BÖLÜM - 1
Yazar: Seymanur

“Tekrar oynamak ister misin?” Onu reddedemiyordum. Başımı sallamamı beklemeden oyuncak legolarının olduğu torbasını çoktan önüme boşaltmıştı. “Önce birini seç.” torbanın içinden düşen, içinde ne olduğunu bilmediğim iki tane kapaklı lego parçası çıkardı. Avuçlarında sıkıca tutuyordu. “İçlerinde ne var?” “Sadece seç.” bu onun dilinde tatlı bir emirdi. “Ama içinde ne var bilmiyorum ki.” “Bazen bilmeden seçmen gerekir.” omuz silktiğinde hala birini seçmemi bekliyordu. Bir an sustum. Altı yaşında bir çocuğun bunu söylemesini beklemiyordum. Biraz afallamış olacağım ki dudaklarım kıvrılırken kaşlarım istemsizce çatıldı. O ise oturuşunu bozup bana daha yakın olabilmek için dizlerinin üstünde durdu. Rastgele sol taraftaki legoyu işaret ettiğimde sırıttı. “Doğru olanı seçtin.” tekrar kurbağa oturuşuna geçti. Bense elimdeki iki legoyu kule yapmak için birleştirmeye çalışıyordum. “Ne vardı içlerinde?” Cevap vermedi. Yanında duran, annesinin doğum gününde aldığı bebeğe fısıldadı. “Doğru olanı seçti. Annem geri dönecek.” Seçtiğim legonun kapağını açtığında içi boştu. Dudakları ters yöne kıvrıldı. Kaşınmayan saçlarını kaşıdı. Parmaklarını gözlerinin önüne gelen sarı saçları arasından geçirdi. Bana bakıp gözlerini tekrar kaçırdı. Elindeki legonun kapağını bile kapatamadı. Diğer legoya uzun uzun baktı. Sanki oyuncak bebeği canlıymış gibi çekinerek ona baktı. Olumsuz anlamda başını salladı yüzünü buruştururken. Tekrar fısıldadı. “Gelmeyecek.” Bu küçük fısıltı bile dakikalarca hiç konuşmadan sadece legolarla oynayacak kadar sesliydi. … “Serin abla?” gözleri gözlerimi bulduğunda tekrar kaçırdı. “Efendim Lila’cığım?” Bir şey söyleyecek gibi oldu elindeki legoyu evirip çevirirken. Eli ayağına giderek çorabını çekiştirdi. Ve yine sustu. Başını elindeki legoya gömdü. Ani bir göz temasıyla karşıladı beni. “Annem hiç uyanmayacak mı?” Gözü duvarda asılı duran Ekin’le benim fotoğrafıma kaydı. “Benim annem sen mi olacaksın? Seni de seviyorum. Ama ben annemi istiyorum.” Sesi kırık çıkıyordu. Ama oyuncak bebeğinin kalbini kıracak kadar kuvvetli… Akşamın serinliğinde sustuk. Sadece sustuk… Ne söylenirdi ki başka… Nasıl denirdi ki “Artık anneni hastanede uyurken bile göremeyeceksin.” diye? Komanın bile ne olduğunu bilmeyen çocuğu annesinin bir daha uyanmayacağına inandırabilir miydim? Bir yıldır onu özlüyordu. 𝘰̈𝘻𝘭𝘶̈𝘺𝘰𝘳𝘥𝘶𝘮… … “Hadi artık uyumalısın.” odasının ışığını kapattığım sırada yatağından doğruldu. “Uyumadan önce bana masal okur musun?” ışığı tekrar açtım. Bu isteğini onayladığımı anlamış olacak ki yatağından heyecanla kalkıp kendini masal kitaplarının önüne attı. Hepsini süzdü. Bir tanesinde duraksadı. “Annem de mi onun gibi uyuyor? Annem prenses ve birinin onu uyandırması gerekiyor. Onu öpmeliyim.” “Evet Lila. Annen de onun gibi bir prenses. O da bir prenses kadar derin uyuyor. Uyanınca uykusunu almış olacak.” Onu böyle kandırmak hiç işime gelmiyordu. Uyanamayacağını biliyordum. Ama başka çarem yoktu. “Bana bu masalı okur musun?” Yutkundum. Yutkunamadım . “Okurum tabi ki.” Okuyamam . … “Prens dudağının kıvrımına tatlı bir buse kondurdu.” Lila nefesini tuttu. “Prenses gözlerini açtı.” Lila nefesini verdi. “Yarın annemi öpebilir miyim?” “Olur.” Olmaz, üzülmeni istemiyorum. O çoktan uykuya daldığında usulca kapıyı örttüm. Aynadakine baktım. Karşımdaki kız benden daha yorgun görünüyordu. Gülümsemeye çalıştım. Yüzüme yabancı durdu. En son ne zaman içten gülümsediğimi bile hatırlamıyordum. Kendime zaman ayırmaksa sadece lüks bir hayaldi. Ama kendimi düşünemezdim. Lila vardı. Onu unutamazdım. O bana en yakın arkadaşımın emanetiydi. Karnımın gurultusuyla kendime geldim. “Yine mi se…” tüm gün yemek yememiştim. Dolapta sadece süt ve peynir vardı. O da Lila’ya yetecek kadar işte. Fısıldadım. “Uyu Serin. Aç değilsin, bu sadece bir ses.” uyuduğumda hissetmeyeceğim açlık için tok olma lüksüm yoktu. Uyku karnımı doyurmuyordu, ama aç olduğumu unutturuyordu. … “Anne hadi. Uyanman lazım.” Bir buse daha kondurduğunda artık öpmekten dudakları kurumuştu. Onu h…