1.Bölüm:Son Şans, İlk Anlaşma
Yazar: EsraK

“Nehir Yılmaz. Çabuk odama gel!” Patronumun tok ve sert sesi ofisin dört bir yanında yankılanınca klavyelerin tıkırtısı bir anda kesildi. Meraklı bakışlar aynı anda bana çevrildi. Erdinç Bey daha kapıdan içeri gireli birkaç saniye olmuştu, ne günaydın demişti ne de ceketini çıkarmıştı. İlk yaptığı şey adımı öfkeyle haykırmak olmuştu. Elimdeki kahveyi aceleyle masaya bıraktım. Mideme tanıdık bir ağırlık çökerken bu kez hangi hatamın ortaya çıktığını düşünmeye başladım. Tamam, bu ay beklediğim kadar haber çıkaramamıştım. Ama sadece ben değildim ki… Ekipteki herkes geçen aya göre daha az dosya teslim etmişti. “Adamı daha fazla bekletmeden git kızım.” dedi Öykü, düşüncelerimi bölerek. Haklıydı. Daha fazla oyalanmanın bana kazandıracağı hiçbir şey yoktu. En azından fırtınanın tam ortasına kendi ayaklarımla yürümek, kapının önünde korkudan donup kalmaktan daha iyiydi. Derin bir nefes alıp hızlı adımlarla odasına yöneldim. Her adımda kalbim biraz daha hızlanıyor, avuç içlerim terliyordu. Sonunda hiç görmek istemediğim o koyu renkli kapının önünde durdum. Parmaklarımı kapı koluna uzatmadan önce son kez nefesimi düzenlemeye çalıştım, ardından kapıyı usulca araladım. Erdinç Bey masasının arkasında oturuyordu. Dirseklerini masaya dayamış, parmaklarını şakaklarına bastırmıştı. Gözleri kapalıydı ve sabırsız hareketlerle başını ovuşturuyordu. Odaya adım attığım anda havadaki gerginlik yüzüme çarptı. Demek ki durum tahmin ettiğimden de kötüydü. Terleyen avuçlarımı birbirine bastırıp sesimin titrememesini umarak, “Erdinç Bey… bir sorun mu vardı?” diye sordum. Keşke sormasaydım. Kapalı gözleri ağır ağır açıldı. Keskin bakışları üzerime kilitlenirken sırtımdan aşağı buz gibi bir ürperti aktı. Dudaklarının kenarında beliren küçümseyici gülümsemeyi çok iyi tanıyordum. O ifade, yaklaşan öfke patlamasının en açık habercisiydi. “Sorunu mu merak ediyorsun, Nehir Hanım?” dedi, sesi tehlikeli bir sakinlikle. Yavaşça ayağa kalktı. Masasının etrafından dolaşıp birkaç adımda tam karşıma geldi. Öfkeden kararmış gözleri yüzümden bir an bile ayrılmıyordu. Bu kadar nefret dolu bakışlara maruz kalmak, insanın nefes almasını bile zorlaştırıyordu. “Senin beceriksizliğin yüzünden bu ay yapmamız gereken tam on üç haberi kaçırdık!” Sesi odanın duvarlarında yankılanırken istemsizce irkildim. “Senin aptallığın yüzünden yıllardır emek verdiğim bu ajans, rakiplerine karşı ilk kez bu kadar ağır bir yenilgi aldı.” Bir adım daha yaklaştı. Bu kez sesini alçaltmıştı ama her kelime öfkesini daha da belirgin kılıyordu. “Ve bunun tek sorumlusu sensin.” “Erdinç Bey, gerçekten çok özür dilerim. Ben—” “Elini kaldırarak sözümü kesti. “Yeter.” Sesi buz gibiydi. “Kovuldun.” Dünya bir anlığına sessizliğe gömüldü. “Seni bir daha bu ajansta görmek de istemiyorum, adını duymak da.” Kanım çekildi. Gözlerim farkında olmadan büyüdü. Hayır… Bu olamazdı. İşimi kaybedemezdim. Biriken borçlarım, ödenmeyi bekleyen faturalarım ve her ay zar zor denkleştirdiğim hayatım gözlerimin önünden geçti. Bu kapıdan işsiz çıkarsam, sadece bir mesleği değil, ayakta kalabilme şansımı da kaybedecektim. “Çok özür dilerim.” dedim aceleyle. Kelimeler ağzımdan dökülürken boğazıma düğümlenen nefes yüzünden sesim titriyordu. Korku, bedenimi her geçen saniye biraz daha sıkan görünmez bir ip gibiydi. Düğümler sıkılaştıkça nefes almak bile zorlaşıyordu. “Lütfen… bana bir şans daha verin.” Gözlerimin içine dolan çaresizliği saklamaya çalışmadan devam ettim. “Söz veriyorum, Yıldırım Ajans’ı yeniden eski günlerine döndürmek için elimden gelenin fazlasını yapacağım. Gecemi gündüzüme katacağım. Yeter ki bana son bir fırsat tanıyın.” Yalvaran sesim kulağıma yabancı geliyordu. Sanki konuşan ben değil de, hayatta kalmaya çalışan bambaşka biriydi. Titreyen elimin işaret parmağını istemsizce havaya kaldırdım, bu hareketin beni daha da aciz gösterdiğini biliyordum ama umursayacak hâlde değildim. “Yalvarıyorum.” dedim, gözlerimi onunkilerden ayırmadan. “Son bir şans verin bana, Erdinç Bey.” Erdinç Bey ağır ağır sandalyesine yasla…