Köyün Işığı

19. Bölüm Aynadaki Yabancı

Yazar:

Köyün Işığı – SilentFlower1 kitap kapağı
Köyün Işığı – SilentFlower1 kitap kapağı

19. BÖLÜM ( Mirza'nın Ağzından) Oğlumla, canımdan öte can bildiğim Çınar'ımla çok güzel, su gibi akan bir vakit geçirmiştik bugün. Hafta sonunun o dinginliğini, Sorkun'un o dondurucu ama insanı kendine getiren temiz havasını ciğerlerimize çekerek, bahçede onun o minik, hesapsız koşturmacalarını izleyerek tükettik saatleri. Çınar güldükçe, o boncuk gözleri kısıldıkça benim de göğsümdeki o sekiz yıllık taş kütlesi hafifliyor, yerini tarifi imkansız bir huzura bırakıyordu. Onun o çocuksu neşesi, benim bu dünyadaki tek sığınağımdı. Ama ne zaman o bana masumca baksa, ne zaman saçlarını okşasam, içimin en karanlık, en kuytu köşesinden o uğursuz, o zehirli fısıltı yükseliyordu. Bir şüphe... Bir erkek için ölümden, kurşun yemekten daha ağır bir şüphe kemiriyordu beynimin içini. Acaba diyordum... Acaba bu çocuk gerçekten benden mi? Gülnaz o sütü bozuk Şeref'le kaçıp gittiğinde, geride sadece yıkılmış bir yuva, darmadağın bir hayat bırakmamıştı; babalık gururumun, erkeklik haysiyetimin üzerine basılmış kapkara bir leke de bırakmıştı. Çınar'ın benim öz kanımdan olup olmadığını tam olarak bilmemek, o hain kadının koynuma, tam kalbimin üzerine bırakıp gittiği en büyük zaman ayarlı bombaydı. Her bakışımda hem eriyor hem de o şüphenin zehriyle kavruluyordum.. Ancak o şüphe ne kadar büyük, ne kadar amansız olursa olsun, başımı eğip de karşımda duran o masum çocuğa baktığım an her şey bir anda uçup gidiyordu. Kanımdan olmasa ne çıkardı ki? Canımdandı o benim, ötesi var mıydı? Ben onun yanında büyümüştüm, o benim kollarımda boy atmıştı. O daha kundaktayken, geceleri o hain kadının feryatlarıyla ağladığında, koynuma alıp nefesimle, göğsümün sıcaklığıyla ısıtan bendim. Karanoğlu soyadı belki damarlarında akmıyordu, o şirret kadının yalanlarının esiriydi belki ama benim ruhum, benim şefkatim onun her bir hücresine, her bir kemiğine işlemişti. Sırf o birazcık gülsün, o yüzündeki çocuksu masumiyet bir saniye bile eksilmesin diye ben bu dünyayı, bu Sorkun dağlarını tek bir kibritle diri diri yakardım. Onun tek bir damla gözyaşı için dünyaları yıkacak, önüme geleni ezip geçecek o cüret de öfke de bendeydi. Öğleden sonra geç saatlere doğru, Çınar'ın elini sıkıca kavrayıp köy meydanına doğru yürümeye başladım. Niyetim kahvenin önünden geçip, bakkaldan ona sabah söz verdiğim o çikolataları, bisküvileri almaktı. Tam köy meydanına geçeceğim sırada, kahvede oturan adamların bakışlarının aniden bana döndüğünü, havada asılı kalan o ağır sessizliği hissettim. Sorkun'un kabadayısıydım ben; arkamdan fıs fıs konuşmaya, yüzüme karşı tek bir kem söz etmeye kimsenin gıyabında dahi cesareti yetmezdi. Ama o bıyık altından gülüşleri, birbirlerinin kulağına eğilip beni işaret edişlerini, o sinsi göz süzmelerini gözümden kaçıracak kadar kör ya da ahmak değildim. Aslında neyi konuştuklarını, o namussuz çenelerinin altında hangi gıybeti evirip çevirdiklerini çok iyi biliyordum. Dün şantiyede yaşananlar çoktan köy ahalisinin, kahve milletinin diline maraz olmuştu. O İstanbul güzeli, o narin muallim hanım Lara'nın beni işçilerin gözü önünde nasıl parmağının ucunda oynattığını, tek bir kelimesiyle, tek bir parmak dokunuşuyla beni şantiyenin ortasında nasıl bir taş gibi, bir heykel gibi dondurup bıraktığını konuşuyorlardı. "Koca Karanoğlu bir öğretmene boyun eğdi, nutku tutuldu" demeye getiriyorlardı akıllarınca. Öfkeden yumruklarımı sıktım, şakaklarımdaki damarların zonkladığını hissettim. Kahvedekilere öyle ters, öyle sert ve ölümcül bir bakış fırlattım ki, saniyeler içinde hepsinin kafası önüne eğildi, çay bardaklarına gömülüp sessizliğe büründüler. Çınar'la birlikte bakkal işini halledip tam eve doğru adımlıyorduk ki, yolun köşesinden, taş duvarın arkasından önümüze Sultan çıktı. Sultan, benim öz kardeşim gibi gördüğüm, dağda omuz omuza çarpıştığım, canımı gözümü kırpmadan emanet edeceğim askerlik arkadaşım Kadir'in sözlüsüydü , bacımızdı bizim. Beni görünce adımlarını daha da hızlandırdı, başındaki yemenisinin kenarını telaşla düzeltip mahcup ama bir o kadar da aceleci b…

Bölümün tamamını WritePad'de oku