KIZILÖTESİ (+18)

Beşinci Taş

Yazar:

KIZILÖTESİ (+18) - Almina kitap kapağı
KIZILÖTESİ (+18) kitap kapağı

Şüphe, yalnızca hakikatin karşısında diz çökerdi. Beş ... Rakamların bir önemi yoktu aslında. Asıl mesele, o taşların artık aynı ağırlıkta hissedilmemesiydi. O taşın dün, kasiyerin avcuma bıraktığı bozuklukların arasında olduğuna neredeyse emindim. Bu yüzden restoran açılır açılmaz yine orada buldum kendimi. Kasada başka biri duruyordu. Tam da tahmin ettiğim gibi, "Dün, gün boyu kasaya ben baktım," dedi kusursuz bir İngiliz aksanıyla. Gözlerimin içine baka baka yalan söylüyordu. Şerefsiz! Suratına yumruğumu geçirmemek için kendimi zor tutarken telefonum çaldı. Arayan Şahin'di. "İstihbaratın teknik biriminden haber geldi komutanım." "Sonuç?" "Kameralar taranmış, sistemler didik didik edilmiş. Ama hiçbir kamera kaydına ulaşılamamış." Telefonu elime hapsettiğimde parmaklarım kilitlendi. Neye dokunsam elimde kalıyordu. Bu iş, artık sinirimi fena hâlde bozmaya başlıyordu. Yanımdan geçen küçük bir çocuğun bakışlarımdan irkilmesiyle kendime geldim. Sakin olmalıydım. Parmaklarımı gevşetirken, "Anlaşıldı," dedim Şahin'e. "Birazdan restoranda oluruz komutanım." Telefonu yüzüne kapatıp tuvalete geçtim, kapıyı kilitledim. Cebimdeki taşları elime aldığımda, bunun artık sadece bir görev olmadığını biliyordum. Çünkü bu taşların bende olduğunu benden başka biri daha biliyordu. Ve o kişi, taşların sahibinden başkası değildi. "Kızılötesi!" dedim dişlerimi sıka sıka. "Eğer akıttığımız o kan senin planının bir parçasıysa... Bil ki, bu hesap ne Roma'da kapanır ne de başka bir şehirde!" Öfkemi dizginleyemiyordum, soğuk suyu avuçlarıma alıp yüzüme çarptım. Bir şeylerin beni kendime getirmesi gerekiyordu, ben de aynadaki kendinden emin bakışlarıma tutundum. Nefesimi ancak bu şekilde dizginleyebiliyordum. Şüphesiz babamdan kalan bir alışkanlıktı bu. Ona göre bu yöntem, bir askerin duygularıyla en iyi savaşma biçimiydi. Haklıydı, her daim işe yarardı. Omuzlarımı dikleştirip tuvaletten çıktığımda tim masada toplanmıştı. "Gidiyoruz." Restorandaki sesleri içerde bırakıp etrafıma bakmadan kapıya yöneldim. Sokağa çıktığımda Roma'nın soğuk rüzgârı çarptı yüzüme. Bu şehir, her zaman olduğu gibi hiçbir şey bilmiyormuş gibi davranıyordu. "Nereden başlıyoruz?" diye sordu Börü. "Sarp Demir." "O kim?" Karaca'nın sorusunu Şahin cevapladı. "Büyükelçinin korumasıydı. Onun şehit düşmesinin ardından sırra kadem bastı." "Öldüğü dedikoduları dolaşıyor," dedi Çakal kuşkuyla. "Kızılötesi'ne yardım ve yataklık ettiği söyleniliyor." Vaşak adımlarını hızlandırıp yanımıza ulaştı. "Sizce, Kızılötesi'yle ne gibi bir bağlantısı var komutanım?" Midem kasıldı. Aklıma üşüşen bu şüphe, o siktiğimin hissi, ne diye şimdi gelip tam burama çöreklenmişti? Ben böyle hissin amına koyayım. "Şu an için bilmiyorum," dedim kendim bile inanamayacağım bir ruhsuzlukla. "Öğreneceğiz bakalım." Başımı hafifçe Çakal'a çevirdim. "Bilmediğim bir şey üzerinden hüküm veremem." "Haklısınız komutanım," dedi Karaca. "Konuşulanlar doğruysa bile bu onu henüz suçlu çıkarmaya yetmez." "Ben kimseyi suçlamadım," dedi Çakal omuz silkerek. "Kızılötesi'ne yardım ediyor dedin ama. İkisini de suçlu çıkardın." Çakal oflayarak, "Ben kimseye suçlu demedim ki," dediğinde metrodaydık. "Yalnızca konuşanları söyledim." "İkisinin de suçlu olduğuna emin gibisin. Zihninden geçenler seni ele veriyor." Çakal'ın gözleri şokla açıldı. Belli ki Karaca nokta atışı yapmıştı. "Ne zamandan beri düşünce okuyabiliyorsun, Karaca?" Karaca sustu öyle bir sustu ki, sanki soru, yıllardır kapalı kapılar ardında sakladığı bir gerçeği açığa çıkarmış gibi yaralamıştı onu. Yutkundu ama boğazındaki düğüm geçmedi. Omuzları bir an için çöktüğünde gözleri camdan tarafa kaçmıştı. İşte orada yakaladım onu. İnsanların görmediğini sandığı o yerde. Hatırladığı şey her neyse, vücudu hâlâ onun içindeydi. Hiçbir şey söylemedi. Gerek de yoktu, çünkü bedeni onun yerine dile gelmişti. O an anladım, Karaca düşünce okuyamıyordu. Sadece unutamadığı bir acının içinden konuşuyordu. "Tamam," dedi Çakal sonunda. "İtiraf ediyorum. Demedim ama, içimden geçti." Karaca'yı g…

Bölümün tamamını WritePad'de oku