Kızıl Temas
Yazar: Almina

Bu defa olmamalıydı... "Dur!" Silahımı kavradığım anda yağmur hızlandı. Avucumdaki ıslaklık metalin soğuğuna karışırken parmağımı tetiğin üzerine yerleştirdim. "Yeşil," diye bağırdı Kuzgun arkamdan. "Kırmızı ışık yeşile döndü." Sesi, yağmurun uğultusunu bastırırken kapanan camla birlikte kızıl bukleler aracın içine çekilip sessizce kayboldu. "Hazırlanın, başlıyoruz," dedim sertçe. Hızla öne atılıp aracın kapısına uzanıyordum ki, elim kulpa değmeden motor çalıştı. Asıl şimdi başlıyorduk. "Çakır! Sen sağdan dolaş!" Araç hareket ettiğinde sesimi yükselttim. "Vaşak! Arkayı kapat hemen!" "Haydi gençler, tabanlara kuvvet," dedi Çakır. Vaşak ve Karaca arkayı kollarken Şahin, adının hakkını verircesine koşmaya başladı. "Kimse ateş etmeyecek," dedim net bir dille. Roma'daki Dışişleri binasının önündeydik ve polislerin bizi fark etmesi an meselesiydi. "Hey! Kımıldama!" Aracın önüne atlayan Şahin, ani bir frenle kaputa yaslandı fakat bu onu durdurmaya yetmedi. Hareket eden arabanın üzerine çıkmaya çalışırken dengesini kaybedip asfalta yuvarlandığınca Karaca ona doğru koştu. "Ayyy, ne güzel uçtun sen öyle?" Şahin kalçasını tutarken düşen gözlüğünü alıp yerine yerleştirdi. "Vay anasını, tampon yamultmak ha!" Çakal sırıtarak yanlarına geldi. "İtiraf ediyorum kıskandım. Baya havalıydın." "Kıskanma, başka bir zaman da beraber uçarız yakışıklı." Göz kırpıp Şahin'e kalkması için elini uzattığında, başımı hızla arkaya çevirdim. Biri aracını bilinçsizce üzerime doğru sürüyordu. "Çabuk atla Börü, çabuk!" Yönümü kırdığım gibi arkamdan gelen aracın önüne atladım. Durduğunu fark eder etmez uzanıp kapıyı açtığımda elimdeki silahı görünce korkuyla ellerini havaya kaldırdı. "İn aşağı," dedim silahı çevredekilerden saklarken. "Hemen!" Direksiyondaki genç başını sallayıp, "Va bene*" dediğinde Börü çocuğu yaka paça indirip kaldırıma savurdu. Tam o sırada Bakanlık binasının önünden bize doğru gelen bir grup polisi fark ettim. Geç bile kalmışlardı. Börü yanıma geldiğinde hızla yolcu koltuğuna atladım. "Yakalananın topuklarına bizzat ben sıkarım." "Ye huu!" diye bağırdı Çakal Karaca'nın kolundan çekip koşmaya başlarken. "Koş yavru geyiğim! İtalya sokakları endamımızı görsün!" Camı açıp, "Şahin," diye bağırdım. "Kameralar sende." Şahin hızını kesmeden elini kaldırdı. İlk gün yediğimiz baskını saymazsak, sahadaki ilk aktif görevleriydi. Bugün gösterdikleri her performans, yarın o üniformaların içini dolduracaktı. "Vites kolu nerede?" diye sordu Börü yanımdaki koltuğa yerleşip kolu yoklarken. "Yok, bu siktiğimin aracında ki vitesse, diğerleri ne amına koyayım?" "Gaz var," dedim ettiği küfrü duymazlıktan gelerek. "Şimdilik bize yeter." "Tabii Ya! Buna nasıl şükretmem?!" Kapıyı kapatır kapatmaz gaza yüklendiğinde motor önce öksürdü, sonra homurdanarak ilerledi. "Şansımızın içine sıçayım," dedim kendimi tutamayarak. "Arasak bu kadar antikasını bulamazdık. Börü sinirle güldüğünde elini oraya buraya vuruyordu. Çıkan sesler sinir uçlarıma öyle bir dokundu ki gülmemek elde değildi. "Bak," dedi direksiyonu sıkarak. "Bu araba hareket edemiyor, sadece hayatta kalmaya çalışıyor." "Bir hayatı olsun istiyorsa yolda kalmayacak." Silecekler bir anda durdu. Sonra kimse dokunmadan, eğri büğrü bir ritimle yeniden çalıştı. Bu araçtan mantık beklemek mi? Baştan hataydı. Burnundan bir soluk aldı Börü. "En azından aramızdaki tek özgür ruh o. Hayata tutunma şekli bile bize benzemiyor," dediği anda, "Sağa kır!" diye bağırdım. Söz ağzımdan çıkar çıkmaz araba sağa yattı. "Tam sağ," dememe kalmadan öyle bir savrulduk ki omzum kapıya, yanağım cama çarptı. Camın soğuğu yüzüme yapışırken, "Zaten başka yol yok," diye homurdandı Börü. "Bu hurda düz gidemiyor." Haklıydı, buna rağmen birkaç araç gerisindeydik. Bu kadar kolay olması içimi kemirdi. Burnuma pis kokular dolarken taş döşeli sokak daralıp üzerimize kapandı. Çıkmaz bir sokaktaydık. Siktir. Gözüm aynaya, elim silahıma kayarken, "Lannn!" dedi Börü. Direksiyonu öyle bir sıktı ki parmak eklemleri gözlerimin önünde beyazlamaya başladı. "Bi…