin sen. Utanacak hiçbir şey yok, sen artık benim canımsın, kadınımsın." Lara, onun bu net ve gururlu duruşu karşısında utangaç bir şekilde gülümsedi. "Günaydın Mirza..." dedi, sesi uykudan yeni uyandığı için hafif pürüzlü ve son derece çekici çıkmıştı. "Saat kaç? Okula geç kalacağım, çocukların beni beklemesi en son isteyeceğim şey." "Merak etme, yetişirsin. Karanoğlu'nun hatunu hiçbir yere geç kalmaz," dedi Mirza doğrulurken. O çıplak, kaslı ve geniş gövdesi şöminenin ışığında son kez parıldarken, hızla kenara fırlattığı siyah gömleğini üzerine geçirdi. Lara da onun arkasını dönmesini fırsat bilerek üzerindeki hırkasını hızla giydi, üstünü başını düzeltti ve saçlarını narin parmaklarıyla toparladı. İkisi de dağ evinden çıkıp o siyah arazi aracına bindiklerinde, dışarıdaki o keskin dağ havası yüzlerine çarptı ama arabanın içi dün geceden kalma o yoğun tutkunun sıcaklığıyla hala sarmalanmıştı. Yo…

Bölümün tamamını WritePad'de oku