GAZAP ÜZÜMLERİ
Yazar: pekbiafiliyalnizlik

Selam! Medya: Belçim Belçim; Gülün içindeki en küçük yaprak demek 🌺 Gelecek bölüm Ayaz timinden birisi gelsin diyorum. Sizce kim gelsin? 🤔 Yorumlarınız bölümün hızlı gelmesi için en büyük motivasyon kaynağı, eksik etmezseniz sevinirim 🙏💛 Keyifli okumalar😻 ⚫ 5 yıl önce Diyarbakır 5. BÖLÜM: GAZAP ÜZÜMLERİ Feyyaz'ın nişanının üzerinden bir hafta geçmişti. Küçük operasyonlar dışında her şey durgundu. Bu durgunluk beni huzursuz ediyordu. Ya da ben öyle sanıyordum, diğerleri hâlinden memnun görünüyordu. Zümra nişan dönüşü izne ayrılmıştı. Onun gidişi Kâzım'ın bütün sinirini bozmuştu. Adam gelene geçene sarıyordu, ara sıra ben de nasibimi alıyordum. Onunla tartışıp polisliğimin ilk aylarını zehretmek istemediğimden, "Kralsın Kâzım amca," deyip geçiştiriyordum. Masadaki dosya yığınına bakıp o rahatsız sandalyeye çöktüm. Timin bütün evrak işleri üzerime kalmıştı. Bilgi mi lazım, Dinçer hallet. Şef'e dosya mı gidecek, Dinçer götür. Raporları savcıya Dinçer versin. Avcumun içinde kaybolan o küçücük klavyeyle akraba olmuştum. Nihayet son dosyayı bitirip kendime kahve almaya gidecekken önüme kalın bir klasör daha bırakıldı. Efe elini omzuma koydu. "Birader, şunları da hallediver be." Efe arada halimi hatırımı soruyordu ama ötesi gelmiyordu. "Yeni bitti işim, Efe," dedim yorgunlukla. "Kimse senin kadar hızlı yapamıyor ki oğlum, ben bunun puntosunu ayarlayana kadar akşam olur." Kâzım arkadan seslendi: "Ne yalvarıyorsun lan herife? Çömez değil mi bu, biz de zamanında az hamallık yapmadık. Yapacak tabii." "Kâzım abi haklı çömez," dedi Efe sırıtırken. "Biz sana güveniyoruz. Hadi bitir de akşam rakıya yetişirsin." Bana güvendiklerinden değildi. Bütün angaryayı üzerime yıkıp sen iyisin kılıfıyla örtüyorlardı. İşin kötüsü, benim bunu anlamayacak kadar saf olduğumu düşünüyorlardı; asıl canımı sıkan buydu. Fırtına sürekli beraber bir yerlere gidip yemek yiyordu. İki aydır buradaydım ama bir kez bile davet edilmemiştim. Yine de içten içe o sofrada yerim olsun istiyordum; kendi evimden başka bir yerde yer edinme çabasıydı bu, nedenini ben de bilmiyordum. Ne kadar itiraz etsem de Efe'nin dosyasının üzerine üç dosya daha bitirdim. Klavye sesleri artık kulaklarımda uğuldamaya başlamıştı ki telsizden gelen o cızırtılı anons sessizliği bıçak gibi kesti. "Merkezden tüm unsurlara! Kayapınar mevkii, kırsal hat üzerinde şüpheli hareketlilik ve mühimmat sevkiyatı ihbarı var. Birinci derece öncelikli, ivedi çıkış yapın!" Odanın havası bir saniyede değişti. Kâzım'ın az önceki lakayt hali gitti, yerine o kaskatı profesyonel geldi. "Fırtına, toplan!" diye gürledi. Dosyaları öylece masada bırakıp ayaklandım. Koşar adımlarla mühimmat odasına yöneldim. Üzerimdeki tişörtü sıyırıp ağır çelik yeleği göğsüme yerleştirdim; Çelik gövdem bu yükle daha da heybetli duruyordu. Yeleğin cırtlarını sertçe çektim, her sıkıştırmada ciğerlerimdeki nefes daha bir disipline giriyordu. Şarjörleri tek tek yuvalarına yerleştirdim, kaskımı kafama geçirip kayışını çenemde kilitledim. Silahımın emniyetini kontrol edip sürgüyü çektim; o metalik ses odada yankılandı. Nizamiyeye doğru koşarken, az önceki kâğıt kürek işlerinin uyuşukluğu üzerimden tamamen kalkmıştı. Armaların önünde Fırtına tam kadro bekliyordu. Kâzım bana ters bir bakış atıp, "Çabuk ol Çömez, arkada kalma!" dedi. Araca binerken artık dosyaların puntosunu değil, namlumun ucundaki karanlığı düşünüyordum. Zırhlı aracın içindeki o ağır metal kokusu, dışarıdaki tozlu havayla birleşip genzimi yakıyordu. Orhan Şef, elindeki tabletten termal görüntüleri incelerken bir yandan da operasyonun son detaylarını aktarıyordu. "Hedef, kırsal hattaki terk edilmiş eski mandıra. İhbar sağlam." "Yine mi muhbir?" diye sordu Kâzım, sesi her zamanki gibi kuşku doluydu. "Muhbir," dedi şef kestirip atarak. "Mühimmat sevkiyatı için orayı durak yapmışlar. İçeride en az beş unsur var, rehin yok. Haydar, sen birinci unsurla önden sızıyorsun. Feyyaz ve Efe yanlardan kapatıyor. Kâzım, sen ve Çömez arka kapıyı mühürleyeceksiniz. Kimse çıkmayacak, anlaşıl…