Ben Sana İnanmıştım
Yazar: Almina

Ve ben... Sonumu alnına yazan bir Türk askerinin gözlerinde kendime vatan ararken, bir ömür yuvasız kalacaktım. "Ben yarınlara seni kaybetmek için tutunmadım!" dedim sesi çıkmayan bir çocuğun kırgınlığıyla. Titreyen ellerim göğsündeki kana daha sert tutundu. Parmaklarımın arasından taşan sıcaklık bileklerime kadar inerken nefes almaya çalıştım. Barut kokusu ciğerlerime doluyordu, uzaktan gelen siren sesleri gecenin içine yayılıyordu. Hiçbirini duymuyordum. Çünkü benim için dünya, babamın göğsünün altında yavaşlayan o kalbin etrafında dönüyordu. " Bir gün her şey düzelecek deyip sonra da bütün o günleri yanında alıp gidemezsin!" Parmaklarım uyuşuyordu, kanı durdurmaya çalıştıkça daha çok taşıyordu. Sanki ölüm, avuçlarımın arasından inatla çekip alıyordu onu benden. "Kalk!" dedi gözleri ağırlaşırken. "Ben seni, bir adamın önünde diz çök diye yetiştirmedim." Konuşurken o kadar zorlanıyordu ki, dudaklarından süzülen kan bile sanki benim yerime ağlıyordu. Her kelimeyi canından koparıp veriyordu sanki. "Ben kızımı hep..." Nefesi devamını getirmeye yetmedi. "Güçlü, alnı açık, dimdik bir kadın olarak düşledim." Bedeli buysa eğer, bunların hiçbirine sahip olmak istemiyordum. Ben sadece babamı istiyordum. "Yaşayacağız demiştin bana!" diye feryat ettim sonunda. Sesim öyle acılıydı ki, duvarlardan geri dönüp yine beni yaralıyordu sanki. "Korkmadan, saklanmadan, yaşayamadığımız ne varsa doya doya yaşayacağımızı söylemiştin!" Başımı çaresizce salladığımda ellerim babamın kanına daha çok bulandı, tırnaklarımın arasına kadar işlemişti. "Ben sana inanmıştım," dedim bu kez daha sessiz, daha kırık. "Gidecektin madem, neden beni her şeyin düzeleceğine inandırdın?" O kurşun tek onun kalbine saplanmamıştı. Yaşayamadığımız sarılmaların, ertelenmiş kahvaltıların, korkmadan kurulacak cümlelerin ve bir gün diye sakladığımız bütün yarınların tam ortasına saplanmıştı. "Birileri sevdiklerine kavuşsun diye," dedi kalbimden geçen bütün isyanları duymuş gibi. "Bazı adamlar evine dönemez, kızım." Öyle sevgiyle baktı ki bana, canım daha çok yandı. "Ben de onlardan sadece biriyim." İçimdeki küçük kız çocuğu, bir kez daha seçilmeyen taraf olmuştu. Bunun insanda nasıl bir boşluk bıraktığını, yıllarca beklemesine rağmen geri planda kalanlar bilebilirdi ancak. "Ben hayatım boyunca senin ardından yürüdüm," dedim isyan edercesine. "Keşke bana kızım değil de vatanım deseydin. Belki o zaman uğruna savaştığın şeylerin gerisine düşmezdim." Gözleri kapanacak gibi olduğunda, ilk kez yüzündeki o sarsılmaz adamın beni bırakmaktan korktuğunu gördüm. Ama bilmiyordu, ben ondan daha çok korkuyordum. Bilmiyordu, ben o üzülmesin diye ağlamamak için binlerce parçaya ayrılıyordum. Dudaklarımı öyle sert ısırdım ki, ağzıma kendi kanımın tadı doldu. "Kaçmamız lazım!""Ben yarınlara seni kaybetmek için tutunmadım!" dedim sesi çıkmayan bir çocuğun kırgınlığıyla. Titreyen ellerim göğsündeki kana daha sert tutundu. Parmaklarımın arasından taşan sıcaklık bileklerime kadar inerken nefes almaya çalıştım. Barut kokusu ciğerlerime doluyordu, uzaktan gelen siren sesleri gecenin içine yayılıyordu. Hiçbirini duymuyordum. Çünkü benim için dünya, babamın göğsünün altında yavaşlayan o kalbin etrafında dönüyordu. " Bir gün her şey düzelecek deyip sonra da bütün o günleri yanında alıp gidemezsin!" Parmaklarım uyuşuyordu, kanı durdurmaya çalıştıkça daha çok taşıyordu. Sanki ölüm, avuçlarımın arasından inatla çekip alıyordu onu benden. "Kalk!" dedi gözleri ağırlaşırken. "Ben seni, bir adamın önünde diz çök diye yetiştirmedim." Konuşurken o kadar zorlanıyordu ki, dudaklarından süzülen kan bile sanki benim yerime ağlıyordu. Her kelimeyi canından koparıp veriyordu sanki. "Ben kızımı hep..." Nefesi devamını getirmeye yetmedi. "Güçlü, alnı açık, dimdik bir kadın olarak düşledim." Bedeli buysa eğer, bunların hiçbirine sahip olmak istemiyordum. Ben sadece babamı istiyordum. "Yaşayacağız demiştin bana!" diye feryat ettim sonunda. Sesim öyle acılıydı ki, duvarlardan geri dönüp yine beni yaralıyordu sanki. "Korkma…