21 . Bölüm Sorkun'da Bahar Kokusu ve Teklif
Yazar: SilentFlower1

21. BÖLÜM ( Yazardan ) Adımları her ne kadar okula doğru gitse de, aklı tamamen karmakarışıktı. Bugün okula vardığında onunla nasıl karşılaşacaktı? Yüzüne nasıl bakacaktı? En önemlisi, canından çok sevdiği minik talebesi Çınar'ın, o boncuk gözlü sabinin yüzüne hangi yüzle bakacaktı? Utancından yerin dibine girmek istiyordu ama bir o kadar da içten içe içini kaplayan o vahşi, o yabancı mutluluk dalgasına engel olamıyordu. Tam okulun büyük demir kapısına yaklaşmıştı ki, yolun kenarında zar zor yürümeye çalışan bir karaltı gördü. Dikkatli baktığında bunun okulun diğer idealist öğretmeni, İstanbul'dan buralara tayin olmuş Mert öğretmen olduğunu fark etti. Mert'in elinde, ilçeden yeni getirildiği belli olan kocaman, ağır evrak klasörleri ve ders materyalleri vardı. Kutuları ve kağıtları kucağında dengelemeye çalışırken adeta önünü bile göremiyor, adımlarını zar zor atıyordu. Lara, içindeki o kibar ve yardımsever İstanbul hanımefendisini bastıramayarak adımlarını hızlandırdı ve Mert'in yanına ulaştı. "Günaydın Mert öğretmen, yardım lazım mı?" dedi, o kadife gibi, insanı dinlendiren yumuşacık sesiyle. Mert, duyduğu sesle birlikte kucağındaki kutuların üzerinden kafasını kaldırdı. Karşısında Sorkun'un o gri, kasvetli havasını tek bir gülüşüyle aydınlatan Lara'yı görünce gözleri aniden parladı. Yüzüne geniş, hayranlık dolu bir gülümseme yayıldı. "Ooo, Lara öğretmenim, günaydın! Sizi görmek ne güzel sabah sabah... Vallahi yalan söylemeyeyim, şu an gökte ararken yerde bulduğum bir melek gibisiniz. Evet, biraz yardım alabilirsem gerçekten çok makbule geçer," dedi, sesindeki o gizleyemediği hayranlıkla. Lara, Mert'in kucağından birkaç ağır klasörü ve evrak çantasını ustalıkla aldı. "Lafı bile olmaz, meslektaşız sonuçta," diyerek gülümsedi. Beraber okul binasına doğru, yan yana adımlamaya başladılar. Mert, Lara'yı yanında bulmanın verdiği o fırsatı kaçırmak istemez gibi sürekli onunla konuşmak istiyor, İstanbul'daki eski hayatı kendi hayatı hakkında, Sorkun'un zorlu şartlarından, çocukların durumundan bahsederek bir şekilde onun dikkatini çekmeye çalışıyordu. Ama Lara... Lara orada değildi. Mert'in ağzından dökülen kelimeler onun bir kulağından girip diğerinden çıkıyordu. Çünkü Laranin akli tamamen Mirzadaydi. Zihninin içinde sadece o kömür karası gözler, o keskin dağ kokusu ve o arabanın içindeki o yakıcı nefes mesafesi vardı. Acaba bugün karşı karşıya geldiklerinde Mirza ona nasıl davranacaktı? Bir de Çınar vardı... O masum çocuğun yüzüne bakarken dün gece babasıyla yaşadığı o büyük günahı, o tutkulu öpücüğü hatırlayıp utanmaktan korkuyordu. Sonunda okulun o geniş, toprak zeminli bahçesine vardılar. Ve tam o anda, Lara'nın adımları buz kesti. Okul binasının hemen girişinde, o heybetli, siyah aracının kapısına sırtını dayamış bir adam duruyordu. Mirza Karanoğlu... Üzerinde siyah, vücuduna tam oturan, o geniş omuzlarını ve kalıplı göğsünü gözler önüne seren kaliteli bir ceket vardı. Yeni kestiği o kirli sakalları, çene hatlarını daha da keskinleştirmiş, onu Sorkun'un kabadayısı olmaktan çıkarıp adeta bir kadının aklını başından alacak tehlikeli bir konta çevirmişti. Kollarını göğsünde bağlamış, gözlerini okulun kapısına dikmiş, sabırsızlıkla Lara'sını bekliyordu. Ama Mirza'nın o gördüğü görüntü... İşte o görüntü onun içindeki o vahşi, o kıskanç canavarı saniyeler içinde yeniden uyandırdı, adamı kelimenin tam anlamıyla çıldırttı. Kenan'ın mevzusu daha yeni bitmiş, onun hesabı yeni görülmüşken şimdi de başıma bu Mert mi başlıyordu resmen? Mert'in elindeki evraklarla yürürken gözlerinin içinin parlaması, Lara'nın o narin endamına hayran hayran, adeta eriyerek bakması Mirza'nın gözünden kaçmamıştı. Şakaklarındaki damarların öfkeden nasıl zonkladığını, o güçlü yumruklarını nasıl sıktığını uzaktan bile görebiliyordu Lara. Mirza, arabanın kapısından adeta bir kaplan gibi ayrıldı. Ağır, heybetli ve etrafa ölümcül bir enerji yayan adımlarla doğrudan Mert ve Lara'nın üzerine doğru yürümeye başladı. Bahçedeki birkaç köylü ve çocuk, Karanoğlu'nun bu g…