Kördüğüm Protokolü

2. BÖLÜM: Labirentin İlk Çatlağı

Yazar:

Kördüğüm Protokolü - namelessY kitap kapağı
Kördüğüm Protokolü kitap kapağı

Zihin bağlama komutu onaylandığı an, sanki göğüs kafesime görünmez bir balyoz inmiş gibi geriye doğru sendeledim. Metalik odanın duvarları dalgalandı, eriyen pikseller gibi aşağı doğru akmaya başladı. Gözlerimi kapatmak istedim ama sistem buna izin vermiyordu; bilincim, Nil’in bilincinin kılcal damarlarına doğru amansız bir hızla çekiliyordu. Gözlerimi tekrar açtığımda, odanın kırmızılığı gitmiş, yerini koyu gri, sisli bir boşluğa bırakmıştı. Burası Nil’in zihninin dış çeperiydi. Bir insanın hafızasının kapısına dayandığınızda, genellikle düzenli klasörler, net anılar veya bastırılmış çığlıklar bulursunuz. Ama Nil’in zihni... Burası labirent gibi fısıldayan bir sessizlikten ibaretti. "Beni burada bulamazsın, Aras," dedi Nil’in sesi. Ses sağından, solundan, tam arkandan, her yerden geliyordu. "Zihnimi bildiğini sanıyorsun çünkü beni beş yıldır kendi yazdığın o intikam hikayesindeki 'katil' rolüne hapsettin. Ama burası senin mahkemen değil." "Göreceğiz," diye mırıldandım. Dişlerimi sıktım, şakaklarımdaki baskıyı azaltmak için derin bir nefes aldım. Önümde sisteme ait sanal bir sayaç belirdi: Kalan Süre: 52 Dakika. Zaman akıyordu ve ben onun zihnindeki o "büyük sırrı" —kardeşimi o gece köprüde ölüme terk ettiği anın ham görüntüsünü— bulup çıkarmak zorundaydım. Bunu yaptığım an, sistem onun zihinsel savunmasını çökertecek, onu sanal olarak imha edecek ve beni bu kapandan kurtaracaktı. Bu adildi. Bu, yıllardır beklediğim adaletti. Ondan nefret etmek bana bu gücü veriyordu; içimde en ufak bir acıma kırıntısı yoktu. Nefret, hedefi şaşırmayan bir oktur. Sisin içine doğru kararlı adımlarla yürüdüm. Anılar ayaklarımın altında kırık cam parçaları gibi belirmeye başladı. İlk görüntü: Beş yıl öncesi. Yağmurlu bir kasım gecesi. Kardeşim Eren’in son görüldüğü o eski depo. Kalbimin ritmi hızlandı. Zırhımın arkasından o tanıdık öfke fırladı. "İşte burası," dedim kendi kendime. Deponun paslı kapısından içeri sızdım. İçeride Eren sandalyede bağlıydı. Nefes nefeseydi, yüzü morluklar içindeydi. Ve tam karşısında... Nil duruyordu. Elinde bir dosya vardı, Eren’e sert bir şeyler söylüyordu. "Bak, Aras," dedi Nil’in silueti sislerin arasından yanımda belirerek. "Görmek istediğin sahne bu, değil mi? Beni suçlu ilan ettiğin, tüm o gazete manşetlerini süsleyen o an." "Eren'i tehdit ediyordun," dedim, sesimdeki nefret odadaki sanal havayı bile donduracak kadar keskindi. "O dosyada ne vardı? Onu neyle tehdit ediyordun Nil? Gerçeği şimdi kendi zihninden izleyeceğim." Görüntüye doğru hamle yaptım, Nil’in o anki anı parçasını derinlemesine deşifre etmek için zihinsel enerjimi odakladım. Sistem verileri taramaya başladı: Hafıza Katmanı %12 Deşifre Edildi. Ancak o an, hiç beklemediğim bir şey oldu. Görüntü netleştikçe, sesler de netleşti. Ama Eren’in yüzündeki ifade korku değildi. Öfke de değildi. Eren, Nil’e bakıp acı bir şekilde gülümsüyordu. "Seni bu işe karıştırmamalıydım Nil," diyordu Eren’in geçmişteki sesi. "Benim yüzümden senin de başın belada. Abim... Aras bunu öğrenirse mahvolur. Onu korumak zorundayız." Nil ise elindeki dosyayı Eren’in kucağına bırakıyor, göz yaşlarını silerek konuşuyordu: "Aras hiçbir şey öğrenmeyecek Eren. O şantajcılar kim bilmiyorum ama o parayı bulacağım. Seni o adamların elinden çekeceğim." Duraksadım. Beynimin içindeki o kusursuz nefret mekanizması bir anlığına tekledi. Dişlilerin arasına sert bir taş sıkışmış gibi hissettim. Eren... Beni korumaktan mı bahsediyordu? Nil onu tehdit etmiyor muydu? "Bu... Bu bir manipülasyon," dedim hızla geri çekilerek. Nil’in sisli siluetine döndüm. "Zihnini manipüle ediyorsun! Sistemi yanıltmak için anılarını değiştiriyorsun!" Nil bana doğru bir adım attı. Gözlerinde ne bir zafer havası vardı ne de bir yalanın getirdiği o huzursuzluk. Sadece derin, uçsuz bucaksız bir yorgunluk vardı. "Benim zihnim bir bilgisayar değil Aras, anıları değiştiremem," dedi sesi bu kez çok daha yakından, neredeyse kulağımın dibinden geliyordu. "Sen beni düşman bellediğinde, hayatın çok daha kolaydı, değil mi? Çünkü…

Bölümün tamamını WritePad'de oku