18. Bölüm Rüya
Yazar: SilentFlower1

18. BÖLÜM (Yazardan) "Ah... Mirza..." diye inliyordu genç kadın. Sorkun'un o vahşi, o el değmemiş dağlarının tepesinde esen rüzgar, evin daracık odasının pencerelerini döverken, içeride bambaşka bir fırtına, kasırgadan daha şiddetli bir yangın kopuyordu. Odanın loş ışığında, yatağın üzerinde iki beden birbirine kenetlenmiş, nefes nefese bir harbin tam ortasında kaybolmuştu. Lara'nın o uzun, simsiyah saçları çarşafların üzerine bir gece gibi serilmişti. Yeşil gözleri, arzunun ve teslimiyetin o dumanlı perdesi arkasından Mirza'nın kömür karası gözlerine dikilmişti. "Mirza... Yapma..." diye fısıldadı Lara, ama sesi bir yalvarıştan ziyade, erkeğini daha da kışkırtan bir davet gibiydi. Mirza, o esmer, heybetli göğsünü genç kadının üzerine yaslamış, geniş omuzlarındaki her bir kas kasılarak can bulmuştu. O güçlü, kaba saba elleri, Lara'nın bembeyaz, pürüzsüz teninde adeta bir sanat eseri üzerinde gezinir gibi narin ama bir o kadar da sahiplenici bir hırsla dolaşıyordu. Dudakları, Lara'nın köprücük kemiğinde, boynunda, kulak memesinin hemen altında derin izler bırakarak ilerliyordu. Lara'nın her bir iniltisi, Mirza'nın kulak zarını patlatacak kadar güçlü bir afrodizyak gibi odaya yayılıyordu. "Sen..." diye hırıldadı Mirza. Sesi o kadar derinden, o kadar dipten geliyordu ki, odadaki ahşap zemin bile bu sesle titriyor gibiydi. "Sen beni deli ediyorsun öğretmen hanım. Beni kendi topraklarımda, kendi kurallarımla diri diri gömüyorsun." Mirza'nın güçlü kol kasları, Lara'yı belinden kavrayıp kendine doğru daha da çektiğinde, iki bedenin arasındaki o kor ateş Sorkun'un buz gibi gecesini tamamen eritmişti. Lara'nın ince parmakları, Mirza'nın o esmer sırtında, kürek kemiklerinin üzerinde çaresizce yer ediniyor, tırnaklarını onun sert tenine geçiriyordu. Dudakları bir saniye bile birbirinden ayrılmak istemezcesine birleştiğinde, dillerinin birbirine dolanışı, soluklarının birbirine karışışı o odadaki zamanı tamamen durdurmuştu. Mirza, genç kadının kalçalarını kavrayıp onu yatakta biraz daha yukarıya kaydırdı. Tenlerinin birbirine her sürtünüşünde, o tenlerin sıcaklığından yükselen o büyülü koku odayı esir alıyordu. "Lara... Sen harikasın... Benimsin..." diye mırıldandı Mirza, onun o ıslak, arzu dolu dudaklarına doğru. "Seni benden kimse alamaz artık." Lara, başını geriye doğru atarak onun sert hamlelerine, o tenini kavuran dokunuşlarına daha büyük bir iniltiyle karşılık verdi. İki beden o yatağın üzerinde adeta tek bir ruh, tek bir ateş sütunu gibi yükseliyor, birbirlerinin içinde kaybolurken doruk noktasına doğru hızla sürükleniyordu. Mirza'nın alnından düşen bir ter damlası Lara'nın göğsüne damlarken, o büyük patlama anı odanın duvarlarında yankılandı... Mirza, derin ve hırıltılı bir nefesle aniden gözlerini açtı. Gördüğü o feci, o akıl almaz derecede ateşli rüyadan sıyrılarak oturduğu koltukta hızla dikleşti. Kalbi göğüs kafesini patlatmak istercesine küt küt vuruyor, şakaklarından aşağıya soğuk ter damlaları süzülüyordu. Nefes nefese kalmıştı. Bakışları sersemce etrafta dolandı; televizyonda dünkü maç çoktan bitmiş, ekran kapkara bir sessizliğe bürünmüştü. Salonun loş ışığı, odadaki eşyaların üzerine cansız gölgeler düşürüyordu. "Siktir..." diye mırıldandı Mirza, elini yüzüne bastırarak. "Bu... Bu neyin nesiydi böyle?" Gördüğü rüya o kadar canlı, o kadar gerçekçiydi ki, burnuna hâlâ o kır çiçeklerinin, o İstanbul kokusunun geldiğini hissedebiliyordu. Yatağın o gıcırtısı, Lara'nın teninin pürüzsüzlüğü, o "Ah... Mirza..." diyişindeki o melodi hâlâ kulaklarındaydı. Ancak gerçek dünyaya döndüğünde, altındaki pantolonun dar geldiğini, erkekliğinin muazzam bir hırsla kabardığını ve zonkladığını hissetti. Canı acıyacak kadar sertleşmişti. Mirza, otuzlu yaşlarının ortasında, son derece sağlıklı, güçlü ve dinç bir erkekti. Bu tarz rüyalar görmesi biyolojik olarak çok normaldi ama işin içinde Lara olunca, bu durum sıradan bir rüyadan çıkıp amansız bir işkenceye dönüşüyordu. Üstelik tam sekiz yıldır... Tam sekiz koca yıldır hayatına tek bir kadın gi…