Kof: Göğü Yitiren Kuşlar

Aykırı Zakkum

Yazar:

Kof: Göğü Yitiren Kuşlar – pekbiafiliyalnizlik kitap kapağı
Kof: Göğü Yitiren Kuşlar – pekbiafiliyalnizlik kitap kapağı

Selam, nasılsınız? Sonraki bölüm Belçim'in ağzından olacak. Yorumlarınız çok değerli, eksik etmezseniz sevinirim keyifli okumalar🌸 ⚫ 5 Yıl önce Diyarbakır İrili ufaklı taşların üzerinde, o taşları eze eze Özel Harekât Merkezi'ne doğru yürüyordum. Ceketimin, gömleğimin, hatta tenimin en derininde hissettiğim tuhaf bir sıcaklıkla ayrılmıştım bu kez Belçim'in yanından. Onun yanındayken kendimi sadece iyi değil, tam hissediyordum. Bugün bunu çok daha berrak bir şekilde anlamıştım; ilk gördüğüm andan itibaren o kızda beni içine çeken, ruhumu sakinleştiren bir şey vardı. Daha önce böyle bir hisse kapılmamıştım. Çocukluktan kalan birkaç kız arkadaşım hariç hayatımda bir kız arkadaşım olmamıştı ve dürüst olmak gerekirse, bu konularda oldukça tecrübesizdim. Neyin nasıl olması gerektiğini, adımların nasıl atılacağını bilmiyordum. Bildiğim tek şey, göğüs kafesimin içindeki o ritmik hızlanmanın beni en doğru yöne götürdüğüydü. Kafamda bine yakın düşünce bir silsile halinde gezinirken merkeze vardım. Nöbetçiye kısa bir selam verip hızlı adımlarla odama adımladım. Penceremin önüne yaklaştım. Saksıdaki o emanetle göz göze geldim. Zakkum henüz çiçek açmamıştı; dalları hala çıplak, yaprakları ise fırtınadan yeni çıkmış gibi yukarıya dikilmişti. Ama o eski, bitap halinden de eser yoktu artık. Toprağı nemli, gövdesi daha diri duruyordu. Gün geçtikçe kendine geliyordu, hissediyordum. Bu çiçeğe bakmak benim boynumun borcu, Halil abiden devraldığım sessiz bir nöbetti. Onu öyle ya da böyle, bu odanın kasvetine inat çiçek açtıracaktım. Suyunu usul usul vermeye başladım. Merak ediyordum aslında, zakkum ne renk açardı? Belki kan kırmızı, belki de masum bir beyaz... Çiçeğin rengi hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Ama o ilk tomurcuk patladığında, o rengin bana ne anlatacağını, bu odadaki hangi karanlığı aydınlatacağını öğrenmeyi her şeyden çok istiyordum. O renk, belki de bu hikâyenin sonunu söyleyecekti bana. Kapıyı arkamdan kapatıp üzerimi düzelttikten sonra, her zamanki gibi Halil abimin çerçevesindeki gözlerine baktım. Sanki odada canlı bir nefesmiş gibi onunla konuşmaya başladım. Kelimelerim bazen duraksıyor, sanki o çerçeveden bir cevap, bir onay bekliyormuşum gibi sessizliğe bürünüyordum. Ceketimi sandalyenin arkasına bırakıp elimi kolumu yıkadıktan sonra, Belçim'den aldığım o incik boncuk dolu poşeti odadaki küçük masanın üzerine koydum. İşe girişmeden önce Demir'i aradım, Demir hukukçuydu ve bu tür pürüzleri ondan daha iyi kimse temizleyemezdi. ''Nasılsın süt kardeşim?'' diye konuştum. ''Şöyle seslenme şu telefonda, uyuz oluyorum biliyorsun.'' ''Ulan otuzuna merdiven dayadın, hâlâ yengemi mi kıskanıyorsun benden?'' ''Açma şu konuyu, Dinç. Hatırladıkça kendimi kötü hissediyorum.'' ''Tamam tamam, sustuk. Demir, benim sana bir işim düştü şekerim.'' ''Emrin olur şekerim, söyle nedir?'' Poşetin üzerinde yazan markayı dikkatle okudum. ''Bu markanın iş birliklerinin içinde Özlem Çubuk diye bir kadın varmış. İşçileri resmen köle gibi kullanıyor, belli ki bir usulsüzlük var. Bir icabına bakar mısın?'' ''Beş dakika bekle.'' Hoparlörü açıp telefonu masaya bıraktım ve boncukları ipe dizmeye başladım. Demir'in beş dakikası benim için iki kolye demekti. İkinci kolyenin klipsini taktığım anda sesini duydum. ''Halloldu bil kardeşim de... Bijuteriyle ne işin olur senin?'' Dudaklarımda belli belirsiz bir gülümseme yayıldı. ''Şimdi bir ipe boncuk diziyorum desem?'' ''Özel Harekatta geçirdiğin günlerde boncuğa mı sardın gerçekten? O kadar mı sıkıcı lan orası?'' ''Yok be ne sıkıcısı... Cehennem kazanı burası, Demir. Gittikçe de kazanın altını açıyorlar.'' ''Sen o kazanda kaynamazsın, ben bilirim seni. Ne işi bu, hadi dökül?'' ''İş falan değil, Demir. Sorma gerisini işte.'' ''İçimden bir ses bize yakında yenge dedirteceksin diyor.'' ''Atlas'la yaşaya yaşaya ona benzedin iyice, senin özel hayata bir saygın olurdu eskiden.'' ''Özel hayat dediğine göre kesin biri var. Allah mutlu etsin kardeşim, ne diyeyim.'' ''Âmin,'' dedim içten gelen bir umutla. Demir'le kapattıkt…

Bölümün tamamını WritePad'de oku