Köyün Işığı

20. Bölüm Dağ Başındaki Yangın ve Gizli İttifak

Yazar:

Köyün Işığı – SilentFlower1 kitap kapağı
Köyün Işığı – SilentFlower1 kitap kapağı

20. BÖLÜM ( Lara'nın ağzından) Yanaklarımın alev alev yandığını, kalbimin göğüs kafesimi delmek istercesine, adeta deli bir kuş gibi çırpındığını hissedebiliyordum. Evdeydim. Sorkun'un o loş ışıklı küçük lojman odasının tam ortasında, sırtımı ahşap kapıya yaslamış, nefes nefese bir halde duruyordum. Dakikalar önce yaşananlar, zihnimin içinde bir film şeridi gibi değil, adeta ruhumu eriten bir kor ateş gibi dönüp duruyordu. O ıssız dağ başı... Sorkun dağlarının en tepesinde, uçurumun kenarında duran o heybetli araba... Dışarıda uğul uğul esen, pencereleri zorlayan o dondurucu vahşi rüzgar ve arabanın içinde, o daracık alanda kopan o muazzam, o geri dönüşü olmayan fırtına... Mirza... O kömür karası gözleriyle beni o koltukta tamamen köşeye sıkıştırdığında, o jilet gibi keskinleşmiş, yüzünün o sert ve muazzam kemikli hatlarını ortaya çıkaran kirli sakallarıyla üzerime eğildiğinde zaman tamamen durmuştu benim için. O kaba saba ama bir o kadar da narin, sahiplenici elleri ince belimi kavrayıp beni kendine doğru mühürlediğinde, hayatımda ilk defa bir erkeğin teninin sıcaklığıyla kavrulmuştum. Ve o an... O dudaklarının dudaklarıma sertçe, hoyratça ama bir o kadar da çaresiz bir aşkla kapanışı... Hayatım boyunca, aşkı sadece okuduğu kitapların tozlu sayfalarında arayan o saf İstanbul kızı, o dağ başındaki arabanın içinde ilk defa nefessiz kalmıştı. Dillerimizin birbirine dolanışı, soluklarımızın birbirinin içinde kayboluşu o kadar güçlüydü ki, resmen eridiğimi, kemiklerimin bağının çözüldüğünü hissetmiştim. Beni o ıssız dağ başından alıp evin önüne kadar getirdiği o dönüş yolculuğu boyunca ise kelimenin tam anlamıyla bir utanç duvarına çarpmıştım. Arabanın içindeki o yoğun, o buram buram erkek kokan ağır havada çıt çıkmamıştı. Başımı bir saniye bile kaldırıp onun o dikiz aynasından bana bakan kömür gözlerine dikememiştim. Utancımdan, heyecanımın yüzümdeki o alev renginden beni okuyacak diye ödüm patlamıştı. Yol boyunca parmaklarımla hırkamın kenarını çekiştirip durmuştum. Ama o... Aracı evin önüne yanaştırıp durdurduğunda, arabadan inmeme yakın bana doğru öyle bir bakmıştı ki... Yüzünde aylardır, belki de yıllardır hiç kimsenin görmediği, o gururlu, o içi içine sığmayan, zafer kazanmış bir sırıtışı vardı. O sert, acımasız adam gitmiş, yerine dudaklarının kenarında o muzip, o erkeğin kadını fethettiği anki o tehlikeli gülümsemeyle bakan bir Mirza gelmişti. Beni eve bıraktıktan sonra, arkasında o tekerleklerin çıkardığı toprak kokusunu bırakıp sırıtarak, adeta ruhumu da yanında götürerek gitmişti. Ben ise tüm yol boyunca ve arabadan inerken ona utancımdan tek bir kez bile bakamamıştım. Hemen kendimi içeri atmış, kapıyı kilitlemiştim. Şimdi ise odanın ortasında deli gibi volta atıyor, elimdeki telefonu sımsıkı tutuyordum. Kalbimin ritmini yavaşlatmam imkansızdı. İçimde öyle bir enerji, öyle bir çocuksu çığlık vardı ki, bunu dünyada tek bir kişiye anlatabilirdim. Benim tek sırdaşım, İstanbul'daki o koca konakta üvey annemin şerrinden beni her zaman koruyan, benden on yaş büyük, evli ve iki çocuk annesi olan canım kuzenim, Melda ablamdı. Parmaklarım titreyerek ekrandaki numarasına bastı. Telefon daha ilk çalışta, sanki o da ekranın başında benim aramamı bekliyormuş gibi anında açıldı. "Lara? Kuzum, sesin soluğun çıkmadı, ne yaptın? Meraktan çatladım burada!" diye sordu Melda abla, sesindeki o her zamanki abla şefkati, korumacılığı ve bitmek bilmeyen merakıyla. "Abla..." diye fısıldadım. Sesim o kadar titriyor, o kadar heyecanlı ve nefes nefese çıkıyordu ki, lojmanda kendi sesimin yankısından bile utandım. "Abla... Beni öptü resmen! İnanamıyorum, yemin ederim bayılacaktım, oracıkta ruhumu teslim edecektim!" Melda abla telefonun diğer ucunda derin bir nefes aldı, ardından İstanbul'daki o sessiz odasından neşeli, muazzam bir çığlık kopardı. "Ne?! Kız yavaş konuş, nefes al! Kim öptü, o dağ kabadayısı mı? Nasıl oldu, nerede oldu, anlat çabuk! Hiçbir detayı atlama, çıldıracağım burada!" "O ya, o... Mirza!" dedim, yatağın üzerine kendimi bırakıp…

Bölümün tamamını WritePad'de oku