KIZILÖTESİ (+18)

Cehenneme Giriş

Yazar:

KIZILÖTESİ (+18) – Almina kitap kapağı
KIZILÖTESİ (+18) – Almina kitap kapağı

Bölüm görselleri

KIZILÖTESİ (+18) - Cehenneme Giriş bölüm görseli 1
KIZILÖTESİ (+18) - Cehenneme Giriş bölüm görseli 1

Ellerimde babamın kanı duruyordu. Kurumuş parmaklarımın arasında tenimi bırakmamak ister gibi çatlıyor, beni, onu kaybetmediğime inandırmak istiyordu. Bir rüya olmalıydı, korkunç bir kâbus. Birazdan telefonum çalacak ve o sakin sesiyle, "Korktun mu küçük kızım?" diyecekti. "Bekle, hemen geliyorum." Elimden tutup konsolosluk binasının kapısına götürecekti beni. "Bakın şu çilli kıza! O benim biricik kızım, Siena'm," diyecekti. Demeliydi, demek zorundaydı. Nefesim göğsümde sıkışıp kaldı. Ağlamam gerekiyordu ama hiçbir şey olmuyordu. Nasıl hâlâ ayakta durabiliyordum? "Baban senin hakkında yanılmamış." Zihnime ince ince yayılan o ses beni düşüncelerimden kopardığında arabada yalnız olmadığım hatırladım. "Daha acını yaşamadan kendini toplamaya çalışıyorsun." Araba karanlığın içinde akarken sokak ışıkları sayesinde görebildim yüzünü. Kırlaşmış saçları, derinleşmiş yüz çizgileri ve sert bir duruşu vardı. İnsanın içine açıklayamadığı bir baskı bırakıyordu. "Sizi tanıyorum," demek isterken sesim kısıldı. Hayır, onu tanımıyordum, sadece babamın telefonundaki birkaç videolarda görmüştüm. Babamla nadiren görüştüğümüz zamanlarda telefonunu alıp galerisine bakmaya bayılırdım. Çoğu kare birbirinin aynısı fazla ciddi, fazla ölçülü insanlarla doluydu. Ama bazı fotoğraf ve videolar farklıydı, babam içtenlikle gülüyordu. Güldüğü tüm karelerde de o adam vardı. Bir video geldi gözlerimin önüne. "Hadi lan oradan, yavşak!" diyor babam kahkahayla. "Kes sesini Rauf, koskoca diplomat oldun, seni gören de sokak kavgasından çıkmış sanır." "Sen de biraz gevşe, millet seni gördüğünde sıkıyönetim ilan edildi sanıyor." Derken videoya genç bir kız giriyor, hiç çekinmeden koşup adamın boynuna atlıyor . "Rauf amcacığııımm!" Babam, bana bir kez olsun rahatça açamadığı kollarını, kıza doğru kocaman açıyor. Kız sanki dünyadaki en güvenli yer orasıymış gibi korkusuzca boynuna atılıyor. O gün ilk defa birini kıskanıyorum. Babam ona öyle içten sarılıyor ki, gözlerimi kaçırıyorum. Bunu fark ediyor ve " Ne oldu küçük sincap?" diye soruyor. "Hiiç, hiçbir şey olmadı." "Yüzün neden düştü o zaman?" "Neden düşsün ki yüzüm, sana öyle gelmiştir." Babam kısık bir sesle gülüyor, çenemi tutup kendine çeviriyor. "Söyle de içim rahat etsin, yoksa bir dahaki buluşmaya kadar uyku haram olur." "O kızı..." diye mırıldanıyorum . "Sanırım kıskandım." "Derin'i mi kıskandın sen?" "Kıskanmadım, sadece garip hissettirdi." Dayanamayıp art arda güzel sözlerini sıralıyor babam. "Yeryüzünde gerçekten senin yerini doldurabilecek biri olduğuna inanıyor musun?" "Senin gibi kokabilir mi?" "Yanımdayken içimi böyle sakinleştirebilir mi?" İçimdeki o tuhaf ağırlık hafiflerken, "Derin, Şeref'in kızı," diye mırıldanıyor. "Albay Şeref Özbay, eski bir dostum. Tanışırsan ikisini de çok seversin, özellikle de Derin'i. Çok sıcak kanlı, bıcır bıcır bir kız." Yüzüm yine düşüyor, babam bunu fark ettiği anda gülümsüyor. Aklımda kalan son görüntü o oluyor. "Kim yaptı bunu?" dedim karşımda yaşına rağmen tüm heybetiyle dimdik oturan Albay'a. "Babamdan ne istediler?" Tam ağzını açacakken telefon titredi. Ekrana düşen ışık yüzünü değiştirmese de gözlerinde kısa, sert bir gölge belirmişti. Bir şeyler oluyordu. Telefonu yavaşça indirdi ve uzun uzun baktı bana. Sanki nasıl söyleyeceğini tartıyordu. Söyleme diyecektim, duymak istemiyorum. Fakat olmadı, "Başımız sağ olsun," dedi. Başımız sağ olsun. Babası kollarında can veren bir kızın hangi yanı sağ kalabilirdi? Babamın kokusu üzerimdeydi hâlâ benim. Bir insanın kokusu başka bir insanın tenindeyken, nasıl olur da ölebilirdi? Bu kadar kolay olmamalıydı. "Vatan sağ olsun," dedim dimdik bir başla. Babam öğretmişti, şehitler ölmez demişti. Ama insanın bunu kendi babasına söylemesi, dayanılır gibi değildi. "Bazıları evine dönemez..." "Son günlerde dikkatini çeken bir şey oldu mu?" Boşluktaki gözlerim yakasında duran eline kaydı. Boynunda çok hafif bir kızarıklık vardı, tırnak izine benziyordu ve daha yeni gibiydi. "Ne gibi?" "Davranışlarında tedirginlik sezdin mi? Ya da bir şe…

Bölümün tamamını WritePad'de oku