İNFAZ GECESİ
Yazar: Beyza Özkanca

Alisya Hanzade Aile kavramı nasıl işlenir sizce veya aile dendiğinde siz ne hissedersiniz sizi bilmem ama benim büyük bir boşluk hissettiğim kesin. Boşlukları doldurmak hiç olmadığı kadar zor ve imkânsız. Bunu istiyor muyum? Hayır. Babamın bana olan nefretinin; annemin bana olan mesafeli tavrının ve abimin korumacı ama aynı zamanda uzak durmasının sebebini anlayamıyorum. Alya’m. O hep kalbimde zaten, uzak ama kalbimde. Bu boşluklar kafamı zorlamama sebep oluyor ama can sıkıcı bir baş ağrısından başka bir şeye sebebiyet vermiyordu. O yüzden her şeyi bırakmaya karar verdim, olması gerektiği gibi. Cümlemi bitirdim ve günlüğümün kapağını kapattım. Derin bir nefes alıp saçlarımı sıktığım tokanın esaretinden kurtarmak için tokayı çıkardım. Düşüncelerimin verdiği baş ağrısı yeterdi, saçlarımın bunu yapmasına gerek yoktu. Belime kadar uzanan saçlarımı elimle karıştırdım ve saç diplerimde oluşan ağrıyı yok etmek için başıma masaj yaptım. Telefonumun ekranına dokunup saate baktım, on iki olmasına on dakika kalmıştı. Kulaklığımı bulmam için yeterli zamanım vardı. Birazdan evdeki silah sesleri siren seslerine karışacak ve ölüm sayıları televizyondaki haberde yerini alacaktı. Silah seslerini bastırabilecek olan tek şey etraftan kendimi soyutlamam ve yüksek sesli bir şarkı açmam olacaktı. Bugün günlerden 30 Eylül. Her iki ayda bir, ayın sonunda mafya dünyasında bir eğlence haline gelmiş olan infaz gecesi uygulanırdı. Mafya dünyasında işe yarar tek şeydi. Ölecek olan kişiler gönüllü olarak katılırdı, öbür türlü olsaydı eğlence olmazdı zaten. Bu gece bir nevi arınma gecesi olurdu, bir katliam yaşanırdı. Bu eğlenceden geriye kalan, ne kalıyorsa artık, cesetleri toplamak da benim görevimdi. Babamın bana uyguladığı bir ceza yöntemiydi. O her ne kadar ceza olarak görse de ben bunu bir fırsat olarak görür ve kullanırdım. Mafya dünyasına adım atmamı yasakladığı için her fırsattan yararlanmalıydım. Bir şeyler oluyordu ve ne olduğunu bilmemek beni delirtiyordu. Ne olduğunu anlamam lazımdı, tedbirimi ona göre almalıydım. Normalde iki ayda bir kez yapılan infaz geceleri her ay yapılmaya başlanmıştı. Ölümle, kanla kutlama yapıp körelmiş vicdanlarını susturuyorlardı, her kafası kopan cesetle de insanlıklarından bir parça yitip gidiyordu. Bunlar sorun değildi, çok normal şeylerdi. Ama altında bir şey olması gerekiyordu. Babamın bana olan nefretinin körelmesine yardımcı olacak bir gelişme yaşanmış olmalıydı. Kapımın tıklatılmasıyla omuzlarımı dikleştirdim ve endişeli ruh halimden anında çıktım. Duygularını kimsenin görmesine izin verme! Kullanırlar. Ama bu konuda bir çekincem yoktu, ustalaşmıştım artık. Hayatımın her anı gözlem altında, birileri tarafından izlenirken duygu kontrolü konusunda kendimi çok geliştirmiştim. Kod dünyasında en nefret edilen kişi olmam da buna katkı sağlıyordu. “Gel,” diye seslendim ve içeriye korumalarımızdan biri girdi. Başını öne eğip selam verdi, bana bakmadan duvara bakıp konuşmaya başladı. Anneme göre gözlerimde buzdan duvarlar ve içinde yanan bir ateş varmış. Korumalar genelde benimle göz temasına girmezdi. “Alisya Hanım, infaz gecesinde beklenmeyen gelişmeler oldu. Yaşanan bu olaylar sonucunda herkesin tahliyesini gerçekleştiriyoruz, infazı yapılan kişiler kaçak olduğu için polisler tarafından aranıyor. İnfaz başlamadan önce paylaşılan bir görüntü yüzünden buraya gelmeleri çok uzun sürmez.” Bu sıkıcı konuşmayı bıkkınlıkla dinlemiştim. Gereksiz ve uzun konuşmalardan hoşlanmazdım. “Bana infazın yapıldığı yeri göster işimiz bitsin ve bu anlamsız konuşma son bulsun.” O görüntü paylaşıldığı andan itibaren babamın haberi oluyordu, birisi adım atsa haberi olurdu. Tek derdi bana hangi yollarla işkence edeceğini düşünmekti. Beni yormak istiyordu ama ben yorulmazdım. Bana vuracağı her darbe güçlendiriyordu. Bu geceki vahşeti kulaklarımla duymamak için müzik dinleyecektim. Müzik dinliyordum ki o vahşet kulağımı geçip kalbime ulaşmasın. Saate baktığımda yarım saat geçmişti. Düşüncelerimde boğulduğum süre çok hızlı geçmişti. Düşüncele…