Kördüğüm Protokolü

4. BÖLÜM: Bodrum Katındaki Gölgeler

Yazar:

Kördüğüm Protokolü - namelessY kitap kapağı
Kördüğüm Protokolü kitap kapağı

O öngörülemeyen uçurumun kenarında, Nil’in titreyen eline doğru uzandım. Parmaklarımız birbirine değdiği an, sanki iki ayrı elektrik devresi birbirine bağlanmış gibi zihnimin arkasında bir patlama yaşandı. Acı hissetmedim; hissettiğim şey, kendi benliğimin sınırlarının erimesi ve Nil’in ruhunun en kuytu köşelerinin benimkine karışmasıydı. Birlikte o patlayan aynanın arkasındaki karanlık boşluğa, labirentin bodrum katına adım attık. Gözlerimi açtığımda, ayaklarımızın altında beton zemin yerine, o lanetli köprünün üzerindeki asfalttı duruyordu. Hava buz gibiydi. Gerçek dünyada o gece sulusepken bir yağmur yağıyordu ama sanal odanın bu katmanında, gökyüzünden yağmur yerine donmuş dijital kodlar, pikseller dökülüyordu. Havada asılı kalan o yeşil ve kırmızı ışık süzmeleri, köprünün paslı demir parmaklıklarına çarparak dağılıyordu. "Geri dönemeyiz, değil mi?" diye mırıldandım. Sesim, kendi zihnimin derinliklerinde eko yapıyor gibiydi. "Süre daralıyor Aras," dedi Nil. Yanımda duruyordu ama yansıması hafifçe dalgalanıyordu, sanki sistem onu bu katmanda tutmakta zorlanıyor gibiydi. "Sistem senkronizasyonu %50’yi geçti. Eğer buradaki kördüğümü çözemezsek, iki zihin birbirinin içinde boğulacak." Köprünün ortasına doğru yürüdük. Orada, parmaklıkların kenarında bir karaltı belirdi. Eren’di. Sırtı bize dönüktü, rüzgarda savrulan ince ceketiyle köprünün aşağısındaki karanlık nehre bakıyordu. Kalbim göğüs kafesimi delmek istercesine çarpmaya başladı. Beş yıldır rüyalarımı kabusa çeviren, uyanıkken zihnimi kemiren o ana canlı bir şahit gibi yeniden bakıyordum. "Eren!" diye bağırdım, ileri doğru atılarak. Onu tutup o parmaklıklardan çekmek, bu lanetli simülasyonu kendi ellerimle değiştirmek istedim. Ancak Nil kolumdan yakaladı. "Dur, Aras. Bu bir anı. Müdahale edemezsin. Sadece... İzlemek zorundasın. Gerçekten ne olduğunu görmek zorundasın." Tam o sırada, köprünün diğer ucundan bir arabanın farları karanlığı yararak yaklaştı. Araba ani bir frenle durdu. Kapısı açıldı ve içinden çıkan silüeti gördüğümde nefesim boğazımda düğümlendi. İçinden çıkan kişi Nil’di. Geçmişteki Nil, hızlı adımlarla Eren’e doğru koştu. Yüzü darmadağındı, gözyaşları yanaklarından süzülüyordu. "Eren, dur! Yapma!" diye bağırdı geçmişteki sesiyle. "Parayı buldum. O dosyayı yok ettim. Kimse bir şey öğrenmeyecek. Aras güvende, anlıyor musun? Her şeyi hallettim!" Eren yavaşça başını çevirdi. Yüzünde, bir insanın taşıyabileceği en ağır kabullenişin yorgunluğu vardı. "Çok geç Nil," dedi fısıldar gibi. "O şantajcılar... Onlar sadece para istemiyor. Aras’ın yürüttüğü o davayı, o siber güvenlik dosyasını istiyorlar. Eğer o dosyayı vermezsem, abimi öldüreceklerini söylediler. Ve eğer dosyayı verirsem, abim bir vatan haini olarak anılacak. Ben... Abimin benim yüzümden ölmesine ya da lekelenmesine izin veremem." Duyduğum her kelime, beynimin içine sıkılan bir mermi gibiydi. Eren’i ölüme sürükleyen şey Nil’in ihaneti değil, beni koruma arzusu muydu? Adımlarım geri geri gitti. Ben beş yıl boyunca yanlış bir düşmana karşı mı savaşmıştım? Nefret zırhım şu an üzerimde parça parça dökülüyordu ve altından çıkan çıplak gerçek canımı nefretin kendisinden çok daha fazla yakıyordu. "Nil, abime bak," dedi Eren, parmaklıkların üzerine tırmanırken. "Ona benim sadece düştüğümü söyle. Gerçeği bilirse o adamların peşine düşer. Onu koru. Benden nefret etsin gerekirse, ama gerçeği arayıp kendini öldürtmesin." Ve Eren kendini bıraktı. Karanlık nehrin buzlu sularına doğru düşerken, geçmişteki Nil köprünün parmaklıklarına kapanıp çığlık attı. O çığlık, şu an yanımda duran Nil’in ruhundan da yükseldi. Nil dizlerinin üzerine çöktü, yüzünü ellerinin arasına aldı. Sistem mekanik ve ruhsuz sesiyle koridoru bir kez daha titretti: “Kritik veri deşifre edildi. Hafıza Deşifre Oranı: %65. Kullanıcı Aras’ın savunma mekanizması çöktü. Uyarı: Gerçek suçlu yapısı sistem verileriyle uyuşmuyor. Kalan Süre: 21 Dakika.” Nil’in yanına çöktüm. O omuzları sarsılarak ağlarken, içimdeki o öngörülemeyen kaos —aşk— tüm benliğimi e…

Bölümün tamamını WritePad'de oku