4. Bölüm
Yazar: AYPERİ

Odanın içindeki boğucu sessizliği, masanın üzerinde titreyen telefonun keskin sesi böldü. Gözlerimden süzülen ve yanağımda kuruyan yaşların sızısını hissederken, ekranda beliren tanıdık numaraya baktım. Üç gündür attığı o mesajları ekranımda gördüğümde tek yaptığım gözlerimi devirmek olmuştu. Birilerinin benimle dalga geçtiğini, aptalca bir trol şakası yaptıklarını falan düşünmüştüm. Cevap verip de o ergen saçmalıklarını şımartmak istememiştim. Ama günler geçtikçe, yazdıklarındaki o ağır ciddiyeti, o can yakan samimiyeti gördükçe içimdeki dalga geçen ses sustu. Nutkum tutulmuştu sanki. Ne diyeceğimi, nasıl bir tepki vereceğimi bilemediğim için öylece kalakalmış, sadece ekrana bakıp "Görüldü" atmakla yetinmiştim. Kafam o kadar doluydu ki, bu yabancının ciddiyeti karşısında ne yazacağımı bulamayıp bocalamıştım. Ama bugün gelen o son mesaj, odadaki tüm havayı bir anda buz kestirdi. Beni kafa karışıklığımdan çekip çıkaran, iliklerime kadar titreten o cümle döküldü ekrana: 05...: Bugün seni ağlarken gördüm. Kalbim göğüs kafesimi patlatacakmış gibi hızla çarpmaya başladı. Bu ne bir troldü ne de uzaktan uzağa yapılan aptal bir şaka. Pencereye doğru ürkek bir bakış attım, perdenin arkasında beni izleyen bir çift göz aradım. Gerçekten izleniyordum. Bir yerlerden, birileri canımın nasıl yandığını canlı canlı seyrediyordu. Telefon elimde peş peşe titremeye devam etti. 05...: Yine onun için değil mi? 05...: Anlam veremiyorum artık. 05...: Ben senin bir tek gülüşün için çırpınıyorum ama asla bir adım bile ilerleme kaydedemiyorum. 05...: O ise senim canını yakmaktan başka bir şey yapmıyor. Yanında bile değil. Aylardır yok. Ama kazanan yine o... Parmaklarım klavyenin üzerinde deli gibi titriyordu. O ne yapacağını bilemez sessizliğimi ilk defa bozmaya, içimdeki o panik ve öfke karışımı duyguyla yüzleşmeye karar verdim. Hızla yazmaya başladım. Siz: Kimsin sen? Siz: Beni nereden görüyorsun, kimsin? Birkaç saniye yukarısı "Yazıyor..." olarak değişti. Karşı tarafın da heyecanlandığını, bu cevabı beklediğini hissedebiliyordum. 05...: Tanıman bir şeyi değiştirecek mi? Siz: Kiminle konuştuğumu, beni kimin dikizlediğini bilmek en doğal hakkım! Siz: Onu nereden tanıyorsun? 05...: Önemi var mı? Gözlerim karardı. Bu kadar rahat olması, canımı acıtan o geçmişi bir oyunmuş gibi önüme sermesi beni çileden çıkarıyordu. Siz: Bak, bu yaptığın artık çok fazla. Sınırı aşıyorsun. Siz: Beni rahat bırak. 05...: Söylesene... 05...: İçimde uzun zamandır biriktirdiğim bu duyguları sana söyleme fırsatı bulmuşken... Neden arkamı dönüp gideyim ki? Neden susayım? Siz: Kafayı mı yedin sen? Neyden bahsediyorsun? Ekrandaki kelimeler sanki odanın içinde yankılanıyor, ruhuma dokunuyordu. Karşımdaki her kimse, kelimeleri bir silah gibi kullanmayı çok iyi biliyordu. 05...: Açık değil mi? 05...: Sen benim içimde hiç susmadan çalan o melodisin. 05...: Ritmik ama bir o kadar da vurucu... Sürekli aklımdasın, her nefesimde dilimdesin. Yazdıkları... Yalan yok, göğsümün ortasında bir yerleri sızlatmıştı. Dünyanın en güzel sözleriydi belki de ama yanlış zamandaki doğru kelimeler, sadece can yakardı. Derin bir nefes alıp o yıkık dökük halimle yüzleştim. Aynadaki yansımama baktım; gözleri şişmiş, ruhu geçmişin enkazı altında kalmış bir zavallıydım. Bunu ona da göstermeliydim. Siz: Bak... Kim olursan ol, yazdıkların birinin hissetmesi için gerçekten çok özel şeyler. Siz: Ama inan bana bunları yanlış kişiye harcıyorsun. Ben bunları hak edecek biri değilim. Siz: Bana bunları yazarak kendi vaktini de duygularını da mahvetme. 05...: Neden? 05...: Neden kendini bundan mahrum ediyorsun? Neden hak etmeyesin? Siz: Baksana şu halime! Siz: Gözünün önünde başkası için ağlayan, geçmişin gölgesinden kaçamayan aciz biriyim ben. Siz: Ben hayatımda onu sevdiğim kadar kimseyi sevmedim. Siz: Sevemem de bu saatten sonra. Bitti bende o hisler, tükendim. Siz: Sana umut verip seni de bu içinden çıkamadığım enkazın içine çekmek istemiyorum. Siz: O yüzden lü…