Köyün Işığı

2. Bölüm Gece,Ayaz ve İnat

Yazar:

Köyün Işığı – SilentFlower1 kitap kapağı
Köyün Işığı – SilentFlower1 kitap kapağı

Mirza'nın anlatımıyla Pikabı evin önüne çekip motoru susturduğumda, Sorkun'un üzerine çöken sessizlik her zamankinden daha ağır, daha tehditkar gelmişti. Motorun soğurken çıkardığı o metalik "çıt" sesleri, sessizliğin içinde yankılanıyordu. Çınar, arabadan inerken hala o yabancı kadının bıraktığı etkinin altındaydı; gözlerindeki o tuhaf merakı, o gizleyemediği hayranlığı görmediğimi sanıyordu. Onu hemen içeri gönderdim. "Hadi oğlum, doğru yatağa. Yarın işimiz çok," dedim sesimdeki sertliği koruyarak. Çınar'ın bir yabancıya, hele ki şehirli bir kadına bu kadar çabuk ısınma ihtimali bile mideme kramplar girmesine yetiyordu. Onun dünyasında kötülük henüz bir isim bulmamıştı ama benim dünyamda kötülük, hep en ince ve en nazik maskelerin arkasına saklanmıştı. Evin içine girdiğimde sıcak hava yüzüme bir tokat gibi çarptı ama içimdeki o buz kütlesi bir türlü erimiyordu. Salondaki eski, deri koltuğa çöktüm. Koltuğun gıcırtısı, evin boşluğunda devleşti. Parmaklarım alışkanlıkla tütün tabakama gitti. Ağır ağır, her bir zerresini hissederek bir sigara sardım. Kağıdı dudaklarıma değdirdiğimde, parmaklarımın hala dışarıdaki ayazdan dolayı hafifçe titrediğini fark ettim. Dışarıdaki ayaz, evin taş duvarlarını zorluyor, deri ceketimin üzerinden bile sızıp kemiklerime işliyordu. Aklım, o ıssız meydanda bıraktığım narin siluette asılı kalmıştı. O kızın, o incecik ceketiyle ve bu topraklara ait olmayan o narin haliyle o bankta sabaha çıkması imkansızdı. Sorkun'un gecesi, hazırlıksız yakaladığı adamı bile diri diri gömerdi; kaldı ki o, sadece bir "çiçekti". Kendi kendime, "Bırak," dedim. "Bırak da bozkır ona ilk dersini versin." Ama zihnim durmuyordu. O kızın bavuluna sarılıp büzülmüş halini hayal ettikçe, tütünün tadı ağzımda zehir gibi acılaşmaya başladı. Ama gidip ona yardım etmek? Bir kadına el uzatmak? Bu, Mirza Karanoğlu'nun yıllar önce yemin ederek, üzerine kan ve toprak atıp kapattığı bir defterdi. Sadakat diye bildiğim o kutsal kavramın, en yakın dostum ve karım tarafından nasıl paslı bir hançere dönüştürüldüğünü bir an bile unutmamıştım. Onlar kaçarken arkalarında sadece yıkık bir yuva ve annesiz bir çocuk değil, merhameti alınmış bir adam bırakmışlardı. O gün, merhametimi o tozlu yollarda bırakmıştım ben. Kalbimdeki boşluğu öfkeyle doldurmuştum. Şimdi karşıma çıkan bu "öğretmen" de aynı kumaştandı; parıltılı, sahte ve zoru gördüğü an ilk otobüsle kaçmaya meyilli... Gözlerimi kapatıp başımı geriye yasladım. Yıllar önceki o gece canlandı gözümde. Yağmurlu bir geceydi, Sorkun'un çamuru adamın botlarını aşağı çekerdi. O gece de birileri gitmişti. O gece de birileri geride kalanları düşünmemişti. Şimdi bu öğretmen bozuntusu gelmiş, "idealizm" diyor, "çocuklar" diyordu. Hepsi aynı yalandı. Şehirde sıkılan, macera arayan, sonra da ilk kar düştüğünde ağlayarak kaçan tiplerden biriydi işte. "Öğretmenmiş..." diye fısıldadım karanlığa doğru, dumanı ciğerlerime hapsederken. Saat gece yarısını çoktan geçmişti. Köydeki köpeklerin havlaması bile kesilmişti; onlar bile ahırlarına, sıcak kuytularına çekilmişti. Ama o kadın... O kadın hala o meydandaydı. Yerimden kalkıp mutfağa geçtim, kendime sert bir kahve yaptım. Cezvenin ocaktaki hışırtısı bile sinirlerimi bozuyordu. Pencereden dışarı baktım; zifiri karanlık. Sadece uzaktaki bir iki sokak lambasının cılız ışığı kar altındaki yolu aydınlatıyordu. "Bakalım yarın sabah o gözlerindeki 'ışık' hala orada olacak mı, yoksa Sorkun seni de mi yutacak, narin çiçek?" diye mırıldandım. İçimdeki bir ses, "Git al onu," diyordu. "Donacak, ölecek." Diğer ses ise daha gür, daha hırçın bir şekilde haykırıyordu: "Sana ne? O buraya kendi isteğiyle geldi. Buranın kanunlarını bilmeyen bedelini öder." Muhtarın yine bir yerlerde sızıp kaldığı, o kızı orada bir başına, sahipsiz bıraktığı gerçeği göğsümü bir an mengene gibi sıkıştırsa da hemen kendimi toparladım. "Sana ne Mirza?" dedim içimden." Sen bu köyün bekçisi misin? Sen o kadının kurtarıcısı mısın?" Yatağa uzandım ama uyku benden kilometrelerce uzaktı. Yorganın ağırlı…

Bölümün tamamını WritePad'de oku