KONAK
Yazar: Emel B.T

Bir gün önce. ༺❈༻ NEVA ༺❈༻ Bu gün diğerlerinden farklı değildi. Sabahın erken saatinde ki trafikte sıkışıp kalmıştım. İşe geç kalıyordum. Bu işe yeni girmiştim ve geç kaldığım için kovulmak istemiyordum. Sabah uyanınca hızlıca üzerime açık renkli bir Jean ve üzerine de siyah bluz giymiştim. Bluzun üstüne de yine siyah bir blazer ceket giydim. Geç uyandığım her sabah için kurtarıcı bir kombindi. Bilgisayar çantamı ve ajandalarımı hızlıca toplayıp çıkmıştım. Evimin sokağında ki pastaneden aldığım poğaçayı arabada yerken trafikte azalmaya başlamıştı. Nihayet ofisin bulunduğu sokağa geldiğimde arabamı park ettim. Ofisim bir restorasyon ofisiydi. Henüz iki aydır burada restoratör olarak çalışıyordum. Henüz tarihi bir bina ve ya bir sanat eserinin onarmak için görevlendirilmesem de bu işte oldukça iyiydim. Sadece henüz şans vermeye layık görülmemiştim. İki aydır sadece evrak işleri ile uğraşmaktan artık sıkılmıştım ama sabretmek zorundaydım. Hem istediğim işte yükselmeyi çok istiyordum hem de maddi olarak maaşıma ihtiyacım vardı. Asansöre bindim ve onuncu kat düğmesine bastım. Asansörde kendimi incelerken makyaj yapmayı unuttuğumu fark ettim. Uzun kumral saçlarımı da aceleyle atkuyruğu yapmıştım. Çantamda her zaman bir allık, ruj ve rimel olurdu. Tuvalete gittiğimde hemen kendime çeki düzen verebilirdim. Asansörden inip ofisin görkemli siyah kapısının önünde durdum. Taş & İz Restorasyon yazılı tabelasının ışıkları henüz yanmıyordu. Ofiste kimse olmaması imkânsızdı. Sadece ışığı açmayı Aysel Abla unutmuş olabilirdi. Kapıyı tıklattığımda Aysel Abla her zaman ki gülümsemesi ile bana kapıyı açtı. “Hoş geldin Neva .” Aysel Abla ’ya aynı gülümseme ile karşılık verdim. “Hoş bulduk Aysel Abla. Hakan Bey geldi mi?” içeri girerken tabelanın ışını da gösterdim. “Işığı açmayı unutmuşsun.” “Ah , evet her sabah unutuyorum Neva. Hakan Bey henüz gelmedi sanırım öğleden sonra gelecekmiş. O yüzden ofis şuan sakin.” Derken kapıyı büyük bir gürültü ile kapattı. Hakan Bey bizim patronumuzdu. Aksi ve disiplinli biriydi. Her zaman dışarda toplantıları olurdu. Bugünde o günlerden biriydi. Her gün beni evrak işlerine koştururdu. Ne zaman bir tarihi binaya gideceğimi sorduğumda daha zamanı var der ve beni odasından gönderirdi. Masama geçtim. Masam diğer çalışanların masasına göre büyüktü üzerinde evrak dosyaları ile doluydu ve cam kenarındaydı. Bu da evrak dosyalarını toparlarken dışarıyı izleyip sıkılmamı engelliyordu. Ofiste iletişimde olduğum çok fazla kişi yoktu. Herkes odasına ve ya masasında ki bilgisayarına gömülürdü. Diğerleri daha eski çalışandı ve samimiyetleri de eskiydi. Yeni olduğum için aralarına girmek istememiştim. Bana göre uzak kalmak en iyisiydi. Evraklardan başımı kaldırdığımda saatin epey geçtiğini fark ettim. Başımın ağrısı ne kadar aralıksız çalıştığımı gösteriyordu. Kahve fincanımı alıp mutfağa doğru yöneldim. “Niye bana söylemedin Neva. Ben sana getirirdim kahveyi.” Aysel Abla beni görünce söylenmeye başladı ama ondan kahve istemekten bazen çekinirdim. Yaşı büyük birinin bana kahve getirmesi bana göre değildi. Saygısızlık gibi gelirdi. “Ayağa kalkmak istedim Aysel Abla. Ayaklarım açılsın biraz.” Aklıma gelen ilk bahaneyi uydurdum. “Sen de haklısın kızım uzun zamandır masandasın.” Ben mutfaktan kahveyi alırken ofisin kapısı çaldı. Aysel Abla kapıyı açmak için kapıya yöneldi. Gelen Hakan Beydi. Kahveyle mutfaktan çıktım. Hakan Bey beni gördüğünde durdu. Gözlerimin içine bakıp , “Kahveyi bırak ve odama gel.” Dedi. Cevap vermemi beklemeden odasına gitti. Panikle masama doğru ilerledim ve kahveyi bırakırken de biraz masaya döktüm. Temizlemeye zamanım yoktu. Birkaç dakika bile gecikirsem Hakan Bey ’i kızdırabilirdim. Hakan Bey ’in odasına birkaç merdivenle çıkılıyordu. Kapısını aralık bırakmıştı ama ben kapıyı nezaketen tıklattım. İçerden gür sesi geldi. “Gel Neva. Kapıyı kapatır mısın lütfen?” “Tabi ki.” Derken kapıyı kapattım. Oturmam için masasında önünde ki koltuğu gösterdi. Koltuğa otururken en ucuna oturdum istemsize. Yaslanamayacak…