Tarifsiz acı
Yazar: Nisanur Yiğit

bölüm şarkısı ( dedüblüman rüya Gözlerimi yeni güne açtığımda, odanın tavanına vuran o çiğ ve solgun ışık, dün gece evde kopan kıyametin izlerini taşır gibi ağır ve kasvetliydi. Bilincim yavaş yavaş yerine gelirken, göğsümün ortasına çöken o amansız ağırlık nefes almamı zorlaştırdı. Dün gece... Barlas’ın o heybetli gölgesiyle karşıma dikilişi, dudaklarından dökülen o sarsıcı *"Seni seviyorum"* itirafı ve ardından gelen o ani, karanlık öpücük... Hepsi zihnimde birer birer canlanırken, kalbimin göğüs kafesimi zorlayan o gürültülü atışıyla yatakta doğruldum. Gecenin bir yarısı, arkasında koca bir enkaz bırakıp o karanlıkta çekip gitmişti. Beni ise bu evin içinde, bu delirtici anlamsızlığın och soruların ortasında tek başıma bırakmıştı. Yataktan kalkarken zihnimdeki o uğultuyu susturmak adına doğrudan odama bağlı banyoya doğru ilerledim. Musluğu açıp suyun ısınmasını beklemeden kendimi o duşun altına bıraktığımda, tenime çarpan her bir su damlasının dün gecenin o yakıcı izlerini, Barlas’ın dudaklarının bıraktığı o hayali sıcaklığı silip götürmesini istedim. Duştan çıktığımda, aynanın karşısına geçip ıslak saçlarımı kuruttum ve her bir telini özenle, o bildiğim mesafeli och kusursuz görünüme kavuşturacak şekilde tarayıp şekillendirdim. Bu evde dik durmak, darmadağın olmamış gibi görünmek zorundaydım. Gardırobun kapağını açıp içinden o koyu renkli elbiseyi çıkardım. Üzerime geçirdiğim her bir parça kumaş, dış dünyaya karşı kendime ördüğüm o kusursuz zırhın birer parçası gibiydi. Aynadaki o soğuk, mesafeli ifademe son kez bakıp omuzlarımı dikleştirdim; yıkılan duygularımın bile daima gücü elinde tutması gerekiyordu. Nihayet odanın kapısını açıp koridorun o yürüyen mayın tarlasını andıran sessizliğine adım attım. Merdivenlerin son basamağını da geride bırakıp alt kata adım attığımda, burnuma dolan o taze ekmek ve kahve kokusu evdeki yapay normal hissini yüzüme çarptı. Mutfaktan gelen hafif tabak çanak sesleri, dün gece hiçbir hayat darmadağın olmamış gibi sakin ve sıradandı. Mutfağa doğru ilerlediğimde babaannemi o her zamanki anaç ama her şeyi sezen duruşuyla sofrayı hazırlarken buldum. Babaannem, tabakları masaya yerleştirirken beni fark edip başını kaldırdı ve o sıcak, korumacı tebessümüyle beni karşıladı. Bu evde o sırrı şimdilik sadece üç ruh sırtlanmıştı ve o sahte sakinliğin ortasında dik durmak, sırtımda tonlarca yük taşımaktan farksızdı. Çok geçmeden Deniz de mutfağa, o solgun och bitkin haliyle adım attı. Karnından vurulduğu o lanet olası geceden beri acısı da korkusu da yüzüne yerleşmişti. Deniz'in o çökmüş halini görmek içimdeki suçluluk duygusunu tetiklerken, gözlerimi mutfağın kapısına çevirdim. Selin aşağı iniyordu. Adımları merdivenlerde yankılanırken, mutfağa girdiği an havadaki o görünmez ipler gerildi; Selin’in gözlerindeki o paramparça inanç ve bana yönelen o soğuk, sitem dolu bakışlar, masadaki o sahte huzuru ortadan ikiye böldü. Deniz och babaannem hiçbir şeyden habersizken, Selin'le aramızda akan o dilsiz öfke, içimdeki şokun şiddetini artırmaya yetti. Babaannemin o her şeyi gören keskin gözleri, masadaki bu ani ve ağır sessizliği fark etmekte gecikmedi. Elindeki bezi tezgaha bıraktı ve kollarını göğsünde bağlayarak tam karşımızda durdu. "Sana diyorum Arfen," dedi babaannem, o uzun yılların getirdiği tekinsiz otoriteyle doğrudan bana bakarak. "Yüzün kireç gibi. Selin desen, bir gecede ne değişti bu evde? Barlas da yok zaten ortalıkta, sabahın köründe çıkmış olmalı, hiçbirinize ulaşılmıyor." Selin oturduğu sandalyede hafifçe dikleştiğinde, gözlerini benden ayırmadan babaanneme döndü. "Barlas’ın nereye gittiğini neden bize soruyorsun ki babaanne?" dedi, sesi sakin ama sitem doluydu. "Onun adımlarını, onun nereye ne zaman gideceğini bu evde en iyi bilen biri varsa, o kesinlikle ben değilimdir." Selin'in bu imalı çıkışı göğsüme saplanırken, Deniz acıyla inleyerek hafifçe kıpırdandı ve elini pansumanın üzerine koydu. "Sabah sabah şu gerilimi bırakın da biriniz bana su versin," diye mırıldandı bitkin bir sesle. Ben i…