Gölgedeki Adam
Yazar: pekbiafiliyalnizlik

aksilik olmadığı takdirde her gün bölüm atmaya çalışcam aksilik olursa da wp kanalımdan ferman yazarım Kof için harika bir instagram hesabı açmış çok tatlı birisi takip edersen sevinirim etmezsen Askeriyede sabah, polis karakolunun o kendine has, nispeten daha dingin sabahlarından çok farklıydı. Burada gün, bir saatin tıkırtısıyla değil, botların beton zeminde bıraktığı ritmik darbelerle ve emirlerin yankısıyla başlardı. Koğuşun içindeki o yoğun ter, demir ve barut kokusuna karışan telaşlı bir gürültü vardı. Gece sığamadığım o dar yataktan, eklemlerim sızlayarak kalktım. Boyum yatağa fazla gelmiş, bütün gece bir düğüm gibi büzülmek zorunda kalmıştım. Nevresimimi askeri nizamda gergin bir şekilde düzelttikten sonra koridora çıktım. Lavaboların olduğu bölüm, sakal tıraşı olan askerlerin dumanı tüten sıcak su buharları ve şakalaşmalarıyla doluydu. Boş bir yer bulup yanaşacakken, arkamdan gelen bir adam sertçe omuz atarak beni kenara itti. ''Kardeşim az hızlı be!'' dedi aceleyle lavaboya eğilirken. Ters bir hareket yapmaya mecalim yoktu. ''Pardon,'' diye mırıldanıp başka bir lavaboya geçtim. Yüzüme çarptığım soğuk su bile zihnimdeki o kof boşluğu dağıtmaya yetmiyordu. İşim bittiğinde havlumu omzuma atıp koridora çıktım. Karşıdan gelen Zümra ile göz göze geldik. Duraksadı, bakışlarını en tepeden tırnağıma kadar ağır ağır gezdirdi. Baştan aşağı beni süzerken yüzünde hiçbir ifade yoktu. Hiçbir şey demeden yanımdan geçip gitti. Onu çoğu zaman anlayamıyordum. Bazen bakışlarında yakaladığım kıvılcımlar bana kendimi kötü hissettiriyordu. Odaya girip üniformamı kuşandım. Silahımı ve teçhizatımı kontrol ettikten sonra Fırtına timinin kaldığı koğuşun önünden geçiyordum ki, içeriden yükselen seslerle adımlarım yavaşladı. ''Rahat edemedim anasını satayım!'' diyordu biri, sesi Feyyaz'a aitti. ''Yataklar mı daraldı, biz mi sığmıyoruz anlamadım.'' Efe ve Kâzım da oradaydı. Gülüşmelerin ardından Kâzım'ın o zehirli sesi duyuldu. Konu bir şekilde bana gelmişti, daha doğrusu Halil abiye. ''Halil şehit oldu, arkasından tutup bunu yolladılar şaka gibi,'' dedi Kâzım, sesi alaycı ama bir o kadar da öfkeliydi. ''Resmen yerini alsın diye, yerine geçsin diye gönderilmiş. Adamın yatağında yatıyor ya... Dostumun nefes aldığı yerde şimdi o herif nefes alıyor.'' Göğüs kafesimin daraldığını hissettim. Korkumun eli kolu bağlayan zinciri bu kez öfkeyle kırıldı. Kapıyı sertçe itip içeri girdim. Hepsinin bakışları bana döndüğünde, doğrudan Kâzım'ın gözlerinin içine baktım. ''Kanı elinde olan adam için beni suçlamayı kes!'' dedim, sesim beklediğimden daha gür ve sarsılmaz çıkmıştı. Kâzım bir hışımla yerinden kalkıp üzerime yürüdü. Efe hızla aramıza girip ellerini Kâzım'ın göğsüne koydu ama Kâzım durmuyordu. Ayak parmaklarının üzerinde yükselerek boyuma erişmeye, o çirkin öfkesini yüzüme kusmaya çalıştı. ''Sen kimsin de Halil'den bahsediyorsun lan?'' diye tısladı. Gözlerimi kırpmadan, o soğuk ve keskin bakışlarımı üzerine diktim. Son sözümü bir mermi gibi bıraktım ortaya. ''Elindeki kanı benim gözyaşımla temizlemeye kalkma, Kâzım... Daha da kirlenirsin.'' Odada ölümcül bir sessizlik oldu. Efe'nin elleri Kâzım'ın üzerinde asılı kaldı. Ben ise arkama bile bakmadan, o kof sessizliğin içinden geçip koridora çıktım. Artık göğü yitiren o kuş değildim; kanatlarımın altındaki rüzgâr ilk kez bu kadar sert esiyordu. Kahvaltıdan sonra Orhan Şef'in akşam Diyarbakır'a döneceğimiz müjdesi, normal şartlarda içimi ferahlatmalıydı ama karakolun üzerime çöken o gri havası buna izin vermedi. Şef, akşama kadar buralarda takılmamızı, vaktimizi değerlendirmemizi söyleyince tam teçhizat hazırlandım, Fırtına timiyle birlikte kendimi eğitim alanında buldum. Eğitim alanı, bot seslerinin ve barut kokusunun birbirine karıştığı, gerçek bir savaş provasının yapıldığı yerdi. Tim, tam teçhizatlı bir şekilde taktiksel atış ve sızma eğitimi için hazırlanırken, ben de yanlarına yaklaştım. Ancak orada bir insan değil de sadece yer kaplayan bir eşyaymışım gibi davranmaya başladılar. Zümra, timi ikişerl…