6. Bölüm
Yazar: AYPERİ

Okul koridorunun o hiç bitmeyen uğultusu kafamın içindeki gürültüyü bastırmaya yetmiyordu. Öğle arasının yarattığı o kaotik kalabalığın arasından sıyrılıp alt kattaki eski laboratuvar koridoruna saptım. Burası her zaman tenha olurdu. Sırtımı soğuk, pürüzlü duvara yaslayıp derin bir nefes aldığımda gözüm koridorun sonundaki o büyük pencereye takıldı. Selim’le geçen sene, o daha mezun olmadan önce tam o pencerenin önünde, ders çıkışlarında dakikalarca durup geleceğe dair planlar yapardık. O kadar ince, o kadar temiz bir insandı ki... Bir gün bile kalbimi kıracak tek bir şey yapmamıştı. O, buradaki lise hayatını bitirip başka bir şehirdeki o büyük mimarlık fakültesini kazandığında, aramızdaki o aşılmaz mesafe de başlamış oldu. Benim için kabus, onun telefonun ucundaki o boğuk seslerle başladı. Gecenin bir yarısı projesini yetiştirmeye çalışırken arka planda duyduğum o asılsız kız kahkahaları, koridordan geçen yabancı topuk sesleri içimde bir zehir gibi yayılmıştı. Ben buradaki sıralarda çürürken, onun orada yepyeni bir dünyada, benden uzakta kurduğu o hayat zihnimi kemiriyordu. Her uykusuz gecede, "Acaba şu an kiminle?" diye kendimi yerken, aslında onun sadece teslim maketi için sabaha kadar uyumayan sınıf arkadaşlarıyla çalıştığını görememiştim. Kendi güvensizliğimi, o bitmek bilmeyen şüphe krizlerimi onun üzerine yıkmıştım. En sonunda o haksız ithamlarımla canını öyle bir yakmıştım ki, o eğilmez, tertemiz gururunu kuşanıp gitmişti. Beni affetmemesi, tek bir mesajıma bile dönmemesi onun kötülüğünden değil, haklılığındandı. Ben kendi kendimi bu enkazın altına itmiştim. Cebimdeki telefonun ani titremesiyle irkildim. Kayıtlı olmayan bir numaradan mesaj gelmişti. Yine. Laboratuvar koridorunun loş ışığında ekranı aydınlattım. 05...: O pencereye her baktığında onu görmekten vazgeçmeyecek misin? 05...: Kendini suçlamayı ne kadar çok seviyorsun. Oysa hikaye çok basit. 05...: Seni gerçekten seven biri, üniversite hayatı araya girdi diye gururun arkasına saklanıp seni böyle tek başına bırakmazdı. Siz: Selim hakkında hiçbir şey bilmiyorsun. Onun tırnağı bile olamazsın sen. Siz: İlişkiyi bitiren benim o saçma şüphelerimdi. O sadece hak ettiği saygıyı korudu. Beni izlemeyi bırak artık! 05...: Saygı, arkada bıraktığın bir kızın gözyaşlarını görmezden gelmek değildir. 05...: O seni kampüs hayatında çoktan unutmuşken, bak ben hâlâ senin nefes alışını bile sayabiliyorum. Öfkeyle telefonu cebime tıktım. Tam arkamı dönüp merdivenlere yönelecekken, koridorun köşesinden hışımla çıkan Burak’la burun buruna geldim. Elindeki nöbetçi öğrenci klasörünü panoyla duvarın arasındaki boşluğa fırlatır gibi bıraktı. Yüzü darmadağındı, sabahki o gruptaki gevşek halinden eser kalmamıştı. "Yine mi o?" dedi, sesi koridorda yankılanmasın diye fısıldayarak ama her kelimesi üstüme basarak çıktı. "Yine o herif yüzünden mi bu kuytu köşelerde titriyorsun?" "Burak, lütfen sırası değil," diyerek yanından geçmeye çalıştım ama kolumu acıtmadan, sadece durmamı sağlayacak bir kararlılıkla tuttu. "Değil mi?" dedi, gözlerini gözlerime dikerek. "Çekti gitti bu şehirden. Sen hâlâ onu savunuyorsun bana. Kendine ne zaman acıyacaksın?" "O gitmekte haklıydı!" diye bağırdım en sonunda, sesimin titremesine engel olamayarak. "Ben ona inanmadım Burak. Ben onun o temiz sevgisini kirlettim. Gitmek onun en doğal hakkıydı." Burak’ın gözlerinden anlık bir acı dalgası geçti, kolumdaki parmakları yavaşça gevşedi. Derin bir nefes alıp omuzlarını düşürdü. "Bazen birinin ne kadar haklı olduğu önemli değildir," dedi, sesi aniden buz gibi bir durgunluğa bürünmüştü. "Önemli olan, senin bu darmadağın halini bile bile arkasını dönebilmesidir. O bunu yaptı." Başını hafifçe yana eğdi, arkasını dönüp merdivenlere doğru yürümeye başladı. Sonra koridorun çıkışına doğru hızlandı.Telefonu çıkardım. Yeni bir mesaj düşmüştü: 050...: Haklı olmak, gitmek için bir bahane değildir. Kalıp seninle yanmayan kimse seni hak etmiyordur. Burak’ın arkasından gelen o son mesajı okuyunca tepem attı. Telefonu avucumda…