11. BÖLÜM: Aramızdaki Surlar
Yazar: SilentFlower1

11. BÖLÜM (Mirza'nın Ağzından) Hızla arabayı okulun önüne park ettim. Lastiklerin altından fırlayan çamurlu su ve taş parçaları, taş mektebin o dilsiz, soğuk duvarlarına çarpıp etrafa dağıldı. Farların o cılız, kirli sarı ışığı binanın yıpranmış cephesini aydınlatırken, kalbimin göğüs kafesimi zorlayan o bildik, hırçın ritmiyle vitese asıldım. Motoru susturmadım. Sorkun'un ayazında arabanın kaloriferi üflese de içimdeki o körük gibi işleyen nefesi soğutmaya yetmiyordu. Diğer tüm öğrenciler çoktan gitmiş, evlerinin yolunu tutmuştu. Koca bahçe, bozkırın o zifiri, o insanı yutacakmış gibi çöken ıssız karanlığına gömülmüştü. Okulun önündeki, yılların yüküyle aşınmış o taş basamaklarda sadece iki kişi kalmıştı: Oğlum Çınar ve Öğretmen Lara... Yan yana oturmuş, o dondurucu soğukta dizlerini kendilerine doğru çekmiş, sessizce beni bekliyorlardı. Çınar'ın üzerinde benim sabah ona giydirdiğim kalın mont vardı ama Lara... O narin öğretmenin, buranın ayazına hâlâ yabancı olan bedeniyle hafifçe titriyordu. Arabanın o homurtulu sesini duyar duymaz Çınar hızla yerinden kalktı. Adımları neşeyle, bir çocuk hafifliğiyle bana doğru geldi. Ön kapıyı açıp, her günkü gibi yan koltuğa, yanı başıma bindi. Tam ben de gözlerimi o yeşil gözlerden kaçırarak, Lara'ya hiç bakmadan direksiyonun başına geçip gaza basacak, bu tekinsiz bahçeden arkama bile bakmadan çekip gidecektim ki, arkamdan o kadife gibi yumuşak, o insanı durdurmaya yeten ses yükseldi: "Mirza Bey!" Dönüp ne olduğunu anlamama, kendime bir savunma hattı kurmama fırsat kalmadan, Lara hızla yanıma geldi. Aramızdaki o mesafeyi birkaç aceleci adımla yok etti ve kollarını boynuma dolayıp bana sımsıkı sarıldı. O kadar ani, o kadar hesapsız, o kadar temiz bir hamleydi ki... O an Sorkun'da zaman durdu. Altımdaki toprak sarsıldı, ekseninden kaydı sanki. O baş döndürücü, o dağ kır çiçeklerini, bozkırın taze çiğini andıran kokusu bir kez daha, ama bu sefer en derinden, ciğerlerimin en ücra kıvrımlarına kadar doldu. Kalbim bir anlığına duracak, göğsümün ortasında patlayacak gibi oldu. İçimdeki o dokuz yıllık, katılaşmış buz kütlesi feci bir çatırtıyla kökünden sarsıldı. Bir kadının sıcaklığı, benim gibi barut ve tütün kokan bir adama değdiğinde neye uğrayacağımı şaşırdım. Ama hayır! O sıcaklığın beni esir almasına izin veremezdim. Zihnimde aniden fırtınalar koptu. Gülnaz'ın o hain mektubu, o yatak odasındaki Şerif'in iğrenç görüntüsü, sırtıma saplanan o zehirli hançer ve kelimeler birer birer zihnimde çaktı: "Kadınlara güvenme Mirza, en narin görüneni en derinden vurur..." Gülnaz da bana böyle sarılmıştı bir zamanlar. O da bana böyle tatlı, böyle masum oyunlarla yaklaşmıştı. İçimi saran o ani, o vahşi korku ve savunma içgüdüsüyle öfkem fırladı. Kendimi kaybettim. Hızla, adeta canımı kurtarmak, o zehirden kaçmak ister gibi onu kendimden uzaklaştırdım. "Ne yapıyorsun lan sen?!" diye sesimi yükselttim. Sesim gecenin o sağır karanlığında bir kırbaç gibi patladı, taş mektebin duvarlarında yankılandı. Kendimi tamamen kaybetmiştim. İki elimle onun o incecik, o narin omuzlarını sıkıca tutup, kendine gelsin, haddini bilsin ister gibi sertçe sarstım onu. Lara neye uğrayığını şaşırdı. Benden aldığı o ani, o acımasız darbeyle dengesini sağlayamadı. Ayakları çamurlu toprakta kaydı ve arkasındaki arabanın soğuk, kirli kapısına sertçe dayandı. Sırtının sac levhaya çarpma sesi içimde bir yeri kopardı ama durmadım. Gözlerindeki o az önceki saf, o çocuksu sevinç, yerini büyük bir korku, şaşkınlık ve dehşete bırakmıştı. Karşısında bir adam değil, zincirini koparmış bir canavar vardı sanki. Sinirli ve soluk soluğa bir şekilde ona doğru büyük bir adımla yürüdüm. Boyumun verdiği o heybetle üzerine çöktüm ve adeta yüzüne haykırdım: "Bir daha... Bir daha sakın bana böyle yaklaşma öğretmen hanım! Haddini bil, yerini bil! Ben buraların kuralıyla yaşarım, senin o şehirdeki gevşek, o ne idüğü belirsiz oyunlarına gelmem! Benimle arandaki mesafeyi koru, tek bir adım bile taşma o çizgiden! Kimsin sen bana sarılıyorsun?!" Lara, daya…