Bir Bakışın Bedeli
Yazar: Almina

Bölüm görselleri

Birinin ihtimali olmaktansa hiç olmamayı seçtim. İçine düştüğümde çıkamayacağımı bildiğim o gözler, beni bir bilinmezliğin kıyısına getiriyordu. Bakışmamız uzadıkça kaçmak istedim, gördüğüm anlamları yok edip kendime gelmek istedim. "Sormadım farz et." Sana ne Siena dedim kendime. Ne haddine daha ilk kez gördüğün bir adamın hayatını sorgulamak? Kararlı duruşum, kendimden emin bakışlarım avucumdan kayıp giderken arkamı döndüğüm gibi merdivenlere yöneldim. Hızla uzaklaştığımı sanıyordum, ta ki adımlarım aniden kesilene kadar. "Kızılcık!" Bu onun sesiydi. Peki, kızılcık ne demekti? Eteklerim elimden kayıp giderken arkamı döndüm. "Bana mı seslendin?" Yanıma kadar gelip tam karşımda durdu. Aramızda sadece birkaç adımlık bir mesafe olsa da, sanki nefesimle arasında bile engel kalmamıştı. Dudaklarım, "Kızılcık ne?" demek için aralandı, lakin o konuşmama izin vermedi. "Hayatımda biri var." Gururumun yerle bir olduğunu hissettim, kırılsam da belli etmedim. Bu cevaba hiç hazırlıklı değildim. "Size mutluluklar dilerim," dedim hafif bir tebessümle. İfademi bozmadan elbisemin eteklerini kavradığımda ilk defa bu kadar yoğun olduğunu fark ettim. "Bir şey merak ediyorum," dediğimde omuzları gerildi, söyleyeceklerimin hoşuna gitmeyeceğinden emindi. "İnsanlara bu şekilde bakmanın sonuçlarını hiç düşündün mü?" "Sahip olduğum her şey gibi bakışlarımın da arkasında dururum." Yönünü bilmeyen o bakışları, neyi gizlediğini bilmeden kısıldığında, kendini hafiften geriye çekti. "Ama karşımdaki kişinin o bakışlara yüklediği anlamın hesabını verecek biri değilim." Seni manipülatif yabani! "Demek öyle, hayatındaki kadına üzüldüm." Sinirimi bastırmayı başarmıştım, o ise aynı başarıyı göstermekte zorlanıyordu. Beter ol! "Her gördüğün kadına aynı bakışları atıyorsan eğer, muhtemelen hayatındaki kişi sayısı birden fazladır." Bu kez hiç dönmemek üzere arkamı döndüm. Gitmeliydim. Beni ilgilendirmeyen bir şeye neden dahil oluyordum ki? "Kızılcık!" Ne duraksadım ne de arkama baktım ama o, acımasız söyleriyle kalbimden vurmayı başardı. "İhtimaller değişse de sonuç değişmez. Ve sen, bir ihtimal bile olamazsın." Neyin intikamıydı bu? Neyin acısını çıkarıyordu benden? "İsabet olmuş," dedim tek bir an bile durmadan, kırılan kalbimi de zerre umursamadan. "Çünkü ben, ihtimaller arasında olacak bir kadın olmaktansa, hiç olmamayı tercih ederim." Hızımı düşürmeden sergi binasının koridorlarında bir sağa bir sola savruldum. Hiçbir lafın altında kalmamama rağmen içimde biriken öfke dinmiyordu. Solana sapmadan önce odalardan birinde annemi fark ettim. Beni görür görmez yanıma geldi, elindeki kadehi avucuma sıkıştırdı, ardından hiçbir şey olmamış gibi pistin ortasına ilerleyip dans etmeye başladı. Orada kalamadım, çantamı kaptığım gibi uzaklaştım. Nefes nefese, kuytu bir köşede durabildim ancak. Pencerenin önündeki masaya çantamı ve kadehimi bırakıp içindeki çilek sepetinden düşünmeden bir tane alıp ağzıma aldım. Her ısırıkta istemsiz bir gülümseme oluştu yüzümde. Yedikçe o gülümsemenin büyüdüğünü fark ettiğin anda bir el sertçe çantamın içindeki sepete uzanıp çileklerimi pencereden aşağı attı. "Ne yaptığını sanıyorsun sen!" Öfkeyle ayağa fırladığımda benden daha öfkeli olan o yabaniyle göz göze geldim. Yine oydu! "Yabani!" diye bağırdım gözlerimden ateşler fışkırırken. Öyle bir öfke dalgası kapladı ki içimi hırsımı alamayıp şarap kadehini aldığım gibi kafasına geçirdim. "Muşmula suratlı!" Ne anlama geldiğini bile bilmediğim bu kelimeyi Luna'dan öğrenmiştim. Suratsız insanlara böyle bir isim takıyordu. "Senin gibisini bir daha görmemek için ömrümün geri kalanını dört duvar arasında geçirmeye razıyım." Hırsımı alamıyordum, masayı da kafasına geçirmemek için kendimi zor tutuyordum. "İnsan yüzü görmemiş öküz!" "Bana öküz diyen birinin ne kadar asil olduğunu görmüş olduk," dedi utanmadan. O güzelim saçları, kafasına yediği kadeh sayesinde öküz yalamışa dönmüştü. Beter ol, pislik! "Demek ki biraz zorlayınca herkes özüne dönüyor." "Ne bekliyordun paşam?" dedim soğukkanlılıkla. "Eli…