KIZILÖTESİ (+18)

Ateşten Kaçanlar

Yazar:

KIZILÖTESİ (+18) – Almina kitap kapağı
KIZILÖTESİ (+18) – Almina kitap kapağı

Bölüm görselleri

KIZILÖTESİ (+18) - Ateşten Kaçanlar bölüm görseli 1
KIZILÖTESİ (+18) - Ateşten Kaçanlar bölüm görseli 1

Belki de sorun zamandı, yoksa kalbim, seni bu kadar doğru tanır mıydı? "Dinle beni Asya, kimse kahramanlık yapmayacak, hemen uzaklaşın buradan." Yaman'ın sesi dışarının gürültüsünü yaran bir kurşun gibi değdi kulaklarıma. Umursamayıp dizlerimin üstüne çöktüm, babamın bileğime kendi elleriyle taktığı o taşları tek tek toplamaya başladım. "Bırak artık şunları," dedi öfkeyle. Gözlerim dolarken başımı ondan tarafa çevirdim. "Onları da annemi de almadan hiçbir yere gitmiyorum." Birkaç adımda yanıma geldi, gölgesi bile üstüme bir duvar gibi düşmüştü. "Anneni getireceğim dedim sana." Eğilip avcumun içine topladığı taşları boşalttı. Donuk bir yüzle taşları seyrederken yüzüne baktım. Bakışları güven vericiydi ama bana küçüklüğümden beri kimseye güvenmemem gerektiği öğretilmişti. "Gerçekten merak ediyorum," dedi elimi bırakmadan. Avcunun sıcaklığı, taşlardaki soğuğu unutturacak kadar yakındı. "Hiç mi biri sana yalan söylemeden konuşmadı?" Nasıl aynı anda hem kırıcı hem de onarmaya çalışan bir bakışla bana bakabildiğini anlayamıyordum. "Kimseye güvenmeyecek kadar ne yaşadın?" Sorusu kalbime dokundu. Kırıldığım yerin adını bile koyamazken, onun tek cümlede orayı bulması beni sarstı. "Hepiniz yalancısınız," dedim en çok güvendiklerimin en derin yerden yaraladığını hissederek. "En başta da sen." "Senin dürüstlük dediğin şey tam olarak ne?" Hırsla ayağa kalktığımda beni kendine doğru çekti. "İşte bu," dedim önce tuttuğu elime bakarak. "Birinin elini tuttuğunda onu yarım bırakmamak." Gözlerine baktım, beni bir bilinmezliğin içine çeken o kahverengilere. "Ve bu bakışları herkese değil, sadece ona saklamak." Elini hızla çekip tek adım geriye gitti. Gözleri öyle koyulaşmıştı ki, binadan yükselen duman bile o bakışın zehrine yetişemiyordu. "Benden dürüst olmamı mı istiyorsun?" "İstiyorum," dedim dürüstçe, acı da olsa duymak istiyordum. "Belirsizlikle yaşamaktansa, en ağır gerçeğin altında ezilmeyi tercih ederim." "O zaman dinle," dedi gözlerimin tam içine bakarak. "Biteceğini en başından bildiğim halde, yıllar önce bir eli tuttum." Sözleri beynimde yankılandı, beni bu kadar sarsacağını hesap edememiştim. "Çok denedim, çabaladım ama..." Aramızdaki mesafe yok denecek kadar azken bana biraz daha yaklaştı. Geri çekilmek istedim ama yapamadım, doğru olmadığını bile bile kilitlendim. "Ona baktığımda kalbim susuyor." Gözlerimde oyalanıyordu, sanki eksik olan bir parçasını orada arıyordu. "Şimdi ise içimde susmayı reddeden bir uğultu var." Sözleri dudaklarından döküldüğü gibi içime aktı. Bu defa gerçekten kaçmak istedim, çünkü bakışlarında sakladığı hiçbir şey kalmamıştı. Ne inkâr ne mesafe, sadece çırılçıplak bir gerçek vardı. Yeniden, "Ama..." dediğinde gözlerimi kapattım, devamını duymak istemiyordum. Bu kadar kısa sürmemeliydi. "Benden uzak durmalısın," dedi kalbimi avuçlarının arasından koparıp atar gibi. "Sen o masallar diyarına yakışırsın, bense içinde kaybolduğun karanlık olurum." Elimi bıraktığı gibi arkasını dönüp gitti. Parmaklarım hâlâ onun sıcaklığını hatırlarken boğazım düğümlense de susmadım. "Türk askeri!" diye seslendim arkasından. Adımları durdu fakat dönmedi. "Ne biliyorsun? Belki karanlığın esas sahibi benimdir. Belki de sandığın gibi masalın prensesi değil, kendi sonunu yazan cadıyımdır." "Güzel sözler," dedi arkasını dönmeden. "Ama içini dolduracak kadarını yaşamadığını, tenine düşmüş o inatçı çiller bile saklayamıyor." Yanılıyorsun diye geçirdim içimden. Yanılıyorsun Türk askeri. Beni gördüğünü sanıyorsun. Oysa ben gündüz gözüyle karanlıkta kaldım, yağmurun altında yanmayı öğrendim. Sense kaçmayı seçtin. Beni korumaya çalışırken yalnızlığa mahkûm ettin. Sen de korkaksın tıpkı babam gibi, sen de bir gün bırakırsın elimi herkes gibi. "Sen, kendi kendini karanlığa mahkûm etmişsin," dedim keskin bir dille. "Bense onun içinde yaşamayı öğrenmiş bir gölgeyim." Kalbim onun avuçları arasında atıyormuş gibi ağırlaştı. "Belki," dedim son kez. "Bana ne istediğimi soran olsaydı, her şey bambaşka olurdu." Sormamıştı, sormayacaktı. Benim hayatım…

Bölümün tamamını WritePad'de oku