KIZILÖTESİ (+18)

Dönmemek Üzere

Yazar:

KIZILÖTESİ (+18) – Almina kitap kapağı
KIZILÖTESİ (+18) – Almina kitap kapağı

Bölüm görselleri

KIZILÖTESİ (+18) - Dönmemek Üzere bölüm görseli 1
KIZILÖTESİ (+18) - Dönmemek Üzere bölüm görseli 1

Daha bir kez olsun korkusuzca sarılamadım ben sana! Sakın bana bu acıyı yaşatma! Siena Serginin üzerinden iki gün geçmişti. Babamın o binadan sağ çıktığını gözlerimle görmeme rağmen içimdeki huzursuzluk bir türlü dinmiyordu. O günden beri ne aramış ne de tek bir mesaj atmıştı. Genelde önce Sarp ulaşır, benim olduğuma emin olduktan sonra telefonu babama verirdi. Ondan da ses çıkmamıştı. Bu sessizliğe yabancı değildim ama, içimde büyüyen o kötü his, düşünmemeye çalıştıkça daha çok büyüyordu. Ve benim artık oturup beklemeye tahammülüm kalmamıştı. Koltuktan kalktığım gibi odama koşup küçük bir çanta hazırladım kendime. Kapıya yöneldiğimde arkamdan gelen sesle duraksadım. "Yine nereye gidiyorsun, bayan mükemmel?" "Seni ilgilendirmez Luna." "Ayıp oluyor ama. O gizemli sevgilini, biricik kardeşinle tanıştırmayacak mısın?" Onun bu iğneleyici yakıştırmalarından bıkmıştım, arkamı dönüp sert bir bakış attım. "Beni sevmemeni anlarım, hatta saygı duymamana bile katlanırım, fakat terbiyesizliğini sineye çekecek değilim." "Tabii ya, terbiyesiz olan bendim. Senin gibi kusursuz görünmeyi beceremeyen de." Yüzü gülerken içi buz kesiyordu. "İnsanlar seni görünce hayran olurken, beni gördüklerinde sadece senin kardeşin olduğumu hatırlıyordu, öyle değil mi?" Kendini benim gölgemde hissedecek kadar kırılmış olduğunu, ilk kez bu kadar açık bir şekilde görüyordum. Oysa yanıldığını bilmiyordu. Luna en az benim kadar hatta benden daha güzel, daha zeki ve daha başarılı bir kızdı. Öfkesi ise bana değil annemeydi. Babamdan ayrı olduğum için annem, neredeyse bütün sevgisini bana vermiş, Luna'yıysa fark etmeden yalnız bırakmıştı. O da içinde biriken kırgınlığı sadece bana yöneltmeyi seçmişti. "Çıkmam lazım," dedim kaçar gibi çantamı sırtıma atarken. Bir yarayı daha kanatacak gücüm yoktu. "Çık git!" dedi arkamdan nefret kusar gibi. "Ne diyordu Türkler? Gidişin olsun ama dönüşün olmasın! " Sesindeki nefreti kaldıramıyordum. Yabancı biri söylese umursamazdım belki, ama Luna, kendisi kabul etmese de benim en zayıf yerimdi. "Bu kadar istiyorsan," dedim acı bir tebessümle. "Bugün, gerçekten dönmeyecekmişim gibi uğurla beni lütfen." Sessizce yanıma geldi Luna, yüzünde milyonlarca nefret kırıntılarıyla. Gözlerimin içine baktı ve "Dönme," dedi. "Belki sen olmayınca, ben de, var olmanın ne demek olduğunu öğrenirim." "Bu kadar mı nefret ediyorsun benden?" Kırgınlığımı saklayamıyordum artık. "Beni son kez görecek olsaydın eğer, son sözlerin bu mu olurdu sahiden?" Ne yapmıştım ona benden bu kadar nefret edecek kadar? Hiç mi kardeş olarak görememişti beni? "Arkamdan söylediğin son şeyin bu olmasını istemezdim." O kapıdan nasıl çıktığımı, Roma'nın taş sokaklarında kendimi nasıl bulduğumu hatırlamıyordum. Bu kadarını kaldıramıyordum. Luna'nın sözleri içimde yankılanırken telefonumun çalmasıyla irkildim. "Geldiğimi nereden anladın?" dedim direkt. "Babamla konuştuğum her an bir yerlerden çıkman yetmiyormuş gibi, şimdi de gölgelerini mi saldın peşime?" Sert rüzgâr yüzüme bir tokat gibi çarptığında Sarp'ın sesini işittim. "Sezgileri bu kadar güçlü birinin bunu yeni fark etmediğine inanmamı bekleme." En başından beri biliyordum. Babama yapılan ilk saldırıdan sonra gölgeler çoğalmıştı etrafımda. Beni koruduklarını sanıyorlardı ama ben buna hiçbir zaman korunmak diyememiştim. "Oradan hemen uzaklaş." "Hayır, bunu asla yapmayacağım." "Siena!" "Boşuna çeneni yorma, babamın iyi olduğunu kendi gözlerimle görmeden bu şehri terk etmeyeceğim." "Bu yaptığın cahil cesaretinden başka bir şey değil." "Belki," dedim umursamaz bir tonla. "Ama bilki sözlerin beni durduramayacak." "Beni en son buluştuğumuz restoranda bekle, hemen geliyorum," dedi alelacele hazırlandığını belli eden sesler eşliğinde. "Yarım saati bir saniye bile geçerse, beni konsolosluk binasının önünde karşılarsın." "En az baban kadar inatçısın." "En az onun kadar cesur ve korkusuzum." "İnan," dedi sesi beklenmedik şekilde yumuşarken. "Senin kadar korkusuz birini tanımak insanı hem etkiliyor hem de endişelendiriyor." "Endişelen…

Bölümün tamamını WritePad'de oku