Kördüğüm Protokolü

1. BÖLÜM: Sınırın Güvenli Tarafı

Yazar:

Kördüğüm Protokolü - namelessY kitap kapağı
Kördüğüm Protokolü kitap kapağı

Nefret, bu dünyadaki en net duygudur. Sınırları cetvelle çizilmiştir; nereye kadar gideceğini, ne zaman canını yakacağını, karşındakinden ne tür bir hamle geleceğini bilirsin. Birinden nefret etmek, çelikten bir zırh giymek gibidir. Güvendesindir. Kimse o zırhı delip kalbine dokunamaz. Ben yıllarca o zırhla yaşadım. Ta ki o kapı arkamdan kapanıp, beni bu karanlığın ortasında, onunla baş başa bırakana kadar. Kapsülün hidrolik kapağı büyük bir tıslamayla yukarı doğru açıldığında, ciğerlerime dolan ilk şey buz gibi, metalik bir hava oldu. Şakaklarımdaki elektrotları tek bir hamlede söküp attım. Gözlerimi birkaç kez kırpıştırarak etrafı anlamlandırmaya çalıştım. Matrix Protokolü’nün o devasa sanal oyun evreninde, elit dedektiflik görevlerinden birini seçtiğimi sanıyordum. Dijital bir bulmaca çözecek, birkaç saat içinde zihnimi deşarj edip gerçek dünyadaki sıkıcı hayatıma dönecektim. Ama bir şeyler yanlıştı. Etrafımdaki dijital paneller yeşil değil, kan kırmızısı yanıp sönüyordu. Tepemizdeki hoparlörlerden mekanik, boğuk bir ses yükseldi: “Sistem hatası. Protokol siber saldırı altında. Çıkış kapıları kilitlendi. Güvenlik duvarı çöktü.” Doğrulmaya çalıştım ama ayaklarım sanki yere çivilenmişti. Tam o sırada, odanın diğer ucundaki ikinci kapsülün kapağı açıldı. İçinden çıkan gölgeyi gördüğüm an, damarlarımdaki kanın donduğunu, ardından cayır cayır yanmaya başladığını hissettim. O saçlar, o dik duruş, o nefret kırıntısı bile barındırmayan kibirli bakış... Nil. Beş yıldır görmediğim, adını duyduğumda yumruklarımı sıkmaktan tırnaklarımın avuçlarımı kanattığı kadın. Kardeşimin ölüm davasında, adaletin elinden bir kaygan balık gibi sıyrılıp giden o şeytan. Şimdi, bir yapay zeka simülasyonunun çöküşünde, benimle aynı odadaydı. "Sen..." dedi sesi, sanal odanın metalik duvarlarında yankılanarak. Ses tonundaki o tanıdık, insanı çileden çıkaran soğukkanlılık hiç değişmemişti. "Aras? Senin ne işin var burada?" "Bu soruyu benim sormam gerekiyor," dedim, kapsülden dışarı adım atarken. Sesim zırhımın arkasından geliyormuş gibi sert ve mesafeliydi. "Buraya beni avlamak için mi geldin, yoksa kaçtığın o karanlık delikten nihayet çıktın mı?" "Saçmalamayı kes," dedi Nil, etrafına bakarak. Kırmızı ışıklar yüzünün hatlarını keskinleştiriyor, gözlerindeki o tekinsiz zekayı ortaya çıkarıyordu. "Sisteme ne oldu? Neden çıkış yapamıyoruz?" Cevap vermek için ağzımı açmıştım ki, yapay zekanın o mekanik sesi odanın içinde bir kırbaç gibi patladı: “Kördüğüm Protokolü aktif edildi. Sistem veri sızıntısını önlemek için kendini imha moduna almıştır. İçerideki iki kullanıcı zihinsel olarak birbirine bağlıdır. Kurul onaylı hayatta kalma algoritması: İçinizden biri, diğerinin zihnindeki en büyük sırrı çözüp onu zihinsel olarak yok edene kadar kapılar açılmayacaktır. Kalan süre: 60 dakika. Süre bittiğinde, her iki kullanıcının da beyin fonksiyonları kalıcı olarak sonlandırılacaktır.” Sessizlik. Odanın içine öyle ağır bir sessizlik çöktü ki, dijital kalplerimizin ritmini duyabiliyordum. Bir saatimiz vardı. Ve hayatta kalmanın tek yolu, karşıdakini yok etmekti. Nil’e baktım. O da bana bakıyordu. Gözlerinde o her zamanki meydan okuyan, boyun eğmeyen ifade vardı. İşte benim güvenli limanım buydu. Ondan nefret ediyordum. Kardeşimin katiliydi, hayatımı mahveden kadındı. Ondan ne geleceğini biliyordum: Saldırı, manipülasyon, yalanlar. Bu beni korkutmuyordu. Çünkü nefretin sınırları bellidir. Ne yapacağını bilirsin, gardını alırsın. "Demek sonunda o çok istediğin fırsat ayağına geldi, Aras," dedi Nil, yavaş adımlarla bana doğru yürürken. Aramızdaki mesafeyi kapatıyordu ama aramızdaki nefret duvarı o kadar yüksekti ki, bana dokunamazdı. "Beni yok etmek için beş yıldır yanıp tutuşuyordun. Al işte, sistem sana izin veriyor. Ne duruyorsun?" "Bunu bir oyun mu sanıyorsun?" dedim, üzerime gelmesine izin vererek. Aramızda sadece birkaç santim kalana kadar durmadım. Onun o şekerli, ama içinde zehir barındıran kokusunu hissettim. "Zihnini darmadağın etmek benim için bir görev değil, Nil…

Bölümün tamamını WritePad'de oku