Kof: Göğü Yitiren Kuşlar

Küf Kokan Oda

Yazar:

Kof: Göğü Yitiren Kuşlar - pekbiafiliyalnizlik kitap kapağı
Kof: Göğü Yitiren Kuşlar kitap kapağı

Merhaba, Kof 'a hoş geldin. Yeniden bir serüvene, yeni bir yola çıkıyoruz. Birinin bittiği yerden başlamanın ağırlığını, ve hayatın aslında ne kadar kof olduğunu beraber iliklerimizde hissedeceğiz. Umarım bu yolculukta en az benim kadar keyif alır, karakterlerin dünyasında kendinden bir parçaya rastlarsın. fırtına kopmak üzere, yerini al Başlama Tarihi: 22 Nisan 2026 instagram: pekbiafiliyalnizlik bu ikisini çok sev. 🐦🌹 Aşk, gülü dikeniyle avuçlamak ama kanayan ellerin hesabını gülden sormamaktır... 5 Yıl Önce- Diyarbakır Bugün tam bir ay oluyor buraya geleli. Dört duvarın arasındayım. Küf kokuyor burası, biraz da is. Derin bir nefes çekiyorum içime. İşte diyorum kendime; işte benim yaşama sebebim bu. Zar zor sığdığım yatak bu gece bana dar geliyor, uyku denen o lanet şey gözüme girmiyor. Bedenim külçe gibi, dört gündür uyumamışım. Yine de girmiyor. Gözümü her kapattığımda o karanlıkta cesetler beliriyor. O leşlerin soğukluğu odanın ayazına karışıyor, zihnimin kuytu köşelerinde birikiyor. Bakışlarındaki o boşluk, namlumun ucundaki son anları, bir film şeridi gibi perdenin arkasından süzülüp uykumun celladı oluyor. "İlk günler kusarsın sürekli, uyuyamazsın, rüyana girer kâbus ederler," demişlerdi. Şimdi söylenen her şeyi yaşıyorum. Apansız bir ürperti geliyor, engel olamıyorum. Rüyalarımı kâbus ediyorlar epey bir vakittir öyle güçsüzüm ki engel olamıyorum. Bunların hepsi birkaç aya mazi olacak, biliyorum. Ne artık rüyama girecekler ne de leşlerini görünce kusacağım. Ben artık öldürmek için yaşayacağım. Ben kim miyim? Ben Dinçer, Dinçer Demirsoy. Başka da hiçbir şey değilim zaten. Hayatta bir şey olmak için işte şimdi tam da buradayım. Tek bir kelimeyle anlatamadığım bu şehirdeyim. Ölü kentteyim, ölü zırhlarının içindeyim, leşlerin her gün daha da arttığı bir mezarlıktayım. Kendimi gömerek ayrılacağım bu şehirde bugün bir ayı bitiriyorum. Sağ kolumu başımın altına alıp derin bir nefes vererek ay ışığının vurduğu duvarları izliyorum sessizce. Duvardaki izler, lekeler, isimler çekiyor dikkatimi. Kimi sevgilisinin adını kazımış duvara, kimi tarih atmış. Bu odada kalıp şehit düşen askerlerin tarihleri kazılı tam karşımdaki duvarda. Hepsini ezberledim. Gün, ay, yıl... Kimi daha yirmi beşinde, kimi kırkında, kimi de otuzuna bir gün kala şehit düşmüş. En son şehadeti kazınanla bakışıyoruz şimdi, benden yedi yaş büyük. Halil Eskisoy ... Ben buraya gelmeden bir gün önce şehit düşmüş. Ben ise onun yerine geldim. Şu an yattığım yatak bile ona ait. Onun silahını kullanıyorum, onun yarısını kırdığı aynada tıraş oluyorum her sabah. Onun okuduğu kitapları okuyorum bazı geceler. Ona da benziyormuşum, öyle söylüyorlar. Vicdanım rahatsız biraz. Ne birazı lan, epeyi rahatsız. Hayatın her şeye rağmen devam ediyor olması ne acı. Sen ölüp gidiyorsun ama senin yerinde yeni mezun birisi yatıyor. Daha parmak izlerinin silinmediği silahına onu bekçi tayin ediyorlar. Eldiven takmadığım için yara bere içinde kalmış parmaklarımı, onun hayatının durduğu tarihin üzerinde, o kanlı takvim yaprağında ağır ağır gezdiriyorum. Halil abi için vaktin ebediyen buz kestiği o an, benim için bu kof boşlukta hayatın yeniden ve daha ağır bir yükle başladığı gün oluyor. Onun son nefesi, benim ilk görevimin ilk kelimesi gibi mühürleniyor bu odanın duvarlarına. Hayat ne kof şey lan... 🌹🐦‍ Dört duvarı da ölü hatıralarla dolu odada, Halil abinin üniformalı fotoğrafının karşısında durdum. Biraz utanç vardı üzerimde, biraz da mahcubiyet. Onun yerini almışım gibi hissediyordum zaman zaman. Bu his sikip atıyordu ayakta kalan tüm akıl sağlığımı. Yaralı elimi şakağıma değdirip bir selam verdim. Onun gözleri öfke doluyken benimkilerde hep aynı duygu vardı: Kocaman bir mahcubiyet. Elimi şakağımdan indirip toplam on iki adımda biten odada gezinmeye başladım. Bu on iki adımlık odanın hayaliyle bitirdiğim polis okulunun sonunda, odanın on iki adımla bitiyor olmasına lanet ediyordum. Çünkü benim bu on iki adım attığım odada, bir daha asla on iki adım atamayacak adamlar şehit düşmüştü.…

Bölümün tamamını WritePad'de oku