Kof: Göğü Yitiren Kuşlar

KIRMIZI ELMA

Yazar:

Kof: Göğü Yitiren Kuşlar - pekbiafiliyalnizlik kitap kapağı
Kof: Göğü Yitiren Kuşlar kitap kapağı

merhaba nasılsın, iyi olduğunu düşünmek istiyorum. sana minik bir açıklamam var. kof daha önce final yapmıştı, evet yanlış hatırlamıyorsun ama içime sinmediği için baştan yazmaya karar verdim. tekrar yayımladım, otuz bölüm vardı. şimdi de onları düzenleyip dilini güzelleştirerek hikayeyi biraz daha derinleştiriyorum. okumak istersen çok sevinirim 🤍 olumsuzlukla ve negativiteyle beslenmiyorum, o yüzden güzel bir iletişimle burada olalım isterim. pekbiafiliyalnizlik adıyla instagram, tiktok, dreame ve kitappad'de varım. yakında neredeyse evine gelicem ama neyse. kitappad'in ara yüzünden herkes şikayetçi bana ek olarak bir uygulama önerirsen sevinirim. manas destanı kadar konuştum sory, seni dinç ve belço'ya uğurluyorum. ha! gitmeden satır arası yorumların bekliyorum. kaçmadan bir kuzgun ve gül emojisi alalım 🐦🌹 hadi şimdi kaç 🌹🐦 5 Yıl önce- Diyarbakır Odamın içine sızan günışığı, kahverengi ahşap sehpanın üzerine vuruyordu. Sehpanın üzerindeki tüm tozlar, o keskin ışıkla beraber gün yüzüne çıkmıştı. Yerimden kalkıp kalın perdeyi hızla çektim. Günışığından pek hazzetmezdim; kusurları, kirleri ve saklanması gereken ne varsa hoyratça ortaya çıkardığı için nefret ederdim hatta. Küçükken, Atlas'la ikiz olmamıza rağmen odalarımız hep farklıydı. Her sabah aynı saatte, askeri bir disiplinle uyandırılırdık. Annem çalıştığı zamanlar bu kural biraz gevşerdi ama annem asker bir kadındı, bizi de alıştığı o katı düzenin içinde yoğurmaya çalışıyordu. Atlas bu düzenden nefret ederdi, bense hayrandım. Annemi ve Ali amcamı örnek alırdım hep. Kurallar, yasaklar, her şeyin yerli yerinde olması içimi rahatlatırdı. Büyüdükçe onlara daha çok benzedim. Çevremden Aynı annensin ya da Tıpkı amcan gibi bakıyorsun yorumlarını aldıkça koltuklarım kabarırdı. Onlara benzemekten gurur duyardım. Peki, asker zorluk karşısında ne yapardı? İşte tam orada, onlar kadar güçlü olmadığımı anladım. Belki de en yanlış yolu seçmiştim. Döverdim... O zamanlar gücü sadece yumruklarımda sanıyordum. Önce Atlas'la başladı kavgalarım, sonra ailemdeki diğer kardeşlerime sıçradı... Kim varsa dövmeye, onlara bulaşmaya başlamıştım. Sadece bizimkiler de değil, komşu sitenin çocuklarını da önüme geleni devirirdim. Yaşıma göre fazla kalıplı, fazla güçlüydüm. Bununla övünürdüm, gücüm herkese yetiyordu ya, gerisi boştu. Bir gün çok sevdiğim ve benzetilmekten gurur duyduğum Ali amcam beni karşısına almıştı. "Ne yapıyorsun sen, Dinçer?" diye sormuştu gözlerimin içine bakarak. "Ne istiyorsun oğlum sen hayattan?" Cevap verememiştim. Ne istiyordum sahi? "Ne bu hallerin? Serseri mi olacaksın? Sokak dövüşçüsü mü? Bu güç değil, Dinçer. İnsanları dövdüğün kadar değil, kendini gerçekleştirebildiğin kadar mutlu olursun bu hayatta. Kalk, kendine gel." Beni kendime götüren o uzun konuşmalarından sadece biriydi bu. Şimdi kendime gelmiş miydim? Amacımı bulmuş muydum? En önemlisi, mutlu muydum? Bilmem. Dışarıdan mutlu mu görünüyordum? Elimi kısacık kestirdiğim saçlarımda gezdirdim, saç diplerimde biriken terler etrafa saçıldı. Sabah sporunun ardından nöbetçilere kısa bir selam verip banyoya girdim. On dakikalık buz gibi bir duşun ardından odama geçtim. Temiz üniformalarımı sanki bir zırh gibi kuşandım. Merkeze geçmeden önce, Halil abiden kalan o isimsiz kurumuş çiçeği sulamak için camı açtım. Ne olduğunu bilmediğim o bitkiye su dökerken arkadan bir ses yükseldi. "İnşallah yüzme biliyordur birader!" Başımı kaldırdığımda Efe ile göz göze geldim. "Anlamadım?" "E ebesini siktin çiçeğin be! Az su koy lan, zakkum o, ölecek elinde. Halil abim gözü gibi bakardı.'' Zakkumdu demek ve Halil abimin çiçeğiydi artık o benim gözümdü. Şişeyi hemen çekip kapağını kapattım. "Sen hayırdır?" "Şef toplanın dedi çömez. Hadi, zakkumun köklerini götümüze sokmadan gidelim." Kahvaltıdan önce verilen o ani emirle toplantı odasına geçtik. En gerideki sandalyeyi çekip oturdum, şimdilik yerim, o görünmez sınırın arkasıydı. En önde Haydar abi ve Zümra, bir arkalarında Kâzım ve diğerleri... Şef'i beklerken masada bir davetiye dol…

Bölümün tamamını WritePad'de oku