5- Köklerin Cazibesi
Yazar: Elif

Rüzgâr saçlarımı karıştırıp uğursuz fısıltıları kulaklarıma doğru getirirken kor gibi kızıl ateşlerin arasında kalmıştım. Korkularım hiç bu kadar ete kemiğe bürünmemişti. O muydu benim kabuslarımın mimarı? Benim kardeşime bunu yapacak olan karabasan sen misin? Ros’un kolumu çimdiklemesiyle kendime geldim. Tekrar o kanlı gözlere dönmemle vücudumdaki her bir tüy tanesi havaya dikilmişti Yüzümde nasıl bir ifade peydah olmuştu bilmiyorum ama Laura bile konuşmayı bırakmış bana bakıyordu. Kızıl göz çatık kaşlarıyla tekrar arkasını dönüp Laura’ya bir şeyler söylediğinde Laura hızlıca reveransını yapıp zarif adımlarla bize doğru ilerledi. Gözleriyle verdiği işareti alıp biz de reveransımızı yapıp arkasından ilerlemeye başladık. Ros koluma girmiş benimle beraber ilerlemeye çalışıyordu. Dudaklarını kemirirken soru sormak için fırsat kolluyordu. Onu son kez görmek için omuzumun üstünden kafamı arkaya doğru çevirdiğim an bir kez daha göz göze geldik. Gözlerini bir kez bile kırpmadan ruhumun derinlerinde bir gezintiye çıkmış gibiydi. Rüzgârda dalgalanan kısa perçemleri alnına dökülmüş, soru işaretleriyle dolu kızıl gözlerini perdelemişti. O kanlı deryalarda boğulmadan önce önüme dönmeyi başardım. Dışarı çıktığımızda güneş yavaşça dağlara doğru ilerlemeye başlamıştı. İçeride geçirdiğimiz zamanın düşündüğümden daha fazla olduğunu anlamıştım. Laura daha fazla dayanamayıp “Neyin var? Orada ne oldu sana?” Diye sordu. Ros da tek kaşı havaya kaldırıp yüzünü bana doğru çevirdi. “Gözlerinden korktum. Daha önce hiç kırmızı gözlü birini görmemiştim.” pek inandıklarını sanmıyorum ama ne diyebilirdim ki. Kaderi kurcalarsan veya yayarsan misliyle sana geri döner. Annem Ros’u hep böyle tembihlerdi. Laura’ya baktığımda aklımdakini soruverdim. “Kralın türü ne? Yani başka kimler kırmızı gözlü?” “Kraliyet ailesinin üyeleri kırmızı gözlü oluyorlar.” istediğim cevabı alamadığım için sorumu yinelemeden edemedim. “Başka kimler kırmızı gözlü?” bu kadar inatla sormam ikisini de şüphelendirmişti. “Bir de büyük prenses var. Başka kimse yok.” Nedendir bilmem boğazım düğümlenmeye başladı. Kısa bir süre yutkunamadım. Bugün gördüğüm o silüet açıkça bir adama aitti. Cüssesi, gözleri, saçları her şey birebir uyuyordu. Kardeşimi kraldan mı korumaya gelmiştim? Bunu yapabilecek miyim? Ros yandan bana bir bakış atarken “Siz ne konuştunuz? Neden bizi dehledi?” deyip unuttuğum soruyu ortaya atmıştı. Laura yerinde dikilip gözlerimin içine bakmaya başladı. “Ben senin aslında bizim ailemizden olduğunu ve bizim de bunu yeni öğrendiğimizi söyledim. Benden başka kimse bilmiyor dedim. Annenizin yıllardır kayıp olduğunu biliyordu ama inandığından emin değilim.” Yerinde kıpırdanıp elleriyle oynamaya başladı. “Yarın parlamentonun önüne çıkacaksın. Dedeniz ve anneannenize haber vermememi özellikle tembihledi. Yarın sizi ilk kez parlamentoda görecekler.” “Sorgulanacak mıyız?” Ros gözlerini kapatmış elleriyle alnını ovalıyordu. Laura ellerini iki yana salladı “Hayır, sorgu değil. Siz iki tane yücenin torunusunuz ve onların kayıp kızının kızlarısınız. Ne oldu, şifacılığın nereden geliyor, baban ve ailesini soracaklar. Bildiğiniz her şeyi annenizin başını belaya sokmadan dosdoğru anlatırsınız.” Ros ile kısa bakışma geçti aramızda. Anlatacağımız şeyler gerçeklikten baya bir uzak olacaktı. Doğrusunu biz bile bilmiyorduk ki. Geldiğimiz yoldan aynen geri dönerken kafamdaki düşünceleri toplamaya o kadar odaklanmıştım ki saatler süren yolculuk bitmişti bile. Tepenin arkasından bize gösterdiği fil dişi malikaneye gelmiştik. Yüksek ağaç küplerinden oluşan çitlerden içerisi çok belli olmasa da baharın ilk çiçekleri çitlere uğramıştı bile. Etraftaki ormanlık arazide bile bu kadar renkli çiçekler yoktu. Arabalar evin bahçesine girdiğinde arkamızda olan arabadan inenler bize kapıyı açtılar. İlk Laura inmişti ardından ben de inmeye yeltendiğimde saçları kazınmış olan adamlardan biri elini bana doğru uzattı. Ne istediğini anlamadığım için arabanın basamağından inip ilerlerken Laura’ya baktım. Gözleriyle a…