Pembe Kolye
Yazar: pekbiafiliyalnizlik

medya:minik dinç kof kitap olsun ister misiniz? 🌹🐦⬛ Zümra'nın odasından çıktığımda, omuzlarımı çökerten o görünmez beton blokların un ufak olduğunu hissediyordum. Koridorun soğuk floresan ışıkları altında yürürken adımlarım her zamankinden daha sert, daha kararlı yankılanıyordu. Aylardır susarak, saygıdandır diyerek üzerime istiflediğim o ağır yükleri tek bir hamlede kapının eşiğine bırakmıştım. Ben hiçbir zaman ezilecek, hor görülecek bir adam olmamıştım. Sadece bu mesleğin kutsallığına, o timin geçmişine duyduğum hürmetten sesimi perdelemiştim. Ama ben onları anlamaya, yaralarını sarmaya çalıştıkça onlar benden eksiltmeye, beni harcamaya devam etmişlerdi. Sabrım taşmamıştı hayır, sadece artık sabretmem gerekmediğini, bu suskunluğun bir erdem değil, bir pranga olduğunu fark etmiştim. Belçim'in o dik başlı, İyilerse cennete gitsinler Dinçer, diyen sesi kulaklarımda çınlıyordu. O nane kokulu rüzgârın arasında bana hakkımı aramayı, kendimi ölülere saydırmamayı fısıldamıştı. Farkında olmadan içimdeki o sönmeye yüz tutmuş hırsı körüklemiş, beni kendime getirmişti. İyi ki ona gitmiştim. İyi ki o çorak arazide filizlenen zihnine sığınmıştım. Merkezden çıkıp Diyarbakır'ın akşamüstü kokan sokaklarına daldım. Yakınlardaki küçük, un kokulu bir pastaneye kendimi attım. Tezgâhın arkasındaki kadına, tüm ciddiyetimle burada börek açıp açamayacağımı sordum. Kadın, sanki ona Ay'a gidebilir miyim? demişim gibi yüzüme baktı. ''Televizyon programı mı çekiyorsunuz? Hangi kanal?'' ''Yok abla,'' dedim deri ceketimin yakasını düzeltirken. ''Hobi olarak börek yapmak istiyorum ben.'' ''Ay zaten hiç sevmem öyle programları! Şehrin yarısını yiyip, iki harika deyip geri dönüyorlar. Para da veren yok.'' ''Ben kendi halimdeyim abla. Bir tepsi börek yapıp gideceğim. Ücreti neyse sorun değil, yeter ki şu mutfağa sok beni.'' ''Orası belli oluyor zaten,'' dedi beni tepeden tırnağa süzerek. O an anladım, üzerimdeki duruş, zengin bir intiba bırakıyordu. Ama ben kendime hiç öyle bakmamıştım. Ya da zengin görünmek için uğraşmıyordum. Paranın pek de sorun olmadığı bir evde büyümüştüm ve doğalına göre hayatımı yaşıyordum. Aklıma ikizim Atlas geldi. O gerçek bir zengin gibi dururdu. Giyimine kuşamına benim üç aylık maaşımı harcar, yine de gelip benim dolabımdan giyinirdi. Kuzenim Demir ise klasikten şaşmazdı, her daim jilet gibiydi. Babamı düşündüm, amcamdan kıyafet alır, Fırat amcamla beraber kardeş payı yaparlardı. Ya Yaz? Yaz bizim ailemizin tek kız çocuğuydu. Bizim yüzümüzden kafası o kadar karışıktı ki. Ali amcam Beşiktaş formasıyla onu sahaya sürmeye çalışırken, babam tüllerle, tütülerle prensese çevirirdi. Fırat amcam ise Ali amcamın o ağır Osmanlı tokatlarını göze alıp gizlice asker üniforması diktirirdi ona. Biz böyle bir enkazın, böyle bir neşenin içinden geliyorduk işte. Fakat ben tüm bu neşeye inat depresif bir varlık oluvermiştim. Pastanenin mutfağına geçtiğimizde unun o geniz yakan beyazlığı her yeri kaplamıştı. Hayatımda ilk defa hamura dokunacaktım ve içimde operasyona giderken ki o garip heyecan vardı. ''Malzemeler bunlar,'' dedi abla tezgâha unları, peynirleri yığarken. ''Bak bu kâğıda da nasıl yapacağını yazdım. Çok dağıtma ortalığı, beni de çağırma!'' ''Merak etme abla, hallederim ben. Alt tarafı börek yani, ne kadar zor olabilir ki?'' Aradan on dakika geçmişti ki kendimi mutfağın kapısında ablayı sayıklarken buldum. ''Abla! Elime sardı bu hamur, yapıştı bırakmıyor!'' Abla mutfağa girip halime baktı, elleri belinde kahkaha atmaya başladı. ''Hay Allah... Kolunu kessek mi evladım?'' ''Abla dalga geçme, hepsi parmaklarımın arasında kaldı, kurtaramıyorum!'' ''Un at oğlum, un! Boğ şu hamuru unla!'' Oklavayla, merdaneyle ve o yapışkan hamurla cebelleşmem tam iki saatimi aldı. Ter içindeydim. Terörist kovalamak, pusudan çıkmak bile şu incecik yufkayı açmaktan daha kolay gelmişti o an. İnsanlar neden bu kadar zor bir şeyi zevkle yapardı ki? ''Biraz kalın oldu sanki ama güzel değil mi abla?'' Abla elini beline attı, fırından çıkan şaheserime veya şahes…