GERÇEKLER RÜYA OLSAYDI
Yazar: İrem Nur

İnstagram, TikTok: i.nurkarakus Beğenmeyi yorum yapmayı unutmayınnn BÖLÜM ON BİR GERÇEKLER RÜYA OLSAYDI göksel - sen orada yoksun gökhan birben – dumanlı dağlar Aylin Ak Ben Aylin Ak hayatı boyunca asi, kimseyi takmayan, korkusuz olan kız olarak bilinen kız. Kimseyi sevemez hayatında tek tabanca olan sevdiklerini bir kalemde silebilecek o kişiydim ben. Millet herkesin hakkında her şeyi söyler. Ve biz insanoğlu kendimizi o kalıplara sokarız öyle biri değilsek de öyle biri oluruz. Olduğumuz kalıplar olduğumuz yerler bizim istediğimiz yerler kalıplar değildi. Ben işte Aylin Ak’tım. Herkesin sanılandan farklıydım. Ama güçlü durmam gerektiğini sanıp kendimi o kalıba zorla sokanda bendim. Dışardan göründüğüm hal milletin bana bakışı o kadar güçlü hissettiriyordu ki insan kanıyordu sanıyordu ben buyum diye. Sanmıştım güçlüyüm her şeyin üstesinden gelirim sanmıştım ama ben bir bokun üstesinden gelemiyordum. Güçlü değildim, sert asi kimseyi takmayan biri değildim. Sevdiklerimi silmiyordum, silemiyordum. Deniz yavaşça parmak uçlarıma değip geri gittiğinde burnumu çektim. Her şeyi bırakıp gitmeyi o kadar istiyordum ki ama kafam bırakmıyordu kafam git demiyordu bırakmıyordu en son bırakıp gittiğimde üniversiteye gitmiş sonrasında kurduğum hayallerin hiçbirini gerçekleştirmeden buraya geri dönmüştüm. Buradaki kendimi, çevremi o hiçbir şeyden haberi olmadan yaşayan beni özlemiştim. Gelmiştim geldiğimde fark ettiğim ilk şey Naz’ın yanımda olmayışıydı sonrasında kendimi o halimde bulamamdı. Geldikten sonra yurtdışında yüksek lisans yapmış Ankara’da peşine okullarda kalmaya devam etmiştim buraya dönme sebebim hem ana kadrosuna girdiğim okul için hem de bir yandan yürüttüğüm bu iş için. Serkan annesi bana ulaşalı bir yıl oluyordu okul zamanları da zaten onla tanıştığımızda bana kafayı takmış peşine yetiştirecek bir savcı olarak görüyordu burada okulla alakalı olduğumu öğrenmiş arayıp söylediği şeylerden biri de ufak bir görüşme olmuştu görüşmeye gittiğimde davaya delil için yardım istemişti. Bu aptal adamın sıkı takipçişiydim bir yıldır ve bu boşanma davası benim işime gelmişti. En azından bu dava işime yaracak sonrasında odaklanacaktım. Benden öğretmen olamayacağını sanırdım ki tam yaptığım meslekte diğer öğretmenlikler gibi değildi ki buradan devam etme isteğim birinin hayatına dokunmaktı. Başka bir amacım yoktu. Yani artık en azından tek amacım buydu. Deniz bir kez daha parmak uçlarıma değip yukarıya doğru çekmediğim paçalarımı da ıslatırken burnumu bir kez daha yukarı çekmiştim. Bir insan ağlamayı nasıl unuturdu bilmiyorum ama gözümden yaş akmasını unutmuştum. Sahil öğle saatleri ve hafta içi olmasına rağmen kalabalıktı öyle ki birkaç adım ilerde bana garaip garip bakan bir kız çocuğu vardı elinde kumlu kovası vardı. Biraz ilerde büyük ihtimalle okuldan kaçmış sahile gelmiş genç bir arkadaş grubu vardı. Biraz ilerde kalabalıktan uzak bir çift vardı. Çocuğun saçları omuzundan inen yanık izi tanıdık geldi. Ve işte bu tanıdıklık hissi gözlerimden yaşlar dökülmesine yetti. Annem ve babam beni öyle çok sevmezdi yani ne abim ne küçük kız kardeşim gibi bir sevgi görmemiştim. Haklarını yiyemezdim okumam bir yerlere gelmem için ikisi de her şeyi yapmıştı ama ben yanlarına gidip sarılmadıkça da bana sarılmamıştı. İki abim ben erkek kardeşim ve peşine olan kız kardeşim ile beş kardeştik ve içlerinde en içine kapanıkta bendim. Sinirli asabi kolay kolay arkadaş edinemeyende bendim kendimi aileme açmayan bir sorunda kendim çözmeye çalışanda bendim. Görülmemiştim. Hiçbir zaman bu kız sorunlarını kendi neden çözüyor diyende olmamıştı. Onla, ben daha bir şey yapmadan benim için her şeyi yapan adamla tek arkadaşımdan ayrılıp okumaya tek başıma büyük bir şehre gittiğimde tanışmıştım. Sessizdi, çok sessizdi. İçim gibiydi sessiz. Yıllar Önce – İstanbul Hukuk Fakültesi. Sabah derslerine hep geç kalıyordum ama dersleri kaçırmama hırsım yüzünden o koca dolu amfiye elimde koca hukuk kitapları ile giriyordum ve hep onun yanı en arka boş oluyordu. Oturuyordum bende.…