Kökler ve Dikenler

3- Başkente Yolculuk

Yazar:

Kökler ve Dikenler - Elif kitap kapağı
Kökler ve Dikenler kitap kapağı

Yeni bir gün. Yeni umutlar. Söken şafak ise umuttan ziyade bir felaketin habercisiydi. Bu sabah kuşlar bile ötmüyordu. Dün gece başkente gitmemiz kararlaştırıldıktan sonra en azından birkaç saat uyuyabilelim diye erkenden yataklarımızı kurmuştuk ama uyumak bir yana gözlerimi bile kırpamamıştım. Annem güneş bile doğmadan hepimizi ayağa dikmişti. Oraya hazırlıksız ve yeterince vedalaşmadan gitmemizi istemiyordu. Sabah sabah ilk gördüğüm şey ellerini birbirine kavuşturmuş Ros’du. “Tanrım, teşekkür ederim. Teşekkür ederim.” Fısıltı ve şükran dolu bir sesle dua ediyordu. Dün öğrendiklerini daha yeni hazmediyordu. O artık istediği kadar özel biriydi. Sonra bana dönüp devam etti. “Biliyordum. Biliyordum.” Zafer kazanmış edasıyla yatağından fırladı. Ros harıl harıl eşyalarını toplarken annem arkamda durmuş saçlarımı örüyordu. Son dokunuşlarını yapıp yüzümü yüzüne çevirdiğinde gördüğünden memnun bir ifade takındı. Yüzüme ayna tuttuğunda neden öyle baktığını anlamıştım. Tenim adeta ışıldıyordu. Doğru ya. Dün gece essentiam tekrar ortaya çıkmıştı. Kahinliğim, uzun zamandır baskıladığım essentiamın arkasına saklamış sinsi bir şekilde çıkacağı anı beklemişti. Yılların yorgunluğunu taşıyan bedenim ise çölde bulduğu su misali saldığım bütün essentiamı emmiş beni iyileştirmeye çalıştırıyordu. Essentiaya sahip olmanın nasıl bir şey olduğunu unutmuştum ama dün geceden beri gittikçe parlaklaşan saçlarım bile neden diğer insanlardan farklı olduğumuzu haykırıyordu. Bütün gece uyumamama rağmen vücudumdaki dinçlik damarlarımda akan essentianın ispatıydı. Bunu özlemişim. Yanımıza bize birkaç gün yetecek kıyafet dışında bir şey almamıştık çünkü annem orada ihtiyacımız olmayacağını söyledi. Babam da saatlerdir evin kilerine kaldırdığımız eşyalar arasından bir şeyler arıyordu. Biz ise artık hazırdık. Üzerimde çiçek desenli, yeşil, pazen bir elbise vardı. Aynısının mavisini Ros giymişti. Ayaklarımızda ise ince tabanlı, geçen bahar bayramından kalma sandaletlerimiz vardı. Annemin arkasından banyoya doğru ilerlerken annemi dolapta bir şeyi ararken buldum. Önce kısık ağlama sesi geldi kulağıma sonrasında sarsılan omuzlarını gördüm. Elbisemin eteğini avucumun içinde sıkarken yanına gidip gitmemek konusunda kararsız kaldım. Hiçbir şey olmamış gibi arkamı döndüm. Ağlarsa rahatlardı belki. Annem banyodan çıkıp yanıma gelene kadar mutfakta su içerek oyaladım kendimi. İçeri doğru bir bakış atıp diğerlerinin bizi dinlemediğinden emin olmuştu. “Sana böyle bir sorumluluk yüklediğim için çok özür dilerim ama kardeşine göz kulak olman gerekiyor.” Ros kendi başına gitse bile her şeyi halledecek biri. “Yardımıma ihtiyacı olacağını sanmıyorum.” Hatta onun bana göz kulak olması bile gerekebilir ama yüksek sesle dile getirmedim. Annem söyleyip söylememek konusunda kararsız kalmış gibi biraz bekledi. Sonra devam etti. “Konu başka. Ros’un eşik füzyonu olmasından şüpheleniyorum. Hedef haline gelecek.” “Eşik füzyonu mu? 3lü füzyon mu? Benim gibi mi ama bu niye problem olsun ki. Siz de füzyonsunuz. Yani normal bir şey değil mi bu?” kafam yine karışmıştı. Bir kahindi ve doğuştan gelen kalkanı vardı. Başka ne vardı? “Hayır değil. Bunu içeride konuşacağız ama şimdilik kardeşine dikkat et. Zihinbaz olmasından da şüpheleniyorum. Güçleri daha uyanmamış olmalı. Size söyleyeceğim sınırların dışına çıkmasına izin verme. Güvenliğiniz için gerekli.” Kızını okula gönderen herhangi bir anne gibi konuşuyordu. Saki her şey olması gerektiği gibiydi. Saki hayatımızın en büyük hesaplaşmasını yapmamışız gibi. Yılların yükünü bir gecede halının altına süpürmüştük. Tıpkı öncesinde yaşananlar gibi. Dün gördüklerimden sonra uzun bir süre onlarla konuşamadım. Gördüklerimi de anlatamadım. Böyle bir kehanet nasıl anlatılırdı ki. İnsanın geleceğini öngörebilmesi ne büyük lütuftu ama peki ya görmek istemediklerimiz. İşte o zaman olabilecekler boynuna bir urgan gibi dolanıyor. Annemin yaşadığı bu muydu? Görmek istemediği şeyler her gece celladı mı olmuştu? Beraber içeri geçtiğimizde minderlere, Ros’un yan…

Bölümün tamamını WritePad'de oku