HER GECE
Yazar: Emel B.T

https://youtu.be/VWc85A8bIyo?si=AgWiGQmWjZEktZKL ༺❈༻ DEMİR ༺❈༻ Kâhya Ahmet Bey 'e el işareti yaptığımda, konakta bulduğum kâğıtla geldi. Kâğıtta, konağın alt katının basitçe çizilmiş bir planı vardı ve üzerinde de o yazı. "Unuttuğun bir şey bu kâğıt mı?" dedim kâğıdı Neva 'ya uzatırken. "Yapmam gereken iş bu mu?" diye de ekledim. Kâğıdı eline aldı, üzerin de kendi yazısını gördüğünde zaten büyük olan mavi gözleri daha da büyüdü. Bu yapı ayakta kalamaz, yıkım önerilir. "Evet Neva? Soruma cevap vermeyecek misin?" dedim. Ağzında ki lokmayı yutarken sesi bana kadar gelmişti. "Şey bu..." dedi. Söyleyeceklerini toparlayamıyordu. Onun için bu kadar önemli ne olabilirdi ki? Ne yapmak için bu konağa gönderilmişti. Bunu öğrenmeden onu bugün bırakmayacaktım. "Demir lütfen beni zorlama," dedi. Hiç beklemediğim kadar ciddiydi üstelik. "Bunu açıklamam için yeteri kadar sana güvenmiyorum," dediğinde içimden bir şeyler kopup gitmişti. Haklıydı. İki günlük tanıdığı adama neden güvenmeliydi ki? "Haklısın," demekle yetindim. Çayımı elime alıp uzaklardaki meyve ağacına konan kuşları izledim. Beni izlediğinin farkındaydım ama ona dönüp bakmamıştım. Bakamamıştım. "Peki ya sen ?" dedi ve ben hâlâ ona dönüp bakmamışken, "Neden bu kadar merak ediyorsun? Konağın senin için önemi ne ?" dedi. Onu kendi silahıyla vurmanın tam sırasıydı. "Peki, sen söyle ben neden sana güveneyim? Neden konakta olduğunu bilmiyorum. Seni kim gönderdi bilmiyorum. Konakla ilgili planların ne olduğunu bilmiyorum. Benim için anlamsız ama senin için anlamlı olan bu kâğıtta yazan yıkım önerilir cümlesini neden yazdığını bilmiyorum," dedim bir çırpıda. Bu zamana kadar içimde biriken düşünceler tek nefesle çıkmıştı ortaya. "Konağı yıktırmaya mı çalışıyorsun?" dediğimde gözlerini benden kaçırdı. "Ben değil," dediğinde mavi gözleri gözlerimle buluştu. "O zaman kim?" dedim ona daha çok yaklaşarak. O da benim gibi masanın üzerinden eğilmişti. "O zaman bir oyun oynayalım Demir Bey," dedi kinayeli kinayeli. Yerime yaslandığımda o da benim gibi yaslanmıştı. "Neymiş bu oyun mahalle çocuğu. Sen seversin tabi oyunları," dedim gülümseyerek. Onunla uğraşmak ve onu sinirlendirmek hoşuma gidiyordu. Neva çok farklıydı. Çevremde ki bana ilgisi olan kadınlardan çok çok farklıydı. Yapmacık değildi doğaldı bir kere. Güzel olma, kendini birilerine beğendirme gibi bir kaygısı yoktu. "Öncelikle bana mahalle çocuğu demeyeceğinde anlaşalım," dedi ayağa kalkarak. Yanına çay bardağını da almıştı. Bahçeye geçip çiçeklere yakından bakmak istediğini anlamıştım. Onu takip ettim. "Sonrası ?" dedim onu duymazlıktan gelerek. "Sen bana bir bilgi ver bende sana karşılık olarak bir bilgi vereyim," dedi. Mantıklıydı. Ama önce o başlamalıydı. "Sen başla," dedim. Göz devirerek baktığında daha da sevimli oluyordu. "Sor o zaman. Ama konakta ne işin vardı gibi soruları cevaplamam haberin olsun," dedi. "Tamam, o zaman konak dışı konuşalım," dedim ama konuyu bir şekilde oraya getirecektim. "Ne iş yapıyorsun? Ailenle nerede ?" dedim. Aile kelimesini duyunca uzaklara daldı. "İş konakla alakalı onu pas geçiyorum ," dedi ve haklıydı. "Ailem yok benim. Tek ailem Işıl," diye ekledi. "Şimdi sıra bende," dedi heyecanla. "Sen ne iş yapıyorsun? Bu kadar güçlü birinin ailesi illaki vardır," dedi. Güçlü olduğum için mi ailem vardı yoksa ailem olduğu için mi güçlüydüm? Bu bir bilinmezdi. "Otel inşaatı yapıyorum," dedim. Tabi ki de paravan otel inşaatından bahsedecektim. Ona konakta ki işlerimden bahsedemezdim. "Aile ise olması gerektiği kadar varlar. Yoklukları boşluk, varlıkları külfet," dedim. Anlıyormuş gibi başını salladı ama anlamayacağından emindim. "Sıra bana geldi bela," dedim yürümeye ara vererek. "Sabah ağladığın mezarlık kime aitti?" Dedim bu sefer. Boş mezarlığa neden bu kadar ağlamıştı hâlâ anlayamıyordum. O mezar taşı neden boştu? Durdu ve bana öyle bir baktı ki. Gözleri doldu ve engelleyemediği bir damla yaş yüzüne doğru süzüldü. Kalbinde ki kırık cam parçaları ciğerlerine battığı belli oluyordu. Kendime kızdım sabah bu ka…